21 Şubat 2018 Çarşamba

NASIL İNGİLİZCE ÖĞRENİLMEZ? GİRİŞ DERSİMİZ: BİR KAPLANLA YÜZLEŞMEK!

İnsan denen canlı türü yüz yıllar geçirdi dünyada. Ne savaşlar atlattı ne devrimler yaptı ve ne saçmalıklar türetti saysak ömrümüz yetmez. Buna rağmen dil öğrenmek dendiğinde dur dur daha doğrusu yeni bir şey öğrenmek dendiğinde hala apışıp kalıveriyoruz. Yahu sen şaş kaza taşları birbirine sürtüp yangın çıkardın. Sen virüsleri keşfedip ilaçlar yaptın, sen ki dünya yetmedi uzaya çıktın. Sorarım sana sen mi öğrenmeyeceksin bir dili?
Bir dil nedir ki? Nedir senin gözünde bu denli zor olan?
Bu zamana kadar evrile evrile keşfede keşfede gelen bu canlı türü yeni bir şeyleri öğrenmeyi hep ister. Lakin sıra öğrenmeye gelince olduğu yerde durur ve birisinin öğretmesini bekler. Çünkü neden? Bir şey öğrenmek istiyorsan mutlaka bir öğretmene ihtiyacın vardır. Kim dedi bunu sana? Yani her öğretmen mükemmel bir öğretici mi? Yani eğitim sistemi kusursuz, elinde öğretmen var ama sen o kadar gerisin ki anlayamadın mı hiç?
Maalesef senin savunduğundan bu çıkıyor. Yani elinde bir öğretici, bir de öğrenmeni sağlayacak bir sistem mevcut. E o halde anlaman gerekmez mi? O zaman neden anlamıyoruz? Dur sana nedenini söyleyeyim. Sistem öğrenmeni sağlayacak bir şekilde işletilmiyor. Eğitim dünyanın bir çok ülkesinde bir çıkmaz sokağa dönmüş durumda. Eğitimi gelişen dünyaya göre uyarlayan, eskiyi geride bırakıp yeni şeyler denemeye açık olan ülke sayısı o kadar az ki.
Tahmin edebileceğin gibi biz henüz o yenilikçi eğitim sistemi içerisinde değiliz. Ama ben burada öğretmenler eğitim vermiyor, her öğretmen aynı, sistem berbat falan demeye çalışmayacağım. 5 parmağın beşi bir değil sonuçta. Fakat o farklı olup aradan sıyrılan iyi öğretmenler maalesef ki hepimize düşecek kadar çok değil. Öncelikle bunu kabul edelim ve İngilizce için ne yapabiliriz ben ne yaptım ne yapıyorum bir sıralayalım sizlere.
Aralarında tuhafınıza gidecek şeyler olabilir. Ya da daha önce duymadığınız ya da duyduğunuz şeylerde olabilir. Bu yöntemler benim İngilizce'yi daha çabuk ve daha kalıcı bir şekilde anlamamı sağladı, sağlıyor. Sizlere de bu şekilde bir etkisi olursa ne mutlu bana. Neyse lafı çok uzatmadan başlayayım.


1. Şarkılar! Müziğin gücü aşkına! 

Çoğu insan işe giderken, yolda yürürken, evde dinlenirken bir şeyler dinlemeyi tercih ediyor. Eğer İngilizce şarkılar seviyorsanız işiniz daha kolay. Şimdi oturun ve en son dinlediğiniz İngilizce şarkının çevirisine bakıverin internetten. Zaten üstte İngilizce metin altta çevirisi yer alıyor bir çok şarkı sözü sitesinde. Metni 2 kez okuyun. Sonra anlamını daha önce bilmediğiniz kelimeleri bir deftere kayıt edin. Sonra diğer bir şarkıya geçin. Aynı işlemi 5 kez tekrarlayın. Hiç yoktan her şarkıda 5 kelime öğrenseniz, günde durduk yere 25 kelime kazanmış olacaksınız (Dinlemeniz için önerim Eminem gibi rapperlerın şarkılarıdır. Hem çok uzun hem de bir çok farklı kelimeyi bir arada bulunduran şarkılar yapıyorlar). Bu kelimelerin yer aldığı şarkıları günde 1 kez dinlediğinizde ise beyin 1 haftanın sonunda otomatikman kayıt altına alacaktır. Yani hem tekrar yapmaktan kurtulacaksınız hem de sadece dinleyerek kelime öğrenmiş olacaksınız. Bunu haftanın her günü yaptığınızda 150 kelime, 1 ayda ise 600 kelime öğrenmiş olacaksınız! İngilizce'de ortalama 2000- 3000 arası kelime bilmek hayatınızı kurtarıyor.  Bu sayede en fazla 5 ayda kelime ezberinden kalıcı bir şekilde kurtulabilirsiniz.


2. Şimdi sıra biraz beyni ters çalıştırmakta. 

Bu zamana kadar hep bize İngilizce alt yazılı izleyin, İngilizce dinleyin falan dendi. Bende diyorum ki oturun ve meşhur dizilerimizi yani İngilizce alt yazılı olan örneğin Aşk-ı Memnu gibi dizilerimizi izleyin. Bu sayede beyin bu cümleyi nasıl çevirmem gerekiyor, nasıl bir mantıkla yapmalıyım hengamesinden kurtuluyor. Yavaş yavaş konuşulan Türkçe'nin İngilizce'ye çevrildiği halleri görerek, mantığınızı oturtmaya başlıyorsunuz. Ayrıca ben bu sayede grammerlere daha çabuk aşina olmuştum. Kesinlikle denemenizi tavsiye ederim.


3. Dizi ya da film izlemeyi seven biriyseniz bu maddeden çok hoşlanacaksınız. 

Bir dili öğrenmenizi sağlayan en temel şey ona maruz kalmanızdan geçer. Yani dili ne kadar çok duyarsanız o kadar iyi kavrarsınız. Bu duyma kısmı için seçilebilecek en iyi yol dizi ya da filmler oluyor. Günde en az 1 saatinizi dinleyerek ve tabi izleyerek geçirdiğinizde bilinçaltınızda ve kulaklarınızda bir aşinalık oluşmaya başlıyor. Bu maddeyi kesinlikle hafife almayın gerçekten çok işe yaradığını göreceksiniz.


4. Kitap okumayı sever misiniz? 

Bence sevmelisiniz. Çünkü her türlü faydasını gördüğümüz bir etkinlik bu. Şimdi ki tavsiyem ise şuan okumakta olduğunuz kitabın kaldığınız sayfasını ya da okuyacağınız bir kitabın ilk sayfasını açmanız. Açtıktan sonra tüm sayfaya göz atıp İngilizce anlamını bilmediğiniz kelimeleri bir deftere not almanız. Bu not alma işlemi bittikten sonra bir çeviri programına tek tek bu kelimeleri girip anlamını öğrenip karşılarına yazmanız! İşte işimiz bitti. Artık o sayfadaki kelimelerin hepsinin İngilizce'sini biliyorsunuz. E bunu unuturum ben diyen arkadaşlara sesleniyorum. Eğer bunu sadece bir gün yaparsan elbette unutursun. Her gün 1 sayfa şeklinde tekrar edeceksin ve emin ol 2 hafta sonunda tekrar eden kelimeler ve gramerler artık kalıcı bir şekilde yer edecek zihninde.
Biraz eziyetli gelebilir ama kalem oynattığınız her işte beyniniz daha aktif oluyor.
Fark ettiyseniz verdiğim öneriler genellikle kelime ezberi üzerine. Çünkü bir dili konuşmak için öncelikli ihtiyacınız kelimelerdir. Kelimeleri bilirseniz iyi kötü anlarsınız cümleleri. O yüzden kendinize kelime hedefleri koyarak başlayın dil öğrenmeye.
Gözünüzü korkutmasın. Sen kansere çare bulmuş bir canlısın İngilizce de neymiş! MEK MAK'lardan oluşan mastar denizi bir dil. Yaparsın sen yaparsın yeter ki kendini çok zor bu, okuluna gidemedim, yerinde eğitim alamadım diye koşullama.
UNUTMA!
İmkansızlık yoktur bahane çoktur!

12 Şubat 2018 Pazartesi

BU HAFTA EN ÇOK DİNLEDİKLERİM! 

Müzik keşfetmeyi kitap okumak kadar eğlenceli bulan birisiyim. Daha önceden bloguma denk geldiyseniz zaten bunu biliyorsunuzdur. Çok az dinlenmiş her güzel şarkı bir tür parlatılmayı bekleyen mücevher gibi. Üzerindeki tozu attırıp, herkesin göreceği bir noktaya koyduğunuzda eskisiyle aynı olan o şeyi ilk defa koymuşsunuz gibi etrafına üşüşen insanlar...
Henüz 4 bin izlenmedeyken keşfettiğim bir çok şarkının yıllar içerisinde hala 1 milyonu görememiş olması bir noktada canımı sıkıyor. Çünkü o güzel müziğe sahip insanlar yaptıkları işten para kazanamaz halde olurlarsa ister istemez o işi yapamaz hale gelebiliyorlar. Bazı insanlarda o az dinlensin bize özel kalsın düşüncesi var. Bazıları için doğal benim gibi düşünenler için ise bencilce bir istek. Güzel şeyler paylaşılmalı. Paylaştıkça çoğaltılmalı. Beni bir kişi bile okuyunca benim için çok kıymetli oluyor her yazım. O tek kişi yazdıklarımı okuma zahmetine girip, dinlediklerimi dinlerse, gün gelir arkadaşlarına dinletirse, hedeflediğim bir şeyi gerçekleştirmiş olacak zaten. 
Yani ben dinliyorsam sizde dinleyin keşfedin görün duyun istiyorum bu güzellikleri. Kimileri çok popüler şarkılar kimilerini ise eminim ilk kez duyacaksınız. Umarım hoşunuza gider, kulağınızın pasını atar, favori dinleme listenizin bir köşesine kuruluverirler. 
Her zaman dediğim gibi farklı dillerde şarkılar dinlemek, her şarkıda yeni bir yabancıyı dost edinmek gibidir. 
Müzikle kalın!

Bishop Briggs - River

Lydia Lee - Blue

Shania Twain - Ka-Ching! 

Kalben - Yara

Deme Durde - Limon Ağaçlarım 

Mabel Matiz - Öyle Kolaysa


IU - Jam Jam

Marjan Farsad - Khooneye Ma 

Boy Epic - Kanye's In My Head

Shivaree - Goodnight Moon 

11 Şubat 2018 Pazar

THE POST - BİR GAZETE NASIL DEVLEŞİR?


Filmin baş rollerini Tom Hanks ve Meryl Streep paylaşıyor. Tom Hanks'i Forest Gump'ı izlediğim günden beri çok severim. Harika bir oyuncu. Çok sevimli bir yüze sahip, yaşlanmış olması karizmasına karizma ekleyen bir insan. Aynı şey Merly Streep içinde geçerli. Kesinlikle yaşlanmayan bir güzelliğe sahip. Ha keza oyunculuğu her yeni filmle başka bir evreye ulaşıyor. 

Peki The Post nedir? Nasıl bir filmdir? Konu olarak neyi işler?

Amerika'nın devlet sırlarının The New York Times gazetesinde yayınlamasını ve yerin yerinden oynamasını anlatıyor. Amerika zamanında Vietnam'a savaş için asker yollar, amacı zafer kazanmaktır lakin işler yolunda gitmez. Fakat hangi devlet yenildiğini yapamadığını kolay kolay kabul eder ki? Amerika halka karşı göz boyayan bir politikayla her şeyin iyi olduğunu, savaşı iyi idare ettiklerini söylüyorlar. Askerler gönderilmeye devam ediyor bu süreçte. Yani zaten cehennem gibi olan bir yere öldürülecek yeni insanlar gönderilmiş oluyor. Zaten savaşların karanlık yüzü tam olarak bu değil mi? Sırf politikalar uğruna onlarca masum gencin ölüme sürüklenmesi. Kendi topraklarından kilometrelerce uzaklıktaki devletlerin iç işlerine karışıp, tüm düzeni paramparça etmeleri... Kısacası savaş her daim ölüm oranında bir artış sağlıyor. Her neyse The New York Times bu devlet sırlarını taa Vietnam savaşı konusu gündeminde olan en eski başkanlara kadar götürüyor. O sıra devletin başında olan Nixon'da halkı yanıltanlardan birisi. Durum böyle olunca, devlet gazetenin devlet sırları ifşasının doğru olmadığını, güvenliğe zarar verdiğini vereceğini söyler ve gazeteyi durdurma kararı aldırır. 


Ama tam bu noktada oyuna The Post yani sevimli Tom Hanks ve harika Meryl Streep işe tam anlamıyla dahil olur. Onlar belgelerin peşine düşer. Ortalık karışır. Gerisini anlatmayayım çünkü spoilera girer. Ya da dur anlatayım ama bu kısımdan sonrasını aman senin anlatacakların benim izlememi engellemez anlat sen diyenler devam etsin.
Şimdi The Post başında Meryl Streep yer alıyor gazeteden sorumlu olan kişi ise Tom Hanks. Ele geçen belgelerin basımı devlet tarafından engelleme kararı çıkarılınca haliyle işler sarpa sarıyor. Mahkemeye kadar herkes tedirgin tedirgin beklerken The Post'tan bir gazeteci belgeleri buluyor ve gazeteye getiriyor ve Tom Hanks durur mu hiç! Baskı için hemen hazırlıklara başlıyor fakat sorun şu ki bu baskıyı yaparlarsa mahkemelik olacaklar ve hatta hapse bile girebilirler.
Buna rağmen baskı yapma kararı alınıyor bizzat Meryl Streep tarafından. O ana kadar hep erkek egemen tarafından geri plana atılmaya çalışan o yönetici ortaya çıkıp son noktayı koyuyor ve baskı yapılmasına karar veriyor! Harika bir andı bence. Öylesine önemli bir kararı verirken parayı ve konumu bir kenara koyup özgürlüğü seçmesinden bahsediyorum.

ÖZGÜR BİR BASIN!

Film temelde bunu veriyor aslında. The Post'u post yapan sonunda gerçek bir haber yakalaması ve onu her şeye rağmen basmasıydı. Ne demişler hayat cesurlara güler. Ayrıca bu olayın ardından diğer tüm gazeteler destek amaçlı belgeleri basarlar ve yine burada güzel bir sonuca varmamızı sağlarlar! Seni senden olan kurtarır. Bugün benim başıma gelen yarın senin başına gelebilir. Kendi kendilerini ayağa kaldıran özgürlüğü savunmaları oldu.
Mahkemede bunu destekleyen bir karar vererek gazetelerin baskılarını bir suç unsuru olarak kabul etmedi. Güzel bir açıklama vardı en sonda: BASIN DEVLETE DEĞİL HALKA HİZMET ETMELİDİR. 
Zaten basını sıkıştıran Nixon devleti kısa bir süre sonra Watergate Skandalı ile kendini çok zor bir duruma sokup, istifa etti.
Eden bulur dediğimiz şey oldu kısacası. Keşke tüm suçlular cezalarını bu denli çabuk bulabilseler değil mi? 
SONUÇ: Film, kadro, YÖNETMEN(Steven Spielberg), oyunculuklar(sadece baş roller değil yan rollerde oldukça parlaktı), senaryo, akış her şeyi ile dört dörtlük bir filmdi. Kesinlikle izleme listenize dahil etmelisiniz benden söylemesi!

Fragman:

10 Şubat 2018 Cumartesi


Evet, yine o malum tarih yaklaştı. Belki uzun zamandır evlisiniz, “Artık Sevgililer Günü mü kaldı bize?” diyorsunuz. Belki uzatmalı sevgilisiniz, her 14 Şubat geldiğinde ne alacağınızı kara kara düşünüyorsunuz. Belki yeni bir sevgili yaptınız, heyecandan ne alacağınızı bilemiyorsunuz. Belki de bu günü evinizde tüylü, minik dostlarınızla geçirecek ve “En güzel sevgi bu!” diyorsunuz. O da mı değil? E, o zaman neden kendi kendinize hediye almıyorsunuz? Tamam, merak etmeyin; bu listede hepinizi düşündük.


- İlişkiyi heyecanlandırmak için baştan çıkarıcı bir koku alın. Kokular hafızada yer bırakır ve her yeni koku bambaşka hatıralar yaratır. Hazır kış ayındayken baskın ve egzotik kokuları tercih edebilirsiniz. 
Kadın parfüm önerimiz için tıklayın! 
Erkek parfüm önerimiz için tıklayın!
- İlişkinizin başladığına dair sosyal medyada boy boy fotoğraflarınızı sergilediniz büyük ihtimalle. Ama unutmayın, geleneksel fotoğraf albümünün anlamı her zaman çok başkadır. O nedenle, HP Sprocket kırmızı fotoğraf yazıcısı sevgililer günü için çok keyifli bir hediye olacaktır.  HP Fotoğraf yazıcısı için tıklayın!

- Bu önerimiz ise beylere. Her zaman geç kalmasına sebebiyet verdiği için söylendiğiniz eşinizin makyaj setini yenileyerek şaşkınlık yaratmaya ne dersiniz? Kadınlar kozmetik ürünlere bayılır, biliyorsunuz.  Kozmetik ürünleri için tıklayın!

Her Pazartesi beraber spor yapmaya niyetleniyor ama ilişkideki bir taraf planları bozuyorsa, şahane bir fikrimiz var. Motivasyonu yükseltecek bir akıllı bileklik! Fiziksel aktiviteleri detaylı bir şekilde takip etmeye olanak tanıyan bu bilekliklerle spordan kaçmak yok, sağlıklı hayata hemen başlamak var. Akıllı Bileklikler için tıklayın!

- Romantiklik önemli. Karşınızdakine ince bir ruhu ve ince zevklere sahip biri olduğunuzu göstermek için en iyi gün, bugün! Hediye edeceğiniz retro bir plakçalarla eski plakları dinleyip, romantik bir akşam geçirebilirsiniz. Retro plakçalarlar için tıklayın!
Ben hala kararsızım daha fazla seçeneğe bakmalıyım diyorsanız zaman kaybetmeden buraya tıklayabilirsiniz
Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Şubat 2018 Çarşamba

FALCON HEAVY TEK SEFERDE UÇTU! ELON MUSK VE SEVGİLİ TESLASI

Bildiğiniz üzere Elon Musk geçtiğimiz günlerde gelmişti ülkemize. Bundan önce çokta bilinmiyordu ya da dikkatini çekmiyordu Türkiye'de. Ama Elon Musk Tesla, Space X gibi bir çok şirketin kurucusu. Hayal ettiği şeylerle dünya sınırlarını zorlayan bir isim kendisi. Ve en sonunda Space X'in senelerden beri süren deneyleri ve denemeleri sonucunda bugün Falcon Heavy Roketi fırlatıldı. Gece yarısı gibi sonlanan bir canlı yayın ile gerçekleştirdi bunu Space X. Bir pr yani büyük çaplı bir reklam yapıldı ve gerçekten reklam tam anlamıyla hakkını verdi. Roketler diğer firmaların yaptığı harcamaların çok çok daha altında bir maliyetler ile yapılması Space X'in önemini vurguluyor. Ayrıca Falcon Heavy Mars ile Güneş yörüngesine girecek şekilde bir yol izlemesi için şekillendirildi. Ay değil Mars! Ayrıca herhangi bir insan bulundurmadan, bir astronot bulunmadan bunu yapabilmesi büyük bir olay olacaktır. 

Peki Falcon Heavy'de ne vardı?

Tabi ki TESLA
Kendi üretimleri olan ve oldukça beğenilen Tesla aracını uzaya gönderdi! Space X ve Tesla'yı kucak kucağa Mars'a gönderdi. 21. yy'da önemli anlardan biriydi. Uzay çağında olduğumuzu hatırlatan bilimsel ve teknolojik bir gelişmeydi. Yukarıda bahsettiğim gibi Elon Musk bu gönderim işleminin maliyetini oldukça aşağı çekmeyi başardı ama nasıl? 
Az önceki canlı yayında da şahit olduğum şekliyle açıklayayım. Ateşlenen 3 roketin 2'si yani günlendirici roketler dünyaya geri döndü. Evet, normalde patlama, devrilme gibi riskleri bulunan o roketler sapasağlam dünyaya iniş sağladı. 
Dediğim gibi canlı yayında izlemek gerçekten heyecan verici bir andı. Elon Musk daha çok uzun süreler adından bahsettirecek. Özellikle yaptığı işlerde bu denli aykırı olması, çalışmaktan yılmaması ve her şeyi kusursuz yapmaya çalışması ile devletlerin dikkatini üzerine toplayacağı ortada. Zaten üzerine çevrilmiş olan gözler eminim iki katına çıkacaktır. Kim bilir işi çok ileriye taşıyıp, insanları uçak yolculuğu yapar gibi Mars'a bile götürüp getirebilecek o teknolojiye ulaşır. Onda bu azim, zeka ve para varken yapması işten bile değil.
Peki ya siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Benim gibi canlı yayını izleyenlerden misiniz? 

6 Şubat 2018 Salı


SİTENİZ İÇİN ADSENS'TEN NASIL ONAY ALIRSINIZ?

Tekrardan merhabalar! 
Bu kez daha önce hiç değinmediğim bir konuyla karşınızdayım. Kendi başımdan geçenleri de anlatarak yardımcı olacağım sizlere. Uzatmadan başlayalım o zaman!
Hepimiz Adsens sistemi içerisinde her gün internette geziniyoruz. Google Adsense'in tanımladığı reklamlara çoğunlukla tıkladığımız da bir gerçek. Peki böylesine büyük bir sistemin parçası olmayı ister miydiniz?
İstemiyor olsanız burada ne işiniz var zaten değil mi? Ama Adsense tabi ki büyüklüğü kadar kabul olunması da meşakkatli bir sistem. Fakat imkansız falan değil.
Adsense'ten onay için ister Blogger'ı ister Youtuber'ı tercih edebilirsiniz. Ben öncelikle Blog kullanımı ile adsense onayından bahsedeceğim çünkü bu yolla kabul edilmek Youtube'a göre çok daha zor. 
Yazdığınız yazılarda reklamlar bulunsun, az çok bir getirisi olsun diyorsanız ilk önce güzel konular hakkında yazmaya başlayın. Ama öyle tek konu hakkında yazın falan demeyeceğim. Yani bu şart değil. Benim blogum kişisel bir blog ve bir çok konu hakkında yazı bulabilirsiniz. 


Olay tek konu hakkında yazmanız değil, güzel yazıp yazmamanız da.

Çok ciddiyim! Nasıl ki kimi insanların hitabetleri çok güçlüyse, kimi insanlarında kalemi güçlüdür. Öyle ilk yazınızdan Herkül kesilin demiyorum. Ama yazarken Türkçe kullanımına, yazım kurallarına dikkat edin. Güzel kelimeleri bir araya getirin, özenle kurun cümlelerinizi. 

Seçtiğiniz konular hakkında en az 300 kelimelik makaleleriniz olsun. Bakın en az 300 kelime diyorum.

Bir iki makale yazdım tamamdır sakın demeyin. Çünkü ortalama 30 makale olması gerekir blogunuzda. Bu otuz makaleyi diğer sitelerden kopyala yapıştır falan yapmayın! Kendi cümlelerinizden oluşsun. Ama bir başka yazıyı sadece kelimeleri değiştirerek kopyalamayın, çünkü Google'un oldukça güçlü bir alt yapısı var. O mu akıllı mı ben mi yarışına girmeyin boşuna, mutlaka haklayacaktır sizi.
Örneğin; zaten yazı yazmayı seven biriydiniz ya da yazdığınız başka bir yerdekileri yazıları yeni bir bloga taşımak istiyorsunuz bu durumda bu yazıları tek bir gün içinde taşımayın bloga. Haftaya yayın. 

Günde 1 adet makale oldukça makul bir sayı. Her gün yazamam diyenlerdenseniz hafta 1 ya da 2 yazın ama mutlaka yazın. Blogu boş bırakmayın.

Şimdi makaleler hazır, 30 makaleyi 1 ya da 2 ay gibi kısa bir sürede yazmışsanız yine sıkıntı Adsense için(Ama kısa bir bilgi vereceğim sizlere. Adsense'te iki yüzlü olabiliyor. Nasıl mı? Eğer siteniz yeni olmasına rağmen iyi hit almayı başarmışsa örneğin günde 10 - 15 bin arası ziyaretçi geliyorsa, onay alma ihtimaliniz çok yüksek eğer öyle değilse okumaya devem edin) Adsense en az 6 - 7 aydır açık olan site ya da bloglarla daha çok ilgileniyor. Hemen açılıp hevesle yazılmış sitelerin gene aynı hevesle bomboş bırakılması durumuna karşı alınmış bir önlem olsa gerek.
Bu evrede gene sabır devreye giriyor. 

Ne kadar sürecek bir sabır mı? diye merak ediyorsanız kendi Adsense serüvenimden örnek vereyim size.

Ben 2016 yılının mayıs ayında bu bloga Adsense reklamı almak için ilk başvurumu yapmıştım. İçerisinde 20 civarı dolu dolu yazı vardı. Ama blogum henüz 5 aylıktı. Sık sık yazı koymuyordum ilk ay her hafta bir şeyler koyayım diye heves ettim ama sonra hevesim kesildi çok gelen giden olmayınca. Bu yüzden geri kalan süreçte ayda bir iki yazı anca koymuştum. 5 ayın sonunda Adsense başvurdum. E tabiki reddedildim. Daha fazla içerik koymam gerektiğini belirten bir ret emaili aldım. 
Sonrasında tamamen bıraktım yazmayı. Aradan 6-7 ay geçti. Bu kez sırf istediğim için yazmaya başladım. Adsense'ten reddedilmiştim zaten. Tekrar başvurabileceğimi bilmiyordum. 2017 temmuz ayına kadar yazdım. Aklıma estikçe her konudan bir şeyler yazıp, Google Plus gibi ortamlarda, Twitter'da, Facebook'ta paylaştım. Sonra şaş kaza Blog Hocam'a bakarken öğrendim, tekrar Adsense başvurusu yapılabiliniyor! İçimde hiç umut yok ama. 
Diyorum ki yine olmayacak, boşuna gönderdim falan filan. Ama hiç beklemediğim bir biçimde onaylandığını söyleyen bir posta aldım 2 gün sonrasında. Tamda bunlara dayanarak söylüyorum arkadaşlar. Adsense cidden hevesli olmanızı isteyen bir sistem. Bol bol yazmanızı değil, sürekli olmanızı istiyor. Sabırlı olmanızı istiyor. Ayrıca hit almıyorsanız zaten para kazanmanız pekte kolay olmuyor. Bunu kendi kazancımı baz alarak söylüyorum. Ama gündem konularını ele alırsanız emin olun iyi kazançlar sağlayabilirsiniz. 
Adsense için gerekli olan adımları sıralayayım bir kez daha
1. Makaleleriniz en az 300 kelime olsun.
2. Ortalama 30 makale yazmış olun.
3. Makaleleri herhangi bir yerden kopyalamayın.
4. Blog henüz 3 - 4 aylıkken başvurmayın 6-7 ayı geçmesini bekleyin, sabırlı olun.
5. Mutlaka haftada en az 1 yazı koyun.
Bunları yaptığınızdan emin olduktan sonra zaten başvurabilir duruma gelmiş oluyorsunuz ve çok yüksek ihtimal kabul ediliyorsunuz. Fakat kabul edildikten sonrasında yazmayı bırakayım demeyin, çünkü yazdıkça, yazılar okundukça reklam görünürlüğü, tanımlanma şekli iyileşiyor. Ayrıca Youtube için nasıl kabul olunur konusunda da yazacağım. 
Aklınızda herhangi bir soru işareti kaldıysa yorum olarak belirtebilirsiniz, bildiğim kadarıyla açıklayama çalışırım! Diğer yazıda görüşmek üzere!

Beni Instagram'dan takip edebilirsiniz: @brandallfigure
Ayrıca kendi tasarladığım tişörtleri satın almak veya incelemek için: Branallfigure Shop

5 Şubat 2018 Pazartesi

Rahmi Koç Müzesi'nden bir kare

UZUN YOLCULUKLARI SEVENLER İÇİN MÜZİK LİSTESİ

Açıkçası ben kara ya da tren yolu ile yapılan uzun yolculuklara bayılırım. Zaten siz bana gezmek deyin ben her türlü bayılırım. Seviyorum yeni yerler görmeyi, eski yerleri tekrar gezmeyi, eskide yeni birşeyler yenide ise eskileri bulmayı. Kulağımda kulaklığım elimde nor defterim olsun ayaklarım su toplayana kadar gezerim. E hal böyle olunca kulaklığa mühim bir görev düşüyor. Ben gezerken o calmalı sonuçta. Bir yerleri gezerken ya da henüz yoldayken güzel ve dinlendiren şeyler dinlemek bir tür terapi gibi. Çok bangır bangır olmayan, çokta yavaş akmayan şarkılar hem zihni açıyor hem de gezip görülecek yerler icin enerji sağlıyor.  Son bir iki haftadır dinledigim Türkçe şarkıları bir araya getirdim sizler için. Bazıları çok yeni bazıları ise baya bir eski. Ama emin olun hepsi kulakların pasını attıran türden şarkılar. Neyse lafı kısa keseyim. Liste altta. Eğer sizinde gezerken dinlemekten hoşlandığınız şarkılar varsa yorum bırakabilirsiniz. 😊



Mabel Matiz - Öyle Kolaysa

Cem Adrian + Birsen Tezer - Beni Hatırladın mı?

Gripin - Sor Bana Sor

Can Ozan - Delirmiyorsan Tebrikler

Athena - Geberiyorum

Tucinella - Hey

Aybüke Kahya - Ben Buyum Biraz Farklı Huyum

Eda Baba - Uzun İnce Bir Yoldayım

Can Bonomo - Meczup

Nil Karaibrahimgil - Seviyorum Sevmiyorum

Mirkelam - Asuman

Özkan Uğur - Olduramadım

Göksel + Ferman + Teoman - Taş Bebek

Özlem Tekin - Hep Yek

Dolu Kadehi Ters Tut - Anamız Babamız Yok Deriz

Yaşlı Amca - Giderdi Hoşuma

Melek Mosso - Umrumda Değil

Boş vermişim Dünyayı


Beni Instagram hesabımdan takip edebilirsiniz: @brandallfigure

2 Şubat 2018 Cuma

JET SOSYETE GÜLDÜRECEK Mİ?

Star Tv'de ekrana gelecek olan Jet Sosyete'nin reklamlarına denk gelmiş olabilirsiniz. Baya bir reklamı yapılıyor. Bildiğiniz üzere Gülse Birsel uzun zamandır senaryo yazarlığı yapıyor. Hep güldürü üzerine çalışmalar yaptı ve yaptığı her çalışma iyi iş çıkardı. İlk önce Avrupa Yakası ki buradaki karakterleri bilmeyen yoktur, ardından Yalan Dünya ile seyirci karşına çıktı. Bir süre sonra bir film ile çıktı sahneye. Kesinlikle güzel bir senaryosu vardı Aile Arasında'nın. Hoştu, yine güldürmeyi başarmıştı.
Şimdiyse Jet Sosyete ile geliyor karşımıza. İlk fragmanlardan sonra potansiyel izleyiciler ikiye ayrıldı. Kimisi heyecanla bekliyor, kimisi ise fragmana gülmediklerini, tiplemelerin basit olduğunu belirtiyor. 
Daha önceki dizilerindeki karakterler Burhan Altıntop, Kapıcı Gaffur, Vasfiye Teyze gibi dobra ve ışığı parlayan karakterlerdi. Filminde böyle bir karakter olarak yani kendini şu hareketinden dolayı unutulmaz denecek bir karakter bence yoktu. Sonra Jet Sosyete'nin fragmanını bir izledim, gerçekten Gülse Birsel mi yazmış senaryoyu derken buldum.
Çünkü kötü şiveli bir kadın karakter, bir ağır abi, kafası basık bir zengin ne bileyim karakterler sanki çokta nokta atışı olmuş gibi durmuyor. Ama bu fragman için seçilmiş sahnelerden de kaynaklanmış olabilir.
Ama zaten Gülse Birsel'in senaryo konuları uçubik olur, var olan sistemle absürt bir biçimde dalga geçer. Avrupa Yakası'nı ünlü yapan karakterleriydi, Yalan Dünya'da da öyle oldu. Jet Sosyete'de ise her halde hikayesi olacak. Yani bir çaycının alınıp müdür yapılması pek alışıldık bir şey değil ve altında ince ince bir dalga var gibime geldi. Hani her şeyi bildiğini iddia eden müdürler gibi yönetim konumunda olanların işini o işi hiç bilmeyen bir kişi bile yapabilir mi denmek istenmiş emin olamadım. Bu şahsi fikir yürütmem. 
Genellikle aynı oyuncularla çalışmayı seviyor kendisi. Ve maalesef ki o oyuncular ister istemez birbirine çok benzeyen karakterler çıkıyor ortaya. Jet Sosyete'nin kısa fragmanındaki karakterlere şöyle bir baktım. Ama karakterler beni güldürdü diyemem, çünkü uzun zamandır konuşmasından, dış görünüşünden ya da hal ve hareketlerinden kaynaklı güldüreceği düşünülen tuhaf karakterler yazılıyor. Kaliteli espriler yerine hal ve hareketiyle kötü duruma düşünce güldüreceği düşünülen karakterler. Örnek Yeni Gelin, yani o karakterler cidden nedir ya? Aşırı gerçek dışı. 
Umarım Gülse Birsel bize adam gibi bir komedi sunar. Çünkü bu zamana kadar iyi şeyler yaptı ve umarım reyting kurbanı olmadan ama kendi çizgisini de kaybetmeden bir şeyler sunabilir bizlere.
Çok beğenilen oyuncular var dizide. Örneğin geçen sene yıldızı parlayan Çağlar Çorumlu! Özellikle onun oyunculuğunu merakla bekliyorum! Dizinin şubat ayında başlayacağı söylenir bakalım! Bekleyip göreceğiz! 
İlk fragmanı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Follow by Email

gtag('config', 'UA-86742725-2'