17 Ocak 2018 Çarşamba

HANDSOME DEVIL

(Başlamadan önce filmden bir alıntı: Tüm hayatınızı başkası olarak harcasanız sizin asıl hayatınızı kim yaşayacak?)

Bazı filmler vardır boş zamanlarınızı değerlendirmek için izlersiniz. Bazı filmler vardır onlar için zaman yaratırsınız. Handsome Devil'da o filmlerden birisi.
Genellikle bir film izlerken hayatın içinden hikayeleri tüm yönleriyle, acımasızlığıyla göstermesini tercih ederim. Çünkü hayat pamuk şekeri değil ve onu öyleymiş gibi göstermek sorunları olan insanlarla dalga geçmek gibi bir şey.

Handsome Devil'de sinema dünyasında çok fazla rastlamadığımız bir konu olan eş cinsellik konusu ele alınıyor. 

Lise öğrencilerin yani ergenlik hormonlarıyla dengeleri bozulmuş gençlerin her zamankinden daha fazla aşırı, kırıcı, öfkeli oldukları dönemleri bilirsiniz. Yaşadınız ya da yaşayacaksınız. Handsome Devil lisede ailesiyle arası iyi olmayan ve hiç arkadaşı bulunmayan Ned'in odasına gelen yeni çocuk sayesinde değişmesine konu alıyor.
Aslında tam olarak değişmek diyemeyiz buna. Asıl değişen Ned değil açıkçası. Gelen oğlan Cornor başka bir okuldan atılmış sırları olan ama oldukça iyi Rugby oyuncusu.
Ned ile aynı odaya düşer. Ned ise eş cinsellik üzerine bir sürü saldırıya aşağanlamaya uğramış, çevresinde hiç arkadaşı olmayan ama okumayı ve müziği seven bir öğrencidir. Karşısındaki çocuk ise bir kara kutu. Bir gün ödev için mektup yazılması gerekir ve o mektup aralarında bir arkadaşlığın doğmasını sağlar.
Ned ilk defa yalnız olduğunu fark eder. Bu zamana kadar yalnız olduğumu anlamamıştım ta ki bir arkadaşım olana kadar. Bu cümle gibi onlarca güzel cümle var filmde. 132 dakikaydı sanırım. Eğlenceliydi. Üzücüydü. Kimi yerlerde dişlerinizi sıktırıyor yumruk atma hissi uyandırıyordu. GERÇEKÇİYDİ. İnsanları sırf tercihleri için suçlamak yalnız bırakmak henüz bir çocukken asosyal hale getirmek... Hepsinden biraz biraz göstermişti Handsome Devil.

Ama filmde eş cinselliğin açıklanmaması gereken bir suç gibi gösterildiği sahneler, saklanan o sırrın altında eğilip bükülmek, ikilemler bence gayet iyi verilmişti.

Filmde İngilizce öğretmenini meşhur Sherlock'ta ki Psikopatımız canlandırıyor ve bence oyunculuğu gerçekten güzel. Abartısız, gelişi güzel. Ayrıca baş rollerde oldukça iyiydi özellikle Ned gerçekten koruma içgüdünüzü harekete geçirecek kadar çelimsiz ve sevimli bir karakterdi.
Benim filmden çıkarımım ise şu şekilde: Hepimizin büyük küçük sırları var. Lakin o sırlar aslında sır değil. Gizli kaldığımız şeyler asla duymasını istemeyeceğimiz kişiler tarafından duyulabilir. Kimileri bunu bir savaş baltası kimisiyle kırılacak bir yumurta gibi kullanır. Kimileri sırlarını kendi sırrı bilir özen gösterir. Kimileri nefret ögesi haline gelmek için uğraşır durur. Sırlar asla sır olarak kalmaz. Onları saklamak sandığımız gibi bizi koruyacak bir çözüm değil bizleri istemediğimiz kişiye dönüştürecek bir silahtır. Başkasının hayatını yaşayış şeklini örnek almak onun gölgesinde bir iz olmaktan ileri gitmez. TERCİH ETMEK TÜM CANLILAR İÇİN GEÇERLİ OLAN BİR ÖZGÜRLÜKTÜR. Bir başkasına zarar vermiyorsa tercihlerin saygı duyman gerekir. İster cinsellik ister siyasi ister bireysel kararlar olsun. İnsanları sır tutmaya iten şeylere karşı yapılmış bir filmdi bence. Sırların insanı boğabileceğini sonunda istemediği bir kişiye dönüşeceğini gösteriyordu bize. Ayrıca her yaşta her konumda olan insan toplumsal baskıyla karşılaşabiliyor. Bu baskıya ayak uydurup elinde meşaleler İle cadı avına başlamak ya da geri durup bu yürüyüşü hiç başlatmamak senin elinde. Yaşın, cinsiyetin, konumun ne olursa olsun. Tek başına bir güçsün ve bu gücü doğru kullanırsan Big Bang'i bile sönük bırakabilirsin.

Biliyorum biraz dramatik ve edebi oldu.

Ama Handsome Devil bana tam olarak bunu hissettirdi. Lise zorbalığı, arkadaş baskısı, öğretmenlerin banalliği, sevimsiz okul ortamı... Tüm bunlara karşı ezilen zorbalık gören dövülen hatta ve hatta intihar eden gençliğe rağmen değişmeden aynı kalan bir eğitim sistemi. Diyorum ya yetişkinler kör. Bakıyorlar ama aradaki 7 farkı görecek kadar zeki değiller.
Güzel bir filmdi içinde güzel eleştiriler barındırıyordu. İyi bir oyunculuk, iyi bir hikayeyi beraberinde getirmişti. Sevdim zaten yukarıda yazdığım dünya kadar şeyden sevdiğim anlaşılıyordur. Bu filme vakit ayırın ve sadece ay işte film deyip geçmeden önce üzerinde birazcık düşünün.

Fragman burada:

13 Ocak 2018 Cumartesi

DAHA ÇOK PARA KAZANMAK? DAHA ÇOK ŞANSLI OLMAK MI İSTİYORSUN? 

O ZAMAN İLK ÖNCE OKUMALISIN


Kim daha çok para kazanmak istemez ki? Daha iyi koşullarda yaşamak? Daha iyi imkanlara sahip olmak? Bunlar her orta ve alt sınıfa dahi olan insanın hayalidir. Benimde :). Peki bu insanlar nasıl böylesine para kazanıyor? Nasıl bu kadar iyi yaşıyor? Yediği önünde yemediği arkasında! İnternet ortamında bir fenomenliktir gidiyor. Hem sevenleri hem de hiç sevmeyenleri mevcut. Ama hepimiz biliyoruz bu insanlar, belli ve büyük kitlelere sesleniyor. Bunun terimsel bir adı var. Kişisel Markalaşmak.
Yani yaşayış şeklinden, tercihlerine, seyahatlerden, satın aldıklarına kadar her şeyiyle bir tür marka haline geliyor. Kendisini sosyal medya aracılığı ile satın alınabilir ya da reklam yayınlayabilir bir kanal haline getiriyor. 

Tabi bunu nasıl yapıyor? Geleceği okuyarak mı? 

Hayır pek sanmıyorum. Sadece önümüzde bir kitap gibi açık olan ve gelişmekte olan İnternet ağlarını doğru kullanıyor. Şimdi siz fenomenlerin sadece alışveriş yaptığını, ora benim şurası senin diye gezdiğini sanıyor olabilirsiniz ama onlarda gelişmek adına sürekli seminerlere katılıyorlar. Eğitim alıyorlar, görüyorlar, gördüklerini de uyguluyorlar, kitap okuyorlar, izliyorlar ve bunlardan paydalar çıkarıyorlar. 
Tabi bunu tüm fenomenler için söylediğimi sanmayın. Sadece bazıları bu kadar özenli. Ve bu özenli olanlar çok büyük kitleleri etki altına alabiliyorlar. 
Şimdi bunu yapabilmek için fenomen mi olacağız diyenler var. Hayır sadece fenomenlerin izlediği yolu izleyeceksiniz. Yani pazarlama konusunda kendinizi doyuracaksınız. Çünkü dünya son 5 - 6 senedir kişilerin kendilerini pazarlayabilme yeteneği üzerinden dönüp duruyor.
Bu pazarlama aklınıza kötü şeyler getirmesin. Benim bahsettiğim pazarlama. kişinin kendi artılarını, önceliklerini, hedefleri ve ona uygun bir biçimde isteklerini bilmesidir. Nasıl yani?
Örnek vermek gerekirse iki kişi iş görüşmesi için çağrılır ve işi sadece birisi alır. İşi alan kişi olmak istiyorsanız, o işe en uygun olan alanlarınızı parlatmanız gerekir. Örneğin iki kişi de İngilizce biliyordur. İki kişi de yurt dışı seyahati etmiştir. Ama biri bu seyahatleri esnasında bir çok semire, etkinliğe katılmış ve bunların getirdiği çevreler edinmiştir. Diğerine göre daha fazla tecrübesi olmasa da çok daha aktif yaşamış, kendisini pazarlayacak argümanları daha iyi biriktirmiştir. Peki bu argümanlar nelerdir? 

Neden bir başkası bizden iyiyken biz bir sıfır geri de kalırız? 

Neden o işe girer de biz işsiz olmaya devam ederiz. İşte aşağıda ki kitaplar bunları görmemizi ve eksiklikleri nasıl pazarlama politikası haline getireceğimizi gösteriyor. Hepsi bu alanda adlarını duyurmuş önemli eserler. Bir yol gösterici gibi kişiliğinizin ışıldamasını istediğiniz alanları bulmanızı sağlıyor. Neyi eksik yaptığınızı görebiliyorsunuz. Kelime dağarcığın mı yetersiz? Yeteri kadar öz güven sergileyemiyor musun? Ya da konuşurken çok mu heyecan yapıyorsun? İşte maalesef bunlar iş dünyasında birer defo gibi görülüyor. Acı ama gerçek. Bu defoları kapatıp, kişisel markanızı nasıl güçlü hale getireceğinizi görebiliyorsunuz. Ben aşağıdaki kitapların bir çoğunu okudum. Kendi defom işlerimi sürekli ertelememdi ve yeteri kadar iyi olmadığımı düşünmemdeydi. Ama bunu kabullenmek elbetteki çok zordu. Yalnız iş dünyası için değil kişiliğiniz ve çevreniz içinde iyileştirici etkileri bulunuyor okumanın. Tavsiyem bir tanesinden başlamanız. Çünkü ilk önce başarmayı hedeflediğiniz şeyi her yanıyla tanımanız gerekir. Bunun için yapabileceğiniz en iyi şey okumaktır. Daha önceki hayat deneyimlerini okuyup, kendi çıkar yollarınızı çizmek sizleri karlı çıkaracaktır. 
Keyifli okumalar!

1. Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı - Mark Manson
2.Aklını Kullan Aksini Düşün - Paul Arden
3.Hızlı ve Yavaş Düşünme - Daniel Kahneman 
4.Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı - Stephen R. Covey
5.Bilinçaltının Gücü - Joseph Murphy
6. Akıl Dışı Ama Öngörülebilir - Dan Ariely
7. Ted Gibi Konuş - Carmine Gallo
8. İçindeki Devi Uyandır. - Anthony Robbins



Müslüm
Müslüm Gürses'in hayat hikayesinin anlatıldığı bir film var karşımız da. Sadece fragmanı bile tüyleri diken diken eden bir akışa sahip. Müslüm Gürses'in hayatını az çok bilenler çok büyük badireler atlattığını da bilir. Çocukken ailesinin özellikle annesinin yaşadıkları, ölümden döndüğü trafik kazası gibi bir çok dönüm noktaları vardı  hayatında. Müslüm Gürses, bence Türk müzik dünyasında, kendi sınırlarının dışına en fazla çıkan sanatçılardan birisidir. Bir çok tarzı denemiş bir isim. Maalesef aramızdan çok erken ayrılsa da yeri doldurulamayacak bir çok iş bırakmıştır. Filmi ise bu senin en merak edilenlerinden birisi oldu bile. 

Kızıl Serçe
Yine Jennifer Lawrence! 
Bu kadının oyunculuğunu hep sevdim. Öz güven ve sempatinin can bulmuş hali. Roller ne kadar uç noktada olursa, onun yeteneğini o denli daha iyi görmemizi sağlıyor. Kızıl Serçe'nin konusuna gelirsek; baş rolümüz zorlu hayat koşulları ve annesinin rahatsızlığı sebebiyle bir çıkmaza giriyor ve bu çıkmazdan ya bir Serçe yani bir tür ajan olarak çıkacak ya da annesinin ameliyatını yaptırabileceği paradan mahrum kalacak. Tabi ki cesurca davranarak en iyi ajanlardan biri haline gelip, cinsel yöntemlerle saldırmaya odaklanılmış, zorlu eğitim koşullarını atlatmış bir Serçe olarak karşımıza çıkıyor. Daha ilk fragmanıyla bile hem kanınızı donduran hem de yerinizde hoplatan bir aksiyonu var. Kesinlikle izleme listenize eklemeniz gereken bir yapım geliyor.

Suyun Sesi
Fantastik ve bilim kurgunun bir arada olduğu filmleri hep çok sevmişimdir. Bu filmin fragmanını şaş kaza gördüm ve aşık oldum. Hep dış güçlerin uzaylıdır, yaratıktır vb. tuhaf canlıları hapsettiği ve dünyayı ele geçirecek silahlar yarattığına dair komplo teorileri döner ya işte bu film o teorileri destekleyen bir yapım. Hem eğlenceli, hem üzücü, hem ürkütücü,
hem de merak uyandırıcı bir fragmandı. Çıkar çıkmaz izleme isteği uyandırıyor insanda. Film de bir araştırma merkezinde çalışan dilsiz bir kadının, orada tutsak tutulan yaratıkla olan iletişimi, dost edinişini görüyoruz. İlginç gözüküyor ve bence fantastik bilim kurgu sektöründe adını duyuracağı çok açık!

Küçük Ayak Efsanesi
Hep insanların Koca Ayaklar peşinde koştuğu efsaneler yazılır. Bu kez de Koca Ayaklar kalkıp minik ayakların peşinde koşuyor. Animasyon filmlerini seviyorsanız kaçırmayın bunu derim. Görsel efektler çok hoş, son derece iyi gözüküyor. Hem gülmek hem de efsaneleri tersten izlemek için mutlaka bakılmalı.

Ocean's 8 
Harika bir film geldiğini söylemek bir marifet olmaz. Oyuncular, büyükler ligi gibi. Tüm iyi isimleri tek bir çatı altına toplamışlar ve sadece izleyip keyif alın demişler. Hikayeden anladığım kadarıyla büyük bir soygun için toplanan 8 usta kadın hayatlarını döndürecek bir vurgun yapmaya karar veriyor ve biz de bu süreci hem gülerek hem de şaşkınlıklar içerisinde izlemekle yetiniyoruz. Ama çok var daha çıkmasına. Tabi ki bu beklemeye engel değil. Mutlaka not alın ve izleyen bu filmi!

The Current War (Elektrik/Akım Savaşı)(Gülmeyin nasıl çevireyim bilemedim ^^)
Edison ve Westinghouse arası mücadeleyi ele alan bir film geliyor. Hem de Benedict Cumberbatch ile geliyor. Benedict olur da kötü mü olur? Tabi ki olmaz. Daha önce hiç Edison filmi izlemedim yapıldı mı bilmiyorum. Daha önce Tesla filmlerine denk geldim ama Edison hiç. Sıfır bende. Merakla bekliyorum bu mücadeleyi. Satılabilir, pazarlanabilir elektrik sistemleri için baya büyük uğraş verdikleri ortada. Bakalım bizlere bu hikaye nasıl aktarılacak. Bekleyip göreceğiz.



10 Ocak 2018 Çarşamba

KIYAFETLERİNİ SIKICILIKTAN KURTAR! TİŞÖRT AKRİLİK BOYAYLA NASIL BOYANIR?

(Küçük bir not: Gördüğünüz tüm çizimler bana aittir)
Standart giyinmekten sıkıldın mı? Ya da aradığını bir türlü bulamıyor musun? Ya da daha kötüsü verdiğin paraya değmiyor mu aldıkların? O zaman neden elindekini değerlendirmiyorsun? Açıkçası dolabımız tıka basa dolu olduğunda bile giyecek bir şey bulamadığını söyleyen bir kesim var. Belki de bunun sebebi bilinçli alışveriş yapmadığımızın bir göstergesidir. Reklam ve satış stratejilerinin kurbanı oluveriyoruz her gün her yeni gün. Bunun farkında bile olmayabilirsiniz ama alışveriş merkezlerinde genellikle dışarıyı yani gün ışığını göstermeyen mimariler tercih edilir. Saatin nasıl geçtiğini anlamamanız ve alışverişe devam etmeniz için. Ayrıca tempolu müzikler tercih edilir, onun verdiği coşkuyla gezmekten yorulmamız için. Televizyonda ya da internet ortamında gördüğünüz her reklam kişisel ilgilerinizi algılayan bir algoritma ile sunulur size. Yani sizin Google'da aradığınız bir şey hakkında başka bir site reklam görmeniz tabi ki tesadüfü değil. Kısacası sistem bizi para harcatmaya teşvik edici şekilde kurgulandı. Bu kurguyu yıkmak ya da kurgu da bir rol almak tamamen size kalmış. Ama cebinizdekini kolay kazanmadığınız düşünülürse elinizdekini standart dışı bir hale getirip kullanmak daha karlı bir yol olur.

Yaklaşık 2 yıldır kıyafet alışverişi yaparken bu aldığımı her zaman giyebilir miyim ya da bunu neyle kombinleyebilirim şeklinde düşünüyor öyle karar veriyorum. Çünkü günün modası aslında hep eskiyi taklit ediyor. Eskiyi taklit ederken bazen çok iyi iş çıkarıyor mesela ben yüksel bel çıkmadan önce o tarz pantolonları çok aramış bulamamıştım. Bu sebeple baya bir yüksek bel stoku yaptım bu sezon sayesinde. Yani gerçekten ihtiyacınız olan bir şey aldığınız da dolabınız da boş boş yatması mümkün değil. Yani hem verdiğiniz paranın karşılığını alıyor hem de dolabınızın karşısında ne giyeceğim ben diye kara kara düşünmüyorsunuz. Az olsun öz olsun mottosu dünyanın en güzel mottosu bence. 
Her neyse asıl meselemize geleyim. Tişörtler nasıl benzersizleştirilir? Kendi limitid edişınınızı yapmak istemez misiniz? Sizin Guccilerden Chanellerden ne eksiğiniz var? Bak bu konu da çok ciddiyim bu büyük markaların ne artısı var? 
Geçen günlerde aldım elime akrilik boyayı düz beyaz bir tişörtüm vardı. Bir sitede gördüğüm ve fiyatı 100 lira gibi gereksiz pahalı olan bir baskı tişörte inat kendim boyadım. Baskıdan daha değerli elle yapılan boyamalar. Ortaya aşağıda ki güzellikler çıktı. Renk renk çeşit çeşit! Seç beğen al vatandaş! Peki bunları yapabilmek için neye ihtiyacımız var? Hemen anlatayım.
Malzemeler;
1. Düz bir tişört, ben beyaz tercih ettim renkler daha canlı duruyor. (17 tl)
2. Akrilik boya seti, herhangi bir seti alabilirsiniz ben 12li renk seçeneği olan bir set tercih ettim. (45 tl)
3. Bir adet ince fırça ya da kendiliğinde su haznesi olan geniş uçlu bir fırça da alabilirsiniz ki ikinci seçenek daha rahat renklerin dağılmasını sağlıyor. (23 tl)
4. İşleme yapanların kullandıkları kasnaklar. Ben geniş olanını tercih ettim daha büyük çizimler için de iş görüyor. (8 tl)

Toplamda 93 lira harcayarak 100 tlden daha az harcadım üstüne üstlük bu ürünleri istediğim herhangi bir ürünü boyamada kullanabilirim. 

Şimdi akrilik boya çabuk kuruyan bir boya bu sebeple elinizi çabuk tutmalısınız. İlk önce çizeceğiniz şeyin kabataslak halini kasnakla gerdiğiniz tişörtün üzerine kara kalemle çizin. Sonra da aklınıza yatan renkleri karıştırarak boyamaya başlayın. Bu iş biraz el yatkınlığı istiyor, yani istekli ve el becerileri konusunda biraz meraklıysanız yaparsınız. Boya tişörte işliyor ama bu yeterli değil, tişörtü boyadıktan ve üzerinden 24 saat geçtikten sonra buharsız bir biçim de 5 dakika ütülüyoruz. Bir nevi pressliyoruz. Renkler kumaşa işliyor. Bu işlemden sonra tişörtünüzü yıkacağınız zaman 30 derece de yıkamanızı tavsiye ederim. Bu sayede renkler hep canlı kalıyor! 
Aşağıdan benim yaptığım çalışmalara bakabilir ve takip edebilirsiniz!
(Kısa bir not: Yakın bir zamanda yaptığım çizimleri satışa çıkaracağım, Instagram'ımdan(@brandallfigure) takip edebilirsiniz)

brand_all (@brandallfigure)'in paylaştığı bir gönderi ()

4 Ocak 2018 Perşembe


FANTASTİK CANAVARLAR NEDİR VE NERELERDE BULUNUR?

KOCAMAN BİR MERHABA HARRY POTTER SEVERLER! 
Ve hayatının küçük bir kısmında bile olsa Harry Potter izlemiş olanlar!
J.K. Rowling'in hayal gücü ve kalemine olan hayranlığım bir kez daha pekişti. Bir kez daha aşık oldum yarattığı hikayelere. Bambaşka olan o dünyalara. Bazen şüpheye düşmüyor değilim hani! Ya gerçekten böyle dünyalar varsa ve biz bu dünyalarda ki her şeyden bir haber olan mugglelarsak? Düşüncesi bile üzücü. 

Harry Potter sevenler için harika bir atıştırmalık Fantastik Canavarlar! 

Film 2 saat sürüyor. İlk 40 dakikası biraz yavaş ilerliyor. Hatta ben o dakikalarda ne bu ya diye sitem bile ettim. Harry Potter'dan sonra böylesine yavaş bir şeyler çekilmiş olmamalı falan dedim. Ama sonrasında gelen aksiyon, duygu yüklü sahneler ve büyücüler laflarımı gerisin geri tıktı ağzıma. Son 50 dakikayı soluksuz izledim. Ayrıca Hogwarst'tan Albus Dumbledore'dann bahsedilen sahneler çok kısa olsa bile istemsizce gözleriniz doluyor. J.K keşke bir seri daha devam ettirse diyorsunuz. Ama her şey tadında bırakılmalı değil mi?
Filmde bol bol fantastik yaratık göreceğiz. Bir adet büyücü olan hayvan bakıcısının bu hayvanları koruması ve onları doğal yaşamlarına kavuşturması hakkında verdiği mücadeleyi izliyoruz. Bu önemli şahsın adı ise: Newt Scamander. Çok tatlı bir karakter. Kimseye zarar gelmesini istemiyor. Ne bu hayvanlara ne insanlara ne de büyücü dünyasına. Peki bu fantastik yaratıklara nerede bakıyor dersiniz. Bavulunda. Evet evet. Bir bavulda!
Bu öyle bir bavul ki bir hayvanat bahçesi gibi çeşitli canlılarla dolu olan bir dünyayı içinde barındırıyor. Fakat bir nevi veteriner de sayılan Newt bir gün bavulunu büyülü olmaya olmayan yani bir Muggle karıştırıveriyor. İşte tüm macerada böyle başlıyor. Bavulun kapağı büyülü olmayan tarafından açılınca ortaya tadından yenmeyecek bir dizi olay oluşuveriyor. Ortalık karışmış, mugglelar delirmiş, fantastik canavarlar etrafta cirit atarken başka büyük bir bela daha ortaya çıkıveriyor.
Bir tür ruh emiciyi andıran bir kara büyü. New York'a musallat oluyor ee bizim zavallı Newt'ten biliyorlar bunu da. Senin etrafa saldığın canavarlar yapmıştır diye ceza kesiliyor. İlk kez büyücülük dünyasında ki ölümü bu denli farklı göstermişlerdi. O ortam baya ürkütücüydü. Ama tahmin edersiniz Newt kendini kurtaracak akla sahip bir büyücü.
Tabi buradan kurtuldu diye diğer tüm belaları da başından attı diyemeyiz. Dediğim o ruh emici kılıklı şeyle yüzleşmesi gerekiyordu. Çünkü o her şeyin kurtarılabilir olduğuna inanıyor. En kötünün bile kurtarılma şansı olduğunu düşünüyor. Ve hikayenin bence ana fikri de burada yatıyor bence. Her kötünün içinde bir iyi her iyin içinde ise bir kötülük var. Ama her ne kadar kötü olursa olsun her canlı kurtarılmaya değerdir. Onun farklı görünüşü yaşamını elinden almak için asla yeterli bir sebep olamayacaktır.
Yani lafın özü BAYILDIM! Hem ana fikre hem anlatışına hem Harry Potter'dan taşıdığı izlere, hem de J.K Rowling'in inanılmaz zekasına bayıldım. Darısı benim ve benim gibi fantastik yazmak isteyen yazar adaylarının başına!
Mutlaka izleyin filmi ve hayal gücü denen şeyin nasıl uçsuz bucaksız olduğunu görün. Fantastik kelimesinin hakkını sonuna kadar hak eden bir film!
(Ayrıca içinde çok çok kısa da olsa bir adet Johnny Deep var. Sevenlerine duyurulur!)

Fragman için:

3 Ocak 2018 Çarşamba


ÇÜNKÜ BİZ KARINCAYIZ - UZAYLILAR YA SÜMÜKLÜYSE? 

Çünkü Biz Karıncayız kitabını uzun zamandır okumayı istiyordum. Sonunda dileğimi gerçekleştirdim. Beklediğim gibi miydi? Kesinlikle hayır. Peki bu iyi bir şey miydi? Kesinlikle evet.
Çünkü bu kitap bana unuttuğum bazı şeyleri hatırlattı. Hatırlattığı şeyler çok basit olmasına rağmen, günlük hayatımızın içinde hiç hatırlanmayan noktalardı. Hadi o zaman kitap hakkında genel düşüncelerimi kısaca içeriğini açıklayayım!
Yabancı yayıneviden harika bir ciltle çıkarıldı Çünkü Biz Karıncayız. Kitap içerisinde hem bilim kurgu hem fantastik hem dram hem eğlence, yani aradığınız bir çok şeyi bulunduruyor. Ve bunu o kadar doğal bir dil ve olay örgüsüyle anlatıyor ki kapılıp gidiyorsunuz.
Liseli bir oğlan kendini bildi bileli etrafı tarafından bir dalga malzemesi olarak kullanılmış. Buna rağmen son derece bilime ve yıldızlara meraklı olan biri olmayı başarmış. İyi bir arkadaşı ve gerçekten aşık olduğu bir erkek arkadaşı da olmuş ama gelin görün ki mutlulukların ömür boyu sürmez. Değil mi? Zaten yeteri kadar iyi olmayan hayatında işler daha sarpa sarıveriyor. Kitapta takma adı Uzay Bebesi olan ana karakterimizin, erkek arkadaşı intihar ediyor. Birden bire. Uzay bebesine göre intiharı için bir neden yok, onu mutlu, iyi sanıyor. Ama onun ölümü ardından en yakın arkadaşı da ondan uzaklaşıyor ve oğlan ister istemez sevgilisinin ölümünden kendini sorumlu tutuyor. Durumu engelleyemediği için kendini affedemiyor. 
Bu süreç içerisinde ruh halini öyle güzel anlatmış ki yazar. İstemsizce kötü hissediyorsunuz. Ama abartısızlığı, kendine ve dünyaya olan öfkesini, yaşamaktan zevk almayışı son derece olağan bir dille anlatılmış. Aynı zamanda işin içine uzaylılar giriveriyor. Gerçi uzaylılar oğlanın hayatını çok daha önceden mahfeden tayfanın ta kendisi. Ona Uzay bebesi denmesinin sebebi uzaylılar tarafından kaçırıldığını söylemesinden kaynaklanıyor zaten. 
Uzaylılar ona bir düğme ve bir seçenek sunuyor. Bu dünya patlayacak, önünde ki düğme tek kurtuluşunuz. Ya o düğmeye basarsın ya da yok olursunuz.
Tahmin edersiniz ki zaten berbat bir hayata sahipken, her gün aşağılanıp, şiddet görürken, bu dünyada devam etmek istemeyecektir. İşte tam da burada başlıyor hikaye. Onun dünyaya karşı savaşı, kendinden vazgeçişini okumaya başlıyoruz. Fikrini değiştirecek bir şeyler arıyor. Biilmiyorum ama sanki burada İntiharın iç yüzünü anlatmaya çalışmış gibi hissettim. Yazar sanki uzaylı görseli altında oğlanın bilinç altına inmiş ve onun halüsinasyon gördüğünü düşündürmek istemiş. Halüsinasyonlar da bile kendinden umursuz, dünyadan beklentisiz, ama hala bir cevap hala bir neden arıyor Uzay bebesi.
Belki gerçekten uzaylılar kaçırıyordu, bundan maalesef kendi bile tam olarak emin olamıyor. Bu süreç içerisinde herkese tek bir soru soruyor. 
Dünyayı kurtaracak bir fırsatınız varken onu kurtarır mıydınız?
Ben hikayenin sonundan dolayı, bunu intiharın daha doğrusu kendinden vazgeçmenin kıyısından dönüş olarak algıladım. Çaresizlik ve seçeneksizlik içerisinde kendisini doğru yola çekecek bir cevap arayışı. Neyse ki çevresinde ona dikkat eden ve onunla gerçek manada ilgilenen insanlara sahipti.
Lafın özü kitap sadece bilim kurgu ya da ergen edebiyatı olarak algılanmamalı. Çok daha derin bir hikayesi olduğu açık. İnsanların içlerine kapanmaları, çevreleri tarafından yalancı ya da değersiz olarak adlandırmaları, kendileri gibi olmayanı aşağılamaları konuları çok güzel bir biçimde işlenmiş. Mutlaka alıp okuyun pişman olmayacağınızı garanti edebilirim!

28 Aralık 2017 Perşembe

Bildiğiniz üzere müzik dinlemeye bayılan bir insanım. Zaten kim sevmez ki müzik dinlemeyi? Şu son bir kaç gün içerisinde harika şarkılar yüklendi Youtube. Birbirinden güzeller! Yeni yıla girmeden ortalığı sallamış durumdalar. Bu etkileri Ocak ayı ve hatta sonrasında bile devam edebilir. Belki sizde bu parçalar benim gibi keşfetmiş olabilirsiniz. Çünkü şuan için oldukça ünlü şarkıcılar aşağıdakiler. Neyse ben gene de paylaşmadan geçemedim. Keyifli dinlemeler!


Anitta - J Balvin - Downtown
Bu sözlerin yayınlandığı video versiyonu. Vine videolarının meşhur olduğu dönemleri bilenler Lele Pons'u kesin izlemişlerdir. Oldukça büyük bir takipçi kitlesi yakaladı ve o kitleyi hem Youtube hem de Instagram'a taşıdı. Kendini sürekli olarak hem oyunculuk hem de dans konusunda geliştiren bir isim. Zaten videoyu izlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Onu daha önce de Camila Cabello - Havana müzik videosunda da görmüştük. Bence hızla basamakları tırmanmaya devam ediyor. Şarkıya gelirsek şarkı harika ötesi. Klasik bir ritim ve dinlendiren sesler...

Anne Marie - Then
Mükemmel bir ses. Mükemmel bir beste. Bu kadını dinlemekten hiç sıkılmıyorum. Klasik elektronik seslerden uzak. Sıcakkanlı. Sevimli bir sese sahip. Hani öyle duygusuz düz bir sesi yok, derin içlendiren bir şeyler var Anne Marie'de. Bu şarkıysa piyangodan çıktı! Lyric videosunu paylaştığına göre yakında müzik videosunun geleceğini söyleyebilirim. Sabırsızlıkla bekliyorum!

Camila Cabello - Grey - Crown
Şarkıyı ilk Bright'te duydum. Hareketli ve insanı dinlemeye zorlayan bir kalitede. Zaten bu sene resmen Camila senesi gibi bir şey oldu. Fifthy Harmony'den ayrıldı ve kendini buldu. İyi ki ayrılmış ve iyi ki bize böyle muazzam bir albüm sunmuş. Her şarkısıyla bundan daha iyisini yapabilir mi dedirtiyor. Yaptığı her şarkı hit olmuş durumda. Başarısının devamını diliyor ve sizleri şarkıyı dinlemeye davet ediyorum!

Katy Perry - Hey Hey Hey 
Katy Perry son zamanlarda 2 -3 yıldır anlamlar dolu müzik videoları çekiyor. Ciddi paraların döküldüğü, detayına kadar düşünülmüş işler çıkarıyor. Bu müzik videosu da bu kaliteyi devam ettiriyor. Özellikle son müzik videoları kadınların sosyal statülerini, eleştirel bir şekilde dile getiriyor. Kendine has bir dili var. Ben beğendim. Çünkü cidden sivri dilli bir biçimde yapıyor ve bundan çekinmiyor, eleştirebileceğinin farkında olmasına rağmen bu tavrını sürdürebilmesi de bir başarı.

Meng Jia - Jackson - Mood
Çince ve İngilizce karışımı olan bir şarkı. Daha bugün yayınlandı. Hoş bir ritmi var. İnsanı tekrar tekrar dinleme hissi uyandırıyor. Eğlencenin hissedildiği o şarkılardan. Deli dans etmeden de başınızı omuzlarınızı sallayarak yaptığınız danslar kadar doğal. Dinlenilesi.

Blackpink - So Hot
Hayatım boyunca dinlediğim en iddialı coverlardan birisi olabilir. Şarkının ilk hali Wonder's Girl'e ait ve Blackpink bunu tekrar yorumladı. Şarkılar arasında çok ciddi bir fark var. İkisinin aynı şarkı olduğunu ancak alt yapıdan anlayabilirsiniz. Rap, sesler, şarkıcıların karizması, son derece şok ediciydi. Mutlaka takip etmeniz gereken bir isim BLACKPINK. 

Macklemore - Dave B - Travis Thompson - Corner Store
Macklemore çok severek takip ettiğim bir isim! Yaptığı her şarkıyı beğenerek dinliyorum. Her müzik videosu ise film kalitesinde oluyor ve her videosunun kendine has bir havası var. Şarkı kendi kendini anlatan tarzda. Pekte bir şey dememe gerek kalmıyor.


25 Aralık 2017 Pazartesi

#Keşfet 3

Açıkçası bu hafta duygu durumum oldukça karamsardı. Mutlu ve mutsuz dediğimiz duyguların arasına çekilmiş bir ipte cambaz misali dolandım durdum. Ona uygun bir müzik listesi var aşağıda. Bir iyi bir kötü bir durgun bir tempolu müziklerle karşılaşırsanız şaşırmayın. Zaten önceden de bahsettiğim gibi her tür ve her dilden müziğe açığım, bu sefer ortaya daha da karışık bir çorba çıktı. Hem bu listeler sayesinde zamanında deli dolu dinlediğim müzikleri de unutmamış oluyorum. Haydi listeye başlayalım. Liste dediysem en güzeli en çirkini değil aklıma ilk önce hangisi gelirse artık! 

CL - I'll Be There
Uzun zamandır geri dönüş yapmasını beklediğim bir şarkıcı. Bu yeni şarkısının canlı kaydı. Bence hoş bir tınısı var.

Konoba + R.O - On Our Kness
Hipnoz eden bir ses ve ritme sahip! Kaç kez dinlediğimi hatırlamıyorum.

Fleurie - Soldier
Muhteşem bir anlamı var. Askerliğin zorluğunu hiç zorlanmadan anlatmış. Ses ve sözler birbirini kusursuz tamamlıyor. 

Kuan - Dünya 
Çoook ama çook farklı bir grupla karşınızdayım. Bambaşka sesler yorumlar ve ritimler var bu grupta. İlk duyduğumda hipnotize olmuş gibi hissetmiştim. Ardından tüm müziklerini bulup dinlemeye çalıştım. Takip edilmesi gereken bir isim Kuan. İleride adlarından söz ettirecekleri çok açık.

Glimmer of Blooms - I Cant Get You Out Of My Head
Son zamanlarda baya bir heyecanla beklenen bir filmin fragmanında duydum bunu. Will Smith'in Bright'inden bahsediyorum. Orkların dünyası ve insanların birleşimi bir şeyler görmek harika olacak! 


Bremen Mızıkacıları - Ferman - Suzan Suzi
Bu ağıtı her dinlediğimde içim bir kötü oluyor. Suzan Suzi hikayesini bu ağıtla beraber araştırmıştım ve ister istemez her dinlediğim o hikayeyi anımsıyorum. İnanır mısınız her zaman olmasa da sıklıkla dinlerken ağlarım.

Eminem - Ed Sheeran - River
Eminem muhteşem eserlerle döndü. O kadar süren sessizliğine değdi. Ed Shreeran, Pink, Beyonce... Yok yok! Beyonce ile olan klibi yayınlandı bile. Ama ben River'ı ayrı bir sevdim! Özellikle Ed Sheeran'a Billboard'da yapılan haksızlıktan sonra yine sesiyle ortalığı yıktığı çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyor.

The Rose - Sorry
The Rose Güney Kore'de çok yeni bir band grubu. Buna karşın harika sesleri olduğunu düşünüyorum. Söz müzik video hepsi dört dörtlük. Ayrıca hayranı olanlar varsa güzel bir haberim var The Rose 23 Şubatta Türkiye'de İstanbul'da konser verecek. Gitmek isteyenler için bilet satışların Ocak 10 gibi başlıyordu sanırım. Bir bakın derim. 

Exo - Electric Kiss (Japonca)
Bence başarılı gruplardan birisi de Exo. Sıkı bir takipçileri değilim ama bence bu şarkı çok iyi olmuş. Anadillerinin Japonca olmamasına rağmen beni hayran bırakan bir kalitesi var. Rap ağırlıklı şarkıları seviyor olmamda işin içine eklenince kaç kez başa sarıp dinledim tahmin edemezsiniz.

gtag('config', 'UA-86742725-2'