dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2017 Pazartesi

Ölmek İçin On Üç Sebep - Netflix

Ölmek İçin On Üç Sebep - Kitap Yorumu

Okuyalı bir kaç ay oldu. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda bir boşluk oluşuyor ve ister istemez şu soruları soruyorsunuz kendinize: 
Kitapta anlatılan hayatı şuan da kaç öğrenci yaşıyor? 
Kaç kişi toplumsal şiddette maruz kalıyor?
Kaç kişi kendi hayatından vazgeçiyor? 
Ayrıca okuyan kişi bizzat bu benimde başıma geldi diyebiliyor. Yani son derece hayatın içinden bir konuya sahip Ölmek İçin 13 Sebep.

Konusunun ne ile alakalı derseniz akran zorbalığı ile alakalı. 

Ama sadece bununla sınırlı değil, internetin ve telefon ağlarının da etkisi ile birden bire büyüyen gerçekliği olmayan hikayelerin insanların hayatını nasıl zehir edebileceği ile ilgili. Liselerde özellikle son zamanlarda artan akran şiddetti bir çok genci, hem depresyona hem yalnızlığa itiyor. Kimileri intihar dahi etmekte ki Asya ülkelerinde özellikle Japonya ve Güney Kore'de öğrenciler arası intihar oranı oldukça yüksek. Ölmek İçin On Üç Sebep bu konuya dikkat çekerken, çocukların yalnızlığını ve aileden kopukluğunu güzel bir yöntemle işlemiş. Çalışan ebeveynlerin kendi sorunları ile uğraşırken çocuklarının hayatına dahil olamaması sıkıntılarını paylaşamaması bu süreci ciddi anlamda kötüleştiriyor. Kitapta da bunu rahatça görebiliyoruz. 


Bir lise öğrencisinin, bir dedikodu yüzünden dalga gibi büyüyen bir akran şiddetine maruz kalışını anlatmakta Ölmek İçin On Üç Sebep. Baş karakter o kadar çok bunalıma giriyor, kendini o kadar kirli hissediyor ki son çare olarak ölmeyi tercih ediyor ve bu ölüm kararını verirken kendisini bu tercihe iten herkesi cezalandırıyor. Kitapta bu cezalandırma süreci oldukça merak uyandıran bir biçimde verilmiş. Hem hop oturup hop kalkıyorsunuz hem de haline istemsizce üzülüyorsunuz. 
Neden bu kararı verdi?
Son çare bu muydu?
O kişilere ne yaptı?
'O kişiler ona ne yaptı?'
diye uzayan bir listeniz oluyor. Hem endişe hem de heyecanla okuyorsunuz. Kitabın sonu ise beni etkilemişti ama çok değil ben daha uçuk bir son bekliyordum. Bana göre biraz hafif kalmıştı. Bu da sanırım yazar ikincisini yazacak açık kapı bırakıyor diye düşünmeden edemedim. Devamı gelecek hissi yaratmıştı.  Ölmek İçin On Üç Sebep oldukça büyük bir takipçi kitlesi yakaladı.
Netflix'de tabi ki bunu kaçırmayıp Ölmek İçin On Üç Sebep kitabını hemencecik dizileştirivermiş. Selena Gomez ise film müzikleri yapımında ve filmin yapımcılığında yer almış. Zaten bende Selena Gomez sayesinde keşfettim hem diziyi hem kitabı. 
Ama ilk önce kitabı okuyup sonrasında dizisini izledim, daha doğrusu daha 5.bölümdeyim. İzlemeye devam. Kitapta bazı sahneler arası kopukluklar bulunuyordu yani benim görüşüm oydu, dizi de ise o kopukluklar ustaca doldurulmuş senaryo fazla değiştirilmeden aktarılmış ekrana.
Ayrıca çokta ünlü olmayan isimlerin dizide yer alması, başrol olması bence çok iyi olmuş, bu hikayeyinin daha gerçekçi sunulmasını sağlamış.
Dizi bir sezon 13 bölümden oluşuyor, ilk sezonunu çoktan iyi bir izlenme ile kapattı. İkinci sezon 2018 yılında yayınlamaya başlanacak. Kısacası ölme eşeğim yaz gelecek misali beklememiz gerekiyor. Gerçi şunun şurasında 2018 ne kaldı ki? 

Fragmanı buradan izleyebilirsiniz:

8 Kasım 2017 Çarşamba

GIRLBOSS DİZİSİ - Nasıl Yoktan Var Olunur?

İzlediğim en iyi dizilerden biriydi. Kadın karakterlerin böylesine güzel işleniyor olması, hele ki işlendikleri hikayenin gerçekten esinlenerek yapılması mükemmel. Girlboss gerçekten de tek başına ayakları üzerinde durmak isteyen ama aklı bir karış hava da olan bir genç kızın hikayesi. Dizi, ünlü moda markası Nasty Gal'in kurucusu Sophia Amoruso'nun hayat hikayesini yansıtıyor ekranlara. Britt Robertson yani başrol kızımız bence harika bir iş çıkarmış. Zaten Britt'in oyunculuğunu hep beğenerek izledim.

Dizi sürekli aksiyon dolu, hop oturup hop kalkıyorsunuz. 

Başını belaya sokan Nasty Gal'i, işsiz kalan Nast Gal'i, hatta bazen aç kalan Nasty Gal'i görüyoruz. Çöpten yemekten çekinmeyen, parasız kalmaktan gocunmayan, hayatı dilediği gibi yaşamayı isteyen birisi. Ee bunun içinde cesur olmak gerekiyor.. Çok cesur olmalı insan. Kafanıza estiğinde bırakıyorum bu işi, bu bana uygun değil diyecek kadar yürek yemiş olmalısınız. Ki yaşadığımız devri düşünürsek böyle rahat davranmak pek mümkün değil.

Ama Sophia bunu başarıyor. Peki nasıl başarıyor? Kıyafetlere duyduğu ilgiyle yapıyor bunu. Onları alıp aklına estiği şekilde düzenliyor, yeniden tasarlıyor ve ortaya bambaşka bir şey çıkarıyor. Ve bu yaptığı şey sayesinde büyük kitlelere ulaşan bir marka yaratmayı başarıyor.

Tabi bu başarı sürecinin ne kadar eziyetli olacağını siz tahmin edin. Dizi de bu süreci işlemekte. Toplamda 13 bölümden oluşuyor, kısa süreli tek sezonluk bir dizi. Bence mutlaka izleyin. Çünkü kendi hayatınızda değiştirmek istediğiniz şeyler varsa sizlere ilham kaynağı olabilecek dönüm noktaları bulabilirsiniz.

Fragman:



7 Kasım 2017 Salı

SİYAH BEYAZ AŞK - DİZİ İNCELEME


Şöyle dizi incelemesi yazınca da gülesim geliyor. Hayır ben kimim ki yüzlerce insanın sabah akşam uğraşıp yaptığı bir işi oturduğum yerden sadece izleyerek inceledim her şeyi en iyisini ben bilirim diyorum?
Biliyoruz ki Türkiye'de dizi sektörü oldukça zorlu bir sektör. 7/24 saat çalışılıyor kimi çalışanların iş güvencesi dahi bulunmuyor. Büyük paralar kazanılsa bile kamera arkasında ki çalışanların küçük paralara çalıştığı bir ortam. Her neyse bu başka bir yazının konusu.

Şimdi asıl mesele ise Siyah Beyaz Aşk.

Biliyorsunuz bazı çevreler tarafından hiç sevilmedi Siyah Beyaz Aşk. Kadının şiddet görmesi, zorla evlendirilmesi, okumuş kendi parasını kazanacak kadar iyi durumda olsa bile erkek baskısına maruz kalması.

Durun bir dakika bunlar oldukça tanıdık gelmiyor mu sizlere?

Her gün kadınların ailelerinden, kocalarından babalarından şiddet gördüğü, öldürüldüğü, çocuk yaşta evlendirildiği, okuyup işini eline alsa bile takıntılı sevgililer tarafından katledildiği bir güne uyanıyoruz. 
Yani Siyah Beyaz Aşk bize çoook da yabancı değil kandırmayalım kendimizi.
Bir çok dünya ülkesinde dahi bu sorunlar yaşanıyor ama Türkiye'de artık bıçak kemiğe dayandı. Kadın cinayetlerinin artışı, çocuk gelin, tecavüz, taciz... Daha bir çok kötü muamele. Siyah Beyaz Aşk'ı izlerken dikkatimi çeken şey farklı kadın tiplemelerinin arasındaki uçurum oldu.
Hayatından mutsuz zorla evlendirilmiş, kötülük yapmanın, fesatlığın bini bin para eden kadın karakterlere karşı, hayatını başkalarına harcayan, iyilik yapmayı seven, umut etmekten vazgeçmeyen bir kadın karakteri bir nevi Polyanna'mız var karşımızda.
Vay efendim dizi de kadına şiddet var, var efendim erkek egemen, vay anam kadını hırpalamışlar diyenlere buradan sesleniyorum. Güzel kardeşim her gün haber izliyorsun değil mi? Her gün bir ya da daha fazla insanın eşleri sevgilileri bazense takıntılı sapıkları yüzünden öldürüldüğünü görüyorsun? Onlara da azıcık ses et. Koruma verilmeyen kadınlara, uzaklaştırma almasına rağmen nasıl oluyorsa eşlerini bıçaklayan kansızlara da ses et.

Siyah Beyaz Aşk iyi içinde kötü kötü içinde iyi işlenmeye çalışılıyor. Özellikle Aslı'nın Ferhat'ı bıçakladığı sahnede ki konuşması aslında hikayeyi açıklıyor. İnsan ne tam manasıyla beyaz ne de tam anlamıyla kara. Kadının hor görüldüğü hırpalandığı sahneler elbette beni de rahatsız ediyor ama sokakta bir kadının darp edilişini görüp onu durdurmayan insanlar kadar değil. Belki Siyah Beyaz Aşk bu şiddeti gözle görülür hale getirir. Belki bu sayede yardım için gözlerinizin içine bakılan o insanlar gözlerinde ki perdeyi indirir. 
Ben biraz hikayeye kadın hakları yönünden baktım farkındayım.
Hikayenin genel hattı belli ki Sıla ve Boran hikayesine bağlayacak demedi demeyin.
Nasıl Sıla Boran'ı değiştirdi. Aslı'da Ferhat'ı değiştirip Namık ona elini sürmeden önceki o günlere döndürmeye çalışacak. Kötü adam iyi adama dönecek ve bu çerçevede de aşk her şeyi iyileştirir fikrini yedirecek bize. 
Oyunculuklar muazzam. Senaryo bence olması gerektiği gibi. Sonuçta bir mafya babasının, Aslı karakterine el bebek gül bebek bakmasını bekleyemeyiz. Mantık sınırları dışında kalır. Ama O gün içerisinde Söz ve Çukur dizilerinin de yayınlandığını düşünürsek, Siyah Beyaz Aşk reytinglere de kurban gidebilir.
Her neyse bunu da zamanla göreceğiz.


3 Kasım 2017 Cuma

Who Are You? En İyi Gizem - Aksiyon Dizilerinden Birisi!

Bölüm Sayısı: 16
Bölüm Süresi: 60 dk.

Kore dizisi der susarım!
Şu zamana kadar birçok dizi izlemişimdir. İçlerinden 'bu olmuş ya ben böyle bir şey görmedim' dediğim dizi senaryosu 10'u geçmez! Bu diziyi oda arkadaşım sayesinde keşfetmiştim. Kore dizilerine bir ara takık olmama rağmen bu aralar hiç izleme fırsatım olmamıştı. Ama Who Are You o boşluğu öyle bir doldurdu ki iyi ki izlemişim dedim.

Şimdi bu kadar met ediyorsun da ne anlatıyor bu dizi diye soruyorsunuzdur. 

Konunun temelinde ikiz kardeşlik yer alıyor. Yetiştirme yurdunda olan ikizlerin birden bire birbirinden kopan yaşantılarını anlatıyor School. Şöyle ki Go Eun Byul ve Lee Eun Bi yani ikiz kızlarımızdan birini evlat ediniyorlar ve yepyeni sevgi dolu bir hayata kollarını açıyor. 
Diğeriyse zorluklar dolu, hayatının çoğu anı işkencelerle geçen bir geleceğe mecbur oluyor. 
Okulda zorbalıklar hakaretler şiddet uygulayan baş belası kızlar yüzünden, Lee Eun Bi daha fazla dayanamayıp intihar ediyor ve hikayemizde tam olarak burada başlıyor!
Çünkü Go Eun Byul kız kardeşinin hayatını kurtarmak için kendi hayatından vazgeçiyor ve Lee Eun Bi hayatı kurtulsa da hafızasını kaybediyor. O hafıza kaybı tüm dizinin kilit noktası. Dizi bitene kadar tırnaklarını kemirip neler döndüğünü anlamaya çalışıyorsunuz. Ama bir türlü doğru tahminde bulunamıyorsunuz. 
Hafıza kaybı yüzünden Eun Bi, Eun Byul olduğunu sandığı dünyada yaşıyor ve bizleri dizi sonuna kadar meraktan çatlatacak serüvenlerin içine çekiveriyor. Kesinlikle izleyin. Ha bir de Kore dizilerinin olmazsa olmazı, aşk üçgenlerini unutmayayım! Burada da var! Hem de ne üçgen! Kızımızın seçiminden hoşnut olmasam da senaryonun genelini göze alarak iyi bir final olduğu kanaatine vardım. Kısacası beş üzerinden beşlik bir dizi sizi bekliyor. İzleyin, kesinlikle pişman olmayacaksınız.
"Çünkü hem kahkaha attığınız hem salya sümük ağladığınız hem de baş karakteri korumacı bir tavra büründüğünüz bir kitaptan fırlamış kadar iyi bir hikaye var bu dizide!"

19 Ekim 2017 Perşembe

Meryem mi Secret mı? Bir Kore Uyarlaması Daha!

Şu sıralar Meryem adından çokça bahsettiren bir dizi olma yolunda ilerliyor. Belki duymuşsunuzdur Meryem'de Kore'den uyarlanan dizilerden birisi. Hatta Kore'nin kült yapımlarından birisi sayılmakta uyarlandığı dizi. Adı SECRET! Kore dizilerini ilk izlemeye başladığım zamanlarda rast gelmiştim bu diziye. O dönem yanlış hatırlamıyorsam yine beğenilen The Heirs adlı bir dizi daha yayındaydı Kore'de. Ama Secret yayınlanmaya başlayınca The Heirs'in bile pabucu dama atıldı. Yani olamaz mı bu diyenler için şöyle açıklayayım The Heirs'in iki başrolüde oldukça sevilen ve popüler olan isimlerdi. Erkek başrol Lee Min Ho diyeyim gerisini siz düşünün. 
Açıkçası Meryem'in ilk fragmanı yayınlandığında dedim ki bu bana nereden tanıdık geliyor. İnanın ki duymamıştım Kore'den uyarlama falan olduğunu. Sadece Secret gibi bir dizinin üzerinizde bıraktığı his böyle bir şey. Unutamıyorsunuz. Başrol karakteri olan kızımız Hwang Jung Eum sizi kendisine hayran bırakacak kadar iyi bir oyunculuk sergiliyor. Acısından tatlısına her duyguyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. O ağladığında ağlamayan pek yoktur sanırım. Öyle acı dediğim şeylerde basit durumlar falan değil. Neler neler geliyor başına bizim dizideki Meryem neyse ki onun kadar çekmedi. 


Uyarlama dizi tufanı hızla devam etmekte. Peki Meryem iyi bir uyarlama mı? Açıkçası kötü olduğunu söyleyemem ama Kore dizileri maksimum 20 bölüm civarı çekiliyor. Eee bizimkiler ise ellerinden gelse 5 6 sezon falan çekecekler. İş böyle olunca Meryem'in başına ne getirirler pek kestiremiyorum. Keşke hikayeyi fazla kasmayıp sürekli Meryem'i aptal saf her daim savcıya inanan bir budala gibi göstermeseler. Ayrıca Kang Yoo Jung(Hwang Jung Eum) yani nam ı değer Meryem öyle sessiz sedasız her şeye göz yuman birisi değildi orijinal dizide ve tabi ki Ji Sung yani erkek başrole gelirsek o da öyle Meryem'in yoluna kul köle falan değildi ilk başlarda. Düşünün dizi diyelim ki 20 bölüm olsun Ji Sung'un yumuşaması falan 10 bölümü bulmuştur. Ama ondan önce Hwang Jung Eum kan kusturmuştu. 
Yani demem o ki biz diziyi uzattıkça orijinal kalitesinden de kaybetmesine neden olacağız. Ama şimdilik güzel gitmekte. Oyuncular oldukça iyi bir uyum sergiliyor ve hikaye henüz saçma sapan bir yola doğru ilerlememekte. 
Yalnız benim sizlere önerim SECRET dizisini mutlaka izleyin! Meryem dizisiyle arasındaki farkı ilk bölümden bile çok rahatlıkla göreceksiniz ve zaten ilk bölümü izledikten sonra geri kalan bölümleri bitirmek için baya bir aceleci davranacaksınız.
Secret'ı izlemek isteyenleri buraya alayım: TIK

Ayrıca buraya Secret'ın en sevdiğim dizi müziğini de koyarak yazıyı noktalıyorum. Bir daha ki sefere görüşmek üzere!




11 Kasım 2016 Cuma



No:309 adlı FOX tv dizisini neredeyse ilk bölümden beri izlemekteyim. Ama dizinin tanıtım fragmanları dönmeye başladığı zamanlar oldukça saçma bir şey çıkacakmış gibi hissediyordum. Sonuçta tanıtımdan gördüğüm kadarıyla birbirini tanımayan iki gencin sarhoş olmaları ve bir otel odasında beraber olmalarıyla başlıyordu dizi. Sonrası malum bir olay dizisi gerçekleşiyordu tabi ki. Kız hamile kalır ve oğlanla evlenmesi gerekir. Oğlan ve ailesi hemen evlenme fikrine karşı çıkar ve bunun çevresinde fizlelenir senaryo. Öyle dizinin senaryosuna takılıp kaldığımızda cidden klasik ve sıkıcı bir şey ortaya çıkacakmış gibi hissettiriyor insana.
Ama dizinin ilk bölümünde şaştım kaldım. Çünkü Sumru Yavrucak oyunculuğuyla beni benden aldı götürdü. Gerçekten ekranda gördüğüm aileyi kan bağıyla birbirine bağlıymış gibi hissettim. Samimiyetleri esprili halleri gerektiğinde gösterdiği öfkesi ve anneliğin verdiği koruyup kollayıcı tavırları... Hepsi beni diziye bağlayan etkenleri oluşturdu. Ayrıca Lale ve Onur'u canlandıran oyuncuların birbirlerine olan yakınlıkları da etkileyiciydi. Lale cidden saf olması gereken yerlerde tam bir saf üzgün olması gereken yerlerdeyse yerinde bir üzüntü sergilemeyi başarmıştı bence. Onur'un zenginliği ve ondan fakir olan ayrıca kendisinden hamile kalan bir kadına olan tavrı da yeterince gerçekçiydi.
Rollerin en önemli artısı abartıdan uzak olmalarıydı. Lakin bu durum, maalesef son bölümlerde pek yok. Çünkü sürekli evliliğin ertelenmesi, Lale ve Onur'un kavga edip edip barışmaları... Biraz daha böyle devam ederse izleyiciler sıkılacaktır. Ama sanmıyorum senaristler uzatsın. İyi bir şekilde ya evlendirecekler ya da işi geri dönülmesi zor bir noktaya getirip evliliği rafa kaldıracaklar. 
Ki son bölüm fragmanında gördüğüm kadarıyla Onur ve Lale ayrılık oyunu oynacak gibiler. Bunu onlara en son bölümdeki Songül hanımla Yıldız hanımın tartışması yaptırmış olmalı. İki ailede inat etmiş ve illaki çocuklarını evlilikten vazgeçirmeye çalışıcaklardır. Umarım çok fazla evliliği ertelemezler senaryoda. Gerçi orjinal dizi de baya kötü şeyler oluyor. Eğer o senaryoya bağlı kalırlarsa baya üzüleceğiz No:309 severler olarak.

Tabi birde No:309'un Güney Kore yapımı bir diziden(dizinin adı: Fated to Love You) çevrildiğini bilmeyenler vardır. Bende onlardan biriydim. Doğrusu ilk yapım ya Tayvan ya da Tayland yapımıymış, Kore yapımı değilmiş. Sonuç itibarıyla uyarlama dizi kervanına bir tane daha katılmış oldu. Ama bu demek değildir ki kopyası olmuş çirkin olmuş kültürümüze uygun olmamış... Hayır tabi ki konu Türk toplum yapısına yedirilerek ve güzelce harmanlanarak yazılmış bir yapım No:309. Umarım ileriki bölümlerde tekrara düşmez ve şuan ki heyecanlı seyrinde devam eder. Songül annenin aşık oluşunu Haluk amcanın telaşlı halleri ve Onur ile Lale'nin güçlenen ilişkisini görmeyi çok isterim. Sizlere de henüz başlamadıysanız başlayın derim! Çünkü bence bu sene FOX'un senesi oldu. Hem No:309 hem Bana Sevmeyi Anlat hem de O Hayat Benim'le reytingleri alt üst etti etmeye de devam ediyor.

Diziyi izlemeye başlamak için tıklaman yeterli: Fox Tv No:309

30 Ekim 2016 Pazar

Bilen bilir Gary 6 yılın ardından Running Man'den ayrıldı. Oldukça üzücü bir haber bu. Çünkü Running Man'de beni en çok güldüren iki kişiden birisi Gary'di. Song Ji Hyo ile olan Monday Couple shiplemelerini daha da çok özleyeceğim. Ama Gary'nin epey zamandır, Running Man'den ayrılacağına dair haberler çıkıyordu. Bundan iki sene öncede aynı durum olmuştu ama sadece söylenti olduğu söylendi. Bence söylenti değildi o zamanda aklında ayrılmak gibi bir fikir vardı çünkü kendi müziğiyle ilgilenmek ve müzik alanında daha aktif olmak istediğini hep dile getiriyordu ama demek ki o günün şartları o zaman ayrılması için yeterli değildi. Oda şimdi zamanının geldiğine inanarak ayrıldı. Onu müzik konusunda da destekleneceğine eminim. Çünkü oldukça iyi işler ortaya çıkarıyor. Ama beni en çok korkutan Running Man bitiyor mu sorusu. Umarım bitmiyordur, fakat eminim üyelerde çok yoruldu. Dİle kolay koskoca 6 yıl büyük bir kavga ve ayrılma yaşamadan devam edip bugünlere bir aile gibi geldiler. Eğer bitecekse de Running Man'e yakışacak şekilde bitsin isterim. Böyle bol konuklu bol eğlenceli ve en nihayetinde bol gözyaşlı :(.
Neyse neyse bu kadar duygulanmak yeter. Şimdi Gary'nin Running Man tarihindeki en komik bölümlerini sizler için tek tek sıralayacağım. Umarım beğenirsiniz! Beğenirseniz lütfen paylaşmayı unutmayın :)

7. Running Man 306.Bölüm - Plaj Kızları
Bu bölüm baştan sona kadar adamı yıkar geçer derecede komikti. Hem üyeler hem de konuklar mükemmellerdi. Hele ki bölüme başlarken Lee Kwang Ja(Kwang Soo'nun kız versiyonu olur kendileri) son derece alımlı ve çalımlıydı efenim! Hele hele Gary'nin peruğu sizi oturduğunuz koltuktan onun oturduğu şezlonga kadar götürecek kuvvette. İzleyin ve ne demek istediğimi görün.

6. Running Man 222.Bölüm - Uzaylılar ya da ne üdüğü belirsizler 
Açıkçası gülmediğim tek bir saniye yoktu. Hele ki Garyopatra! Allah'ım o nasıl birr peruktur zavallı adamı uzaylı yerine yanlışlıkla Firavun'a çevirivermişler. Ama yakışmış yalan yok esmer bir teni de var adamı Mısır'a atsan çokta sırıtmaz bence.


5. Running Man 215.Bölüm - Shin Min Ah!!!
Bu bölümü cidden açıklama ihtiyacı duymuyorum. Çünkü Shin Min Ah olur da kötü mü olur? Gary ile çift olduklarında ise işler iyice komediye dönüştü! Shin Min Ah cidden çok tatlı birisi bunu zaten biliyordum ama bu bölümde Gary ile olan iş birliği ve samimiyeti ayrıca onu mükemmelleştirdi. İzleyin ve eğlenin.

4. Runnin Man 186.Bölüm - Yine Yeniden Gary ve Peruğu!
Bu adama peruk bambaşka bir hava katıyor. Bir bakmışsınız ajumma olmuş bir bakmışsınız ajusshi. Kimi zamansa Kılopatra! Hiç gocunmadan çirkin olduğunu söyleyenlere daha da çirkinlik nasıl yapılır gösteriyor adam gibi adam! :)


3. Running Man 251.Bölüm- İzlenmeli Çünkü Bol Bol Monday Couple var!
Hem Monday Couple görebiliyoruz hem de Gary'nin aslında ne kadar nazik olduğunu görüyoruz. Yakışıklı olmadığını söyleseler de gönlümüzün Oppasısın Kang Gary!
2. Running Man 256.Bölüm- Bu bölümü izlemeyen kalmasın! Neden mi?
Çünkü 2PM'in ful kadro katıldığı bölümlerden birisi ve kırıp geçirdiler milleti. Kang Gary ve Kwang So'da sağ olsun gözümden yaş getirdi.

1. Running Man 304.Bölüm - Ji Hyo'ya sakın ha bulaşma!
Bu bölümde Ji Hyo yani Uykucu prensesin aslında bir canavar olduğunu gördük. Bacaklarının sıkma kuvvetiyle tüm erkek üyeleri bas bas bağırttı o da yetmedi Gary'ı öldürmekten beter etti. Park Shin Hye'de bu bölümde yer alıyor ve onun olduğu kısımlarda bu bölümü benim için 1.sıraya oturtuyor!


Kaynak: Youtube




gtag('config', 'UA-86742725-2'