e ekitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e ekitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2017 Salı

Dudaklarını dudaklarımın üzerinden yavaşça çekti ve "Eğer sessiz olmazsan bunun devamı gelir" dedi. HAH! Tam ağzımı açıp gözümü yumacaktım ki telefonum çalmaya başladı! Hem de Black'ten! Düşürdüğüm sandığım telefonu o almıştı!
"Araba da düşürmüşsün" Acaba neden düşürdüm! Beni kovalamasaydı, arabada falan düşürmem söz konusu bile olamazdı. Çünkü ben telefonunu bir mücevher gibi taşıyan tiplerdendim. Çünkü onu çok sık kullanmasam da başım beladayken hep ondan yardım görmüştüm.
"Çabuk onu bana ver" dedim. Ama o bunun yerine yürümeye başladı!
"Sana telefonumu ver dedim!" O telefonu açmalıydım! Birilerine ulaşmalı ve başımın belada olduğunu, çok geç olmadan bildirmeliydim! 
"Ellerim dolu görmüyor musun?"
"Ben alırım nerede?" Dudakları kıvrıldı ve başıyla arkayı işaret etti. Arka cep. Kalçasına uzandım ve parmaklarımı cebinden içeri soktum. Attığı adımlar parmaklarımın ucunu karıncalandırırken telefonu aldım. Ekranda Miranda'yı görünce derin bir soluk aldım. Cevapla tuşuna basar basmaz onun öfkeli çığlığı kulağımı doldurdu.
"Nerdesin sen nerede!"
"Ben..."
"Sen ne! Tanrı aşkına Chöle oraya gideli bir kaç gün oldu ama sen şimdiden beni satıyorsun! Asıl mesele bu bile değil! Senin etrafta dolanmak yerine evde oturup ders çalışman gerek. İnsanlar seni ne kadar az görürlerse tanınman da o kadar uzun sürer!" Maalesef o iş öyle yürümüyordu.
"Miranda sanırım kendimi yanlış eve hapsettim" dedim. 
"Bu da ne demek şimdi?"

"Boşver şimdi onu. Senden babama bir şey söylemeni istiyorum" dedim. Bonnie arka kapıyı açtı ve Black beni koltuklara yavaşça yerleştirirken uzaklaşmasını bekledim. Ama kapıdan çıkmak yerine başını iki yana sallayarak "Ben olsam aklındakini yapmazdım" dedi. Ama yapacaktım. Çünkü içimden bir ses bu tek ve son fırsatın diyordu.
"De ki ona: Chöle'ün başı bela.." telefonun ahizesi elimden fırladığı gibi arabanın tavanına çarptı. Parçaları etrafımıza savrulurken korkuyla çığlık attım. İşte Chris'te bunu yapıyordu! Nasıl olur da ona benzemediğini iddia ediyordu!
"Sakın uyarmadığımı söyleme!" dedi kendini beğenmiş bir tavırla.
"Uyarmak mı? Sen ona uyarmak mı diyorsun! He..heyy! Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Sağlam bileğimi yakaladığı gibi beni çekti ve sırt üstü deri koltukta sürülerek ona doğru uçtum. Ve sadece bir saniye sonra yüzü hemen yüzümün üzerindeydi.
"Bu sana son uyarım olacak Chöle. Eğer bir daha çığlık atar, birilerini arar ya da kaçmaya çalışırsan o telefonun başına gelenlerden daha kötü şeyler gelir başına"
Eli sıkıca çenemi tutuyordu şimdi. Gözlerinin içine daha dikkatli bakarsam ona boğun eğermişim gibi davranıyordu. "Bir cevap alamadım" dedi, öfkeyle kızarmış yüzümü süzerken.
"Tamam" dedim. "Dediğin gibi olsun" 
Bonnie dikiz aynasından ikimize bakıp söylendi. "Yeterince geç kaldık Black" Aynadan göz göze geldiğimde ona olan öfkemin tekrar kızıştığını hissettim. Ağabeyi hakkında soru sorduğumda nasıl da beni aptal yerine koymuştu. 
"Senin için endişelenmiştim!" ikisinin gözleri bana döndü. Hayır dedim hayır gene sesli düşünmüş olamam! 
"Affedersin" dedi. Sanki affetmek çok kolaymış gibi... Araç hareket etti. Geldiğimiz kadar hızlıydık. Arkamızdan kovalayan biri olmadığı halde biz ölümü kovalıyorduk sanırım! Sanki yeterince ölüm tehlikesi atlatmamışım gibi! Aracın kasaba yoluna girmesini bekliyordum onun yerine şehirler arası otobana girdi. 
"Nereye götürüyorsunuz beni!" Black benden tarafa uzanınca irkildim. Eli omzumu sıyırdı ve mavi bir kumaşı çekip aldı. Tişörtünü üzerine geçirirken "Neden biraz susmayı denemiyorsun?" demişti. Sadece düşünerek beni havaya uçurmasından korkmasan ona yapacağımı biliyordum ben!
"Miranda beni aramayacak mı sanıyorsun? Bana ulaşamayınca babama gidecek. Olay büyüyecek Black! Anlıyor musun? Bundan paçanı kurtaramazsın!" Beni umursamadan ön koltuklara dayadı avuçlarını ve kendini öne itti. Ve sanki Bonnie'yle sessizce anlaşmışlar gibiydiler. Black sürücü koltuğuna geçti hem de aksiyon filmlerindeki gibi! Yüreğim ağzımda "Nereye gidiyoruz!" dedim. Sesim o kadar perişandı ki Bonnie bana acıyan gözlerle omzunun üzerinden bakıyordu. Sonra sessizce "Konsey" dedi. 
"Ne? Neden? Ne yaptım ben size?"
"Korkman gerekmiyor Chöle" Kızın sesinde bir şeyler rahatlamamı engelliyordu. Doğru söylemediğini düşündürüyordu ki Black sert bir sesle "Şimdilik" dedi. Ona boğazıma bir bıçak gibi saplanan korkuyla bakakaldım. Ama o bununla eğlenmeyi tercih etti.
"Çok ilginç" dedi Black. Benim gördüğüm tek ilginç şey oydu oysa ki! "Seni öptüğümde kızarıyorsun, az önce beyazlamıştın..ımm şimdi de morarıyorsun. Lanetli bir yetenek bu Chöle. Hissettiğin her şeyi yüzünde görebiliyorum" 
"Aman ne güzel" dedim. Omuzlarını silkip yola devam etti. Ve sorularıma tek bir cevap bulamadan geçen bir saatlik bir yolculuk başladı! Taki bozkırdan geriye bir şey kalmayana dek devam etti! Sararıp kurumuş, sonbaharın sillesini yemiş otlara bakıyordum ki araç sarsılarak durdu.
"Geldik" dedi Bonnie. İşte o an kalbim bir balon gibi patlayabilirdi. "Black" dedim. "Lütfen..ben sana hiç bir şey yapmadım! Lütfen beni evime götür" Benden tarafa bakmadı bile. Arabadan indi ve yürüdü.
Bonnie kapımın önüne gelip açtı. O sıra Black sararmış otlarda yürümeye devam ediyordu. Ve ona bakarken bozkırın ortasına neden bir salıncağın kurulu olduğunu merak ettim.
"Yürüyebilecek durumda mısın? Seni kucağıma alabilirim" diyen Bonnie'yi tersleyerek "Ben yürürüm" dedim ve aksayarak indim arabadan.
"Kim buraya bir salıncak diker ki?" dedim şaşkınlığımı saklayamayarak. Black salıncağın yanından geçip gitti ve iki katlı tahtadan bir ev var olarak orada beliriverdi. Şimdi verandasını tırmanıyordu. Kapı kendiliğinde açıldı. Ve bacağımdaki acıyı hafifleten bir el -Bonnienin eli- bana destek oldu.
"Hadi ama düşmanca davranman sana hiç bir şey kazandırmaz"

"Ben mi düşmanca davranıyorum! Şunu görüyor musun" evi işaret ediyordum. "orada bir ev belirdi ve ben hala çığlık atarak buradan kaçmadım. İnan bana sizi anlamak için ne kadar çaba harcadığımı tahmin bile edemezsin!" O an eski Bonnie'yi görür gibi oldum. Pişmanlıkla yüzü buruştu. "Özür dilerim" dedi. "Sana yalan söyledim, gerçekleri sana alıştıra alıştıra söyleyecektik ama her şey bir anda gelişti"
"Gevezelik etmeyi kes Bonnie ve onu buraya getir" 
"Emrin olur Öküz!"  dedim öfkeyle. Emir vermesine tahammül bile edemiyordum!
Önümdeki merdivenler yok oldu. Şimdi tam karşımda bir mermer kadar sert olan bir göğüs kafesi duruyordu. Dudakları düz bir çizgi halinde "Bu iki oldu" dedi Black. "Üçüncü de başına neler gelir tahmin bile edemezsin" Ardından beni kucağına aldığı gibi eve soktu. 
"Biliyor musun? Umurumda değil! Senin için bu kadar önemliysem bana zarar veremezsin"
Oldukça büyük bir salona girdik. Beni kahve tonlarındaki üçlü kanepeye bırakıp "Sana vereceğim cezalar şiddet içerikli olmayacaktır bundan emin olabilirsin" dedi. Ve dudaklarına bakarken ne içerikli olacağını görür gibiydim. Kendimi tutamayarak "Adi pisliğin tekisin" dedim.
"Üç etti" dedi çok mu çok sakin bir sesle. Ardından da "Dışarı çık Bonnie" dedi. Aferinnn bana!
"Ama Abi"
"Sana çık dedim" Bir itiraz gelmedi.. Onun gittiğini biliyordum. Koskoca salonda daha ne olduğunu bilmediğim ama kesinlikle doğal olmadığını bildiğim biriyle yalnız başımaydım!
"Evet Chöle" dedi istifini hiç bozmadan. "Sıra cezanı çekmende!" 
Ben boş boğaz bedevinin tekiydim! Ve kahretsin ki o salak kutup ayısı tam karşımda duruyordu!

14 Kasım 2017 Salı


5. Bölüm "Kimsin Sen?"

"Asılsız yardım çağrısı yapmanın bir suç olduğunu biliyorsunuz değil mi Bayan Larsson?"
"Biliyorum" dedim. Hemde çok iyi biliyorum.
"O halde bir daha böyle bir şey yaparsanız, bu kadar ucuz kurtulamayacağınızı da biliyorsunuzdur"
Orta yaşlı, saçları yer yer kırlaşan dedektif öfkeli gözlerini, gözlerime dikip, onu iyice anlamamı sağladı. Süklüm püklüm olmama saniyeler kalmıştı ki "Hey çocuklar burada işimiz bitti" dedi. Kendisiyle beraber gelen iki dedektif dairemden çıktı.
Utanmıştım ama en önemlisi öfkeliydim. Çünkü yardım çağırım asılsız değil delilsizdi! Ama adamın arkasında kalan ve neredeyse benim boylarımda olan diğer dedektif duraksadı. Bana doğru uzattığı elinde beyaz bir kartvizit duruyordu.
"Bu kartım. Başka bir şeyden şüphelendiğinizde çekinmeden arayabilirsiniz" sanki ne kadar korktuğumu görmüştü adam. Koyu kavhe gözleri babacan bir tavırla parlıyordu. Kartı alıp hem teşekkürlerimi hem de özürlerimi sundum. 
Ardındanda kapıda öylece bekledim. Gözlerim yan taraftaki dairedeydi. Ya onlara çığlık atan birini duyduğumu söyleseydim? Ya da yan komşum tarafından üstü kapalı bir biçimde tehdit edildiğimi? Sanırım şuan da durduğum yerden daha ileride olamazdım. Çünkü elimde ne çığlık atan bir adam ne de ışıkların kasten söndüğünü iddia eden bir komşu vardı! 
"Daha iki gündür buradayım! İki gün!" Ama sanki yıllar geçmiş gibiydi. Bir kelebek kanadını çırptığında çıkardığı kadar hafif bir ses duydum. Başımı çevirdiğimde karşıdaki dairenin kapısının açık olduğunu gördüm. Sarı saçlarını yüzünden çeken ev sahibi, bana şöyle bir baktı ve şaşkınlıkla "Bonnie?" dedim.
Gözlerini kırpıştırarak "Selam" dedi. Ama benim kadar şaşırmadığı gözümden kaçmamıştı. 
"Sen benim burada kaldığımı biliyor muydun?" 
"Evet. Geldiğin ilk gün uyrayıp hoşgeldin demiştim" Ah öyle mi? Bunu nasıl hatırlayamamıştım ben?Kim bilir o telaşede daha neleri unutmuştum!
"Ben..çok affedersin"
"Sorun değil" dedi. Yüzü vücudunun geri kalanı gibi zayıftı. Gözlerinin mavi olduğunu fark ettim, uykulu ve hafif şişiktiler. "Ben..seslere uyandım ama.." boş koridoru gösterircesine elini salladı. "sanırım kabus falan gördüm" 
"Sesler derken" dedim. "Bir çığlık falan mı duydun?"
Kısacık bir an kıyamet gününü bilmişim gibi baktı bana. Fakat hemen sonra içi boş bir biçimde gülümseyip "Sende mi duydun?" dedi. Duymaz olaydım! Başımı salladım ve istemeden de olsa ona doğru bir adım attım. 
"Sana bir şey sorabilir miyim Bonnie?"  
"Tabi" dedi.
"Black hakkında ne biliyorsun? Yani ne zamandır karşı komşun?"
Bana şöyle bir baktı. Sanki Black'ın kim olduğu değilde, Black'ın çıplakken nasıl gözüktüğünü sormuştum. Gözleri fal taşı gibi oldu. "Ben..pek bir şey bilmiyorum" Kız resmen gözümün önünde yavaş yavaş kızarıyordu. En sonunda kapısının kulbunu sıkı sıkıya kavrayıp "..uyusam iyi olacak" dedi. Ve ben daha ağzımı açamadan içeri girdi. Hayır..hayır kaçtı. Bildiğin kaçtı!
Koridorun ortasında bir avare misali kalakaldım. Bonnie denen kızın yüzünde beliren şey apaçık korkuydu! Bu da demek oluyordu ki, Black düşündüğüm gibi güler yüzlü yılışık bir çocuktan fazlasıydı. 
"Ne yapıyorsun burada?" Korkuyla yerimden sıçradım. Hemen arkamdaydı. Sırtımda göğüs kafesini hissedebiliyordum! "Sabah bir dersin olduğu sanıyordum Chöle" Arkama döndüm. Black çarpık bir gülümsemeyle beni izliyordu. Hani ş kötülük kokan gülümsemeler var ya bunun yanında halt ederlerdi!
"Ben.." dedim.
"Sen?" dedi. Ama aklıma diyecek hiç bir şey gelmedi!
Başını nazikçe aşağı eğdi. İster istemez geriledim. Bir adım attı. Bende geriye doğru bir adım attım. Başka bir adım ve bir gerileme daha. Kendimi bin kilometrelik bir koşu yapmış gibi kan ter içinde hissederken, sırtım duvara çarptı. Aptalça kaçışım buraya kadardı işte.
Koyu mavi gözlerini gözlerime dikti. Elini kaldırıp başımın bir kaç santimetre ötesine yerleştirdi. Dört bir yanım onun tarafından kuşaltılmıştı şimdi. Biraz daha eğildi ve yüzündeki gülümseme daha serseri bir hal aldı.
"Gerçekte kimsin sen?" dedi. Gözlerimi bir milyon kez kırpıştırdım. Bu nasıl bir soruydu? Neyi kast ediyordu? Geçmişime dair bir şey biliyor olamazdı, değil mi?
"A..an.lamadım" Kekelediğime inanamıyorum! Çok gerildiğim anlarda beliren bir lanetti bu!
"Bence anladın" dedi. Bir şeyler biliyor olamazdı! Sadece..sadece beni korkutmaya ve dökülmem için telaşlandırmaya çalışıyordu.
"Bu soruyu yanlış kişiye soruyorsun Black" dedim. 
"Asıl sen kimsin? Daha yirmi dört saat önce gördüğüm, o güler yüzlü çocuğa ne yaptın?" Bir an için kaşlarını çattığını görür gibi oldum. Ama hemen sonra gülümsemesi sertleşti ve daha fazla yakınıma sokuldu.
"Belki de iki yüzlü bir katilimdir ha?"
Tam lafına devam edecekken "Artık uyusam iyi olur" dedim. Elinin altından hızla geçip kapıya ilerledim. Ama önüme dikildi. Ve o hızla göğsüne çarptım. Burnum!
"Bu ne be? Mermerden mi yaptılar seni!" Burnum sızım sızım sızlıyordu. Ne kadar sertti göğüs kafesi. 
"Amma naziksin baş belası"
"Baş belası sana benzer. Çekil yolumdan!" Gözleri gözlerimden, burnumu tutan elime ardından da dudaklarıma kaydı. "Eğer beni bir kez daha öpmeye çalışırsan, seni tacizden içeri attırırım!" dedim. 
"Gerçekten yapar mısın bunu Chöle?"


Onun gibilerin nasıl olduğunu az çok biliyordum. Onlar için kızlar kullan at malzemelere benziyordu! İşini görene kadar en mükemmel yüzlerini gösterip, işlerini bitirdiklerinde tam bir pislik olduklarını ilan ediyorlardı. Chris gibi! Öfkem tırnaklarını sırtıma geçirdi. Onun verdiği acıdan güç aldım.
Bu kez Black'in engellemesini yok sayarak yanından geçtim. Bileğimi tuttu ama ondan kurtuldum. "Bir daha" dedim. "sakın beni küçümseme!" kısa bir şaşkınlık yaşadı. Ve kapıyı suratına çarptığımda son saniye kendini geri çekti ama ahladığını duymuştum. Kapı koca kafasına inmişti! 
Seni uyarmıştım! dedim kendi kendime. Bir kez daha birinin bana zarar vermesine müsaade etmeyecektim. Nokta! Onlarca kilometreyi tekrar kalp kırıklığı için aşmamıştım. Bu geceden tezi yoktu, eski aptal Chöle'ü New York'a gömecektim. Çünkü o herkese güvenir, herkese selam verir, dost edinmeyi severdi. Sonra ona ne mi oldu? 
Öyle bir kazık yedi ki yaşadığı şehre sığamaz oldu. Kendimi yatağa bıraktım. Yarın sabah geçmişten geçmişi unutmak yerine ondan ders alarak uyanacaktım. Ve yarın yapacağım ilk işi Black'in kim olduğunu öğrenmek olacaktı.
İşte o kadar!


Follow by Email

gtag('config', 'UA-86742725-2'