e kitap oku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e kitap oku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2017 Çarşamba

7. Bölüm -"Black Garccia"

"Günaydın" dedi birisi. Ders kitabından kafamı kaldırdım. Bonnie utangaç bir yüzle yanımdaki boş sıraya geçti. 
"Sana da günaydın" Gözlerini kaçırıp kitap ve defterini masaya çıkardı. Bir an sırf bana bakmamak için tüm çantasını masasına dökeceğini sandım. Tanrıya şükür ki öyle bir şey yapmadı.
"Dün gece öyle saçma davrandığım için affedersin" Şu mesele...
"Neden öyle davrandığını sorsam" dedim. Dişlerini alt dudağına geçirdi. Onunla yetinmeyip tarih kitabının sayfalarını parçalarına ayıracak bir kuvvetle çevirmeye başladı.
"Bu konu hakkında pek konuşmuyorum..." tekrar bir şeyler sormamı engellemek için "özel bir mesele" dedi ve son noktayı koydu. Eski sevgilisi falan mıydı? Ah..o yüzden mi ondan bahsettiğimde kızarıp duruyordu? Şuan üzerndeki pembe tişörtle aynı tondaydı. 
"Eee Chöle!" Benden üç metre ileride pusuya yatmış Kristen'dı, konuşan. 
"Ne eesi?" dedim. 
"Dün..nasıldı?"
Gözlerinin içine kısa bir an baktım. Aklıma Black hakkındaki uyarısı geldi. Eminim  onun hakkında benden daha çok şey biliyordu. Ayağa kalktım, yanına gidecektim ki Tarih hocası gözlüğünü düzelterek içeri girdi. Bende münasip noktamın üzerine tekrar kurulmak zorunda kaldım. Profesör sınıfa şöyle bir baktı. Sanki kurbanlık koyunduk, oda usta bir kasaptı.
"Günaydın arkadaşlar" elindeki kartivizt boyunda kağıtlar vardı.Beyaz gömleği ve siyah pantolonu klasik bir öğretmen tarzıydı. Sanırım en fazla elli yaşındaydı. Ön sıraya yanaşıp elindeki kağıtları en baştaki kıza verdi. "Bu kağıtlarda ödev eşleriniz yazıyor. Herkes kendi grubunu bulsun. İşlenecek bir ton konu ve yapacak bir dünya işiniz var" 
Öylece bakakaldık. Tüm sınıfın gözleri yüzüne far tutulmuş bir tavşan gibi pörtlemişti. Daha sonbahar bile sonbaharlığını yapmıyor, ağustosu yaşıyorduk! Hepsini geçtim daha ikinci gündeydik! Ne ödevi? Ne grubu? Sanki bunlar unutulmuş bir dilden geliyordu. Düşünün o kadar yabancıydık. Başımı çevirince Bonnie'yle göz göze geldim.
"Eh.." dedi.  "en azından eş seçme derdinden kurtulduk" Başımı bir kukla gibi salladım.
"Sence bu dersten geçme ihtimalimiz nedir?" Başını iki yana sallayıp bana kötümser bir bakış attı.
"Üst sınıflardan duyduğuma göre ince eleyip sık dokuyan bir ihtiyarla karşı karşıyaymışız. Gerisini sen düşün!" Ah ne güzel...
Kağıtlar arka sıralara ulaşırken profesör adını bile duymadığım bir yazardan başlamıştı bile. Bu dersten ciddi ciddi kalabileceğimi düşündüm. Çünkü ben sınıfın şu orta halli olan öğrencilerindendim. Geçme notunun biraz üstünü aldığımda, benden iyisi olmazdı. 
Bonnie kağıtlar arasında kendi ismini buldu. Bir naziklik yapıp benimkini de bulduğunda kağıdı bana uzatması gerekmez miydi? Bunun yerine boş boş kağıda bakıyordu.
"Ne oldu?" dedim. "Neye bu kadar şaşırdın? Yoksa Kristen'la mı eşleşmişim?" Kağıdı bana verdi. Keşke vermeseydi. Keşke o lanet ismi görmeseydim!
"Black Garcia. Şaka mı bu? Lütfen kağıtları değiştirdim de Bonnie!" Ama adım nal gibi Black'in adının yanında duruyordu. Kocaman siyah harflerle yazılmıştı. Görmemek için aşırı miyop olmam gerekirdi!
"Herkes sussun artık!" Profesörün Azrail'i olabilirdim. Hemde bunu zevkle yapardım. 
"Biraz daha öyle bakmaya devam edersen, adamı küle çevireceksin" Sesin sahibi hemen arkamdaki sıradaydı. Bonnie kafasını kitaplarının içine gömdü. Hey bir dakika! O ne ara benden iki sıra öteye kaymıştı!
Ona bakmak yerine, kağıdı parçalarına ayırdım ve görebileceği bir biçimde sıraya koydum. Eğer biraz beyni varsa bunun bir işaret olduğunu anlayabilirdi. Savaş bayrağını çekmiştim ben. Bu da sıktığım ilk kurşundu. 
"Fazla iddialısın Chöle" dedi. Parmağı tam ensemin üzerindeydi.
"İnan benim nazikliğiminde bir sınırı vardır. Ve sen beni gördüğünden beri o sınırı aşıp duruyorsun" Be..ben mi? Tamam buraya kadardı. Arkamı döndüm.
Aramızda bir karış vardı. "Peki ya sen..sen özel alan nedir bilir misin? Örneğin birine dokunmak ya da öpmek o alanın neresindedir bir fikrin var mı?"
Kalbim deli gibi atıyordu. Çünkü üzerinde gözleri kadar açık mavi bir tişört vardı. Ve saçları alnına dökülüyordu. Gölgede kalan gözleri kaliteli bir mücevherden halliyceydi. İçimden bir ses onun bir yere kadar haklı olduğunu söyledi. Sırf Chris'e benzediği için ona kötü davranıyorsun dedi. O sese ne mi yaptım? İnanın bilmek istemezsiniz!
"Sadece arkadaş olmaya çalışıyordum" 
"Sorun şu ki ben senle arkadaş olmak istemiyorum" Öne doğru eğildi.
"Yoksa daha fazlası mı olmak istiyorsun?" 
"Siz!" Profesörün sesiyle gerçek dünyaya döndük. Daha doğrusu döndüm. Çünkü Black'ın adamı taktığı falan yoktu! 
"..sınıfımdan çıkın" 
"Ama efendim.." adam bana öyle bir baktı ki, cehennemin dibine kadar gidip geldim. Eşyalarımı topladım ve sınıfın kapısını, kocaman bir yere batmışlıkla buldum. Black hemen yanımdaydı. Kapıdan geçerken "Hepsi senin hatan" dedim.
Kapı arkamızdan kapandığında "Sen hala konuşuyor musun?" dedi. "Eğer çeneni daha az kullansaydın, ineklik yapmaya devam edebilirdin" Ne!

"İnek mi? Sensin be o!" 
"Kaç yaşındasın sen Chöle? Beş falan mı? Hadi bir de ayağını yere vur da görelim" Kafayı yiyecektim. Şimdide çocukluk eden ben mi olmuştum!
"Gerçekten inanılmazsın" 
"Bunu anlamana sevindim arkaşım" Arkadaşlar kadar başına taş düşsün! Uyuz.
Gözlerimi devirip ana sınıfı düzeyindeki atışmadan geri çekildim ve yürümeye başladım. Hızlı adımlar atıyordum atmasına ama hala onun ayakkabılarının tık tıklarını duyuyordum. Dayanamayıp döndüm ve "Neden peşimden geliyorsun?" dedim. Kaşları ilk önce şaşkınlıkla kalktı sonra dalga geçercesine kıvrıldı.
"Yavaş ol Chöle." dedi. "Sen peşinden koşacağım tarzda bir kız değilsin. Ama madem merak ettin söyleyeyim. Burası bir koridor ve tek çıkış kapısı şurada."
Eliyle gittiğim istikametin sonunu gösteriyordu. Ben o sıra yerin dibine doğru yol alıyordum. "Umarım beni anlamışsındır" dedi ve gitti. Bense arkasından bakakaldım. Bir şey demeliydim! Son sözü söylemesine müsaade edemezdim. Ama olmadı. Çünkü bir güzel ağzımın payını vermişti! Ve o an aklımdan geçen şu oldu:
Tam 3 bin fitten aşağı düştüm. Hem de  k******* üstüne!

14 Kasım 2017 Salı


5. Bölüm "Kimsin Sen?"

"Asılsız yardım çağrısı yapmanın bir suç olduğunu biliyorsunuz değil mi Bayan Larsson?"
"Biliyorum" dedim. Hemde çok iyi biliyorum.
"O halde bir daha böyle bir şey yaparsanız, bu kadar ucuz kurtulamayacağınızı da biliyorsunuzdur"
Orta yaşlı, saçları yer yer kırlaşan dedektif öfkeli gözlerini, gözlerime dikip, onu iyice anlamamı sağladı. Süklüm püklüm olmama saniyeler kalmıştı ki "Hey çocuklar burada işimiz bitti" dedi. Kendisiyle beraber gelen iki dedektif dairemden çıktı.
Utanmıştım ama en önemlisi öfkeliydim. Çünkü yardım çağırım asılsız değil delilsizdi! Ama adamın arkasında kalan ve neredeyse benim boylarımda olan diğer dedektif duraksadı. Bana doğru uzattığı elinde beyaz bir kartvizit duruyordu.
"Bu kartım. Başka bir şeyden şüphelendiğinizde çekinmeden arayabilirsiniz" sanki ne kadar korktuğumu görmüştü adam. Koyu kavhe gözleri babacan bir tavırla parlıyordu. Kartı alıp hem teşekkürlerimi hem de özürlerimi sundum. 
Ardındanda kapıda öylece bekledim. Gözlerim yan taraftaki dairedeydi. Ya onlara çığlık atan birini duyduğumu söyleseydim? Ya da yan komşum tarafından üstü kapalı bir biçimde tehdit edildiğimi? Sanırım şuan da durduğum yerden daha ileride olamazdım. Çünkü elimde ne çığlık atan bir adam ne de ışıkların kasten söndüğünü iddia eden bir komşu vardı! 
"Daha iki gündür buradayım! İki gün!" Ama sanki yıllar geçmiş gibiydi. Bir kelebek kanadını çırptığında çıkardığı kadar hafif bir ses duydum. Başımı çevirdiğimde karşıdaki dairenin kapısının açık olduğunu gördüm. Sarı saçlarını yüzünden çeken ev sahibi, bana şöyle bir baktı ve şaşkınlıkla "Bonnie?" dedim.
Gözlerini kırpıştırarak "Selam" dedi. Ama benim kadar şaşırmadığı gözümden kaçmamıştı. 
"Sen benim burada kaldığımı biliyor muydun?" 
"Evet. Geldiğin ilk gün uyrayıp hoşgeldin demiştim" Ah öyle mi? Bunu nasıl hatırlayamamıştım ben?Kim bilir o telaşede daha neleri unutmuştum!
"Ben..çok affedersin"
"Sorun değil" dedi. Yüzü vücudunun geri kalanı gibi zayıftı. Gözlerinin mavi olduğunu fark ettim, uykulu ve hafif şişiktiler. "Ben..seslere uyandım ama.." boş koridoru gösterircesine elini salladı. "sanırım kabus falan gördüm" 
"Sesler derken" dedim. "Bir çığlık falan mı duydun?"
Kısacık bir an kıyamet gününü bilmişim gibi baktı bana. Fakat hemen sonra içi boş bir biçimde gülümseyip "Sende mi duydun?" dedi. Duymaz olaydım! Başımı salladım ve istemeden de olsa ona doğru bir adım attım. 
"Sana bir şey sorabilir miyim Bonnie?"  
"Tabi" dedi.
"Black hakkında ne biliyorsun? Yani ne zamandır karşı komşun?"
Bana şöyle bir baktı. Sanki Black'ın kim olduğu değilde, Black'ın çıplakken nasıl gözüktüğünü sormuştum. Gözleri fal taşı gibi oldu. "Ben..pek bir şey bilmiyorum" Kız resmen gözümün önünde yavaş yavaş kızarıyordu. En sonunda kapısının kulbunu sıkı sıkıya kavrayıp "..uyusam iyi olacak" dedi. Ve ben daha ağzımı açamadan içeri girdi. Hayır..hayır kaçtı. Bildiğin kaçtı!
Koridorun ortasında bir avare misali kalakaldım. Bonnie denen kızın yüzünde beliren şey apaçık korkuydu! Bu da demek oluyordu ki, Black düşündüğüm gibi güler yüzlü yılışık bir çocuktan fazlasıydı. 
"Ne yapıyorsun burada?" Korkuyla yerimden sıçradım. Hemen arkamdaydı. Sırtımda göğüs kafesini hissedebiliyordum! "Sabah bir dersin olduğu sanıyordum Chöle" Arkama döndüm. Black çarpık bir gülümsemeyle beni izliyordu. Hani ş kötülük kokan gülümsemeler var ya bunun yanında halt ederlerdi!
"Ben.." dedim.
"Sen?" dedi. Ama aklıma diyecek hiç bir şey gelmedi!
Başını nazikçe aşağı eğdi. İster istemez geriledim. Bir adım attı. Bende geriye doğru bir adım attım. Başka bir adım ve bir gerileme daha. Kendimi bin kilometrelik bir koşu yapmış gibi kan ter içinde hissederken, sırtım duvara çarptı. Aptalça kaçışım buraya kadardı işte.
Koyu mavi gözlerini gözlerime dikti. Elini kaldırıp başımın bir kaç santimetre ötesine yerleştirdi. Dört bir yanım onun tarafından kuşaltılmıştı şimdi. Biraz daha eğildi ve yüzündeki gülümseme daha serseri bir hal aldı.
"Gerçekte kimsin sen?" dedi. Gözlerimi bir milyon kez kırpıştırdım. Bu nasıl bir soruydu? Neyi kast ediyordu? Geçmişime dair bir şey biliyor olamazdı, değil mi?
"A..an.lamadım" Kekelediğime inanamıyorum! Çok gerildiğim anlarda beliren bir lanetti bu!
"Bence anladın" dedi. Bir şeyler biliyor olamazdı! Sadece..sadece beni korkutmaya ve dökülmem için telaşlandırmaya çalışıyordu.
"Bu soruyu yanlış kişiye soruyorsun Black" dedim. 
"Asıl sen kimsin? Daha yirmi dört saat önce gördüğüm, o güler yüzlü çocuğa ne yaptın?" Bir an için kaşlarını çattığını görür gibi oldum. Ama hemen sonra gülümsemesi sertleşti ve daha fazla yakınıma sokuldu.
"Belki de iki yüzlü bir katilimdir ha?"
Tam lafına devam edecekken "Artık uyusam iyi olur" dedim. Elinin altından hızla geçip kapıya ilerledim. Ama önüme dikildi. Ve o hızla göğsüne çarptım. Burnum!
"Bu ne be? Mermerden mi yaptılar seni!" Burnum sızım sızım sızlıyordu. Ne kadar sertti göğüs kafesi. 
"Amma naziksin baş belası"
"Baş belası sana benzer. Çekil yolumdan!" Gözleri gözlerimden, burnumu tutan elime ardından da dudaklarıma kaydı. "Eğer beni bir kez daha öpmeye çalışırsan, seni tacizden içeri attırırım!" dedim. 
"Gerçekten yapar mısın bunu Chöle?"


Onun gibilerin nasıl olduğunu az çok biliyordum. Onlar için kızlar kullan at malzemelere benziyordu! İşini görene kadar en mükemmel yüzlerini gösterip, işlerini bitirdiklerinde tam bir pislik olduklarını ilan ediyorlardı. Chris gibi! Öfkem tırnaklarını sırtıma geçirdi. Onun verdiği acıdan güç aldım.
Bu kez Black'in engellemesini yok sayarak yanından geçtim. Bileğimi tuttu ama ondan kurtuldum. "Bir daha" dedim. "sakın beni küçümseme!" kısa bir şaşkınlık yaşadı. Ve kapıyı suratına çarptığımda son saniye kendini geri çekti ama ahladığını duymuştum. Kapı koca kafasına inmişti! 
Seni uyarmıştım! dedim kendi kendime. Bir kez daha birinin bana zarar vermesine müsaade etmeyecektim. Nokta! Onlarca kilometreyi tekrar kalp kırıklığı için aşmamıştım. Bu geceden tezi yoktu, eski aptal Chöle'ü New York'a gömecektim. Çünkü o herkese güvenir, herkese selam verir, dost edinmeyi severdi. Sonra ona ne mi oldu? 
Öyle bir kazık yedi ki yaşadığı şehre sığamaz oldu. Kendimi yatağa bıraktım. Yarın sabah geçmişten geçmişi unutmak yerine ondan ders alarak uyanacaktım. Ve yarın yapacağım ilk işi Black'in kim olduğunu öğrenmek olacaktı.
İşte o kadar!


12 Kasım 2017 Pazar

"Eee çabuk anlat neler oldu?" Miranda beni göremiyor olsada, gözlerimi devirmeden edemedim.
"Hiç bir şey. Bir şeyler atıştırdık ve kendimi bir kez daha rezil etmiş oldum" Onun önünde ağladığım geceyi hala unutamıyordum. 
"Sadece siparişler verilirken konuştu yani?"
"Evet" Ve bu beni gerçekten çok şaşırtmıştı. Sanırım bana sarkmasını falan bekliyordum. Yani bu ona bayıldığımdan falan değildi tabi. Fakat bir kaç gündür her şeyi yanlış yorumladığım gibi o anıda yanlış yorumlamıştım. Yemekte olan şey: Ona beni kliniğe taşıdığı ve buraya kadar geldiği için teşekkür ettim ve gizliden gizliye ışıklar gittiğinde yanımda kaldığı içinde etmiştim. 
"Sence şu kızların yanında neden öyle davrandı? Niye sert olma gereği hissetti ki?" En ufak fikrim yoktu. "Sanırım Kristen denen kız ona takık ve o da tavrını falan koymaya çalışıyor olabilir"
"Haklı olabilirsin fakat gene de o kızlardan uzak dur Chöle. İnsanların seni tanımasını istemiyorsan mümkün olduğunca az kişiyle arkadaşlık kurman gerekiyor" Özellikle zahmet edip gözünün içine baktığım her insana tanıdık geliyorken...
Pat! Bir şey çok fena yere çarpmıştı. Düşünün ki oturduğum koltuktan sıçradım. "Bir dakika Mira"
"Ne oldu?" dedi ama telefonu hopörlere alıp sesin geldiği yöne, kapıya yöneldim. Bir başka pat sesiyle beraber korkulu insan sesleri yükselmeye başladı. Sesler bu kez koridordan değil evimin yanından geliyordu. Tam yan komşumdan. 
"Dur artık dur! Bunu kontrol altına alman gerekiyordu!" Neyi? Kapıyı açmakla kulağımı duvara dayamak arasında kaldım. Ama başka bir pat sesiyle bir çığlık yükseldi. Gerçekten canınız acıdığında çıkabilecek türden bir sesti.
"Harika! Yaptığını beğendin mi?" Kimindi bu boğuk kız sesi? Ayakkabıların koridordaki çınlamaları ile "Kapa çeneni" dedi birisi ve o birisi adım gibi emindim ki Black'ti. 
Kulağımı kapıya yapıştırmam kabul ediyorum ki saçmalıktı. Aç kapıyı neler oluyor diye sor değil mi? Ama uzun zaman önce hiç bir olaya doğrudan dahil olmamam gerektiğini öğrenmiştim. Hem de oldukçu zorlu yollardan.
"Şimdi ne olacak?"
"Onu gömeceğiz" Ne? Ne dedi o? Gözlerim pörtlemiş bir halde küçük kapı deliğinden koridora baktım ama hiç bir şey göremedim. Sesler gitmişti tıpkı bir anda giden elektrikler gibi. 
Çığlık atacakken elimi ağzıma dayadım. Sakin ol Chöle! Dün gece ki gibi pat diye gitmişti elektrik ve kalp atışlarım bir elektro şok aletiyle canlandırılmış gibi hızlıydı. Koşar adım içeri girdim. Dünden hazıırlıklı olduğum el fenerini kaptığım gibi açık bıraktığım telefonuma koştum.
"Neredesin sen!" Miranda'ya duyduklarımı söylebilirdim ama bu fazladan gerilmek anlamıına gelirdi. O yüzden ona iyi geceler dileyip konuşmayı sonlandırdım.
Her şey o kadar sessizdi ki. Salonunun camına gidip elektiriklerin ne kadar alanda kesildiğini görmek istedim. Ama perdeyi çekmemle kapamam bir oldu. Üç dört kişi karanlıkta bir kamyonetin arkasına bir şey yüklüyordu. Ve o şey kabuslarıma girecek bir şekilde bir insanı andırıyordu.
Güneşliğin arkasından kalabalığa bakakaldım ve siyah şapkalı birisi kafasını kaldırıp tam durduğum noktaya baktı. Korkuyla geri kaçtım. Ama hepsinden daha uzun olan o bedenin içten içe Black olduğunu hissetmiştim.

"Polisi aramalıyım" 
"İyi de ne diyeceğim?" Derin bir nefes çekip telefonu avucumda sıktıkça sıktım. Bir motorun çalıştığını duydum. Yüreğim ağzımda dışarıya küçük bir göz atmak için cama tekrar yanaştım. Ve birden bire tüm sokağın ışıkları geliverdi. Birden bire gelen ışıkla gözlerimi kıstım Nedendir bilinmez artık kamyonetin olduğu yerde bir boşluk vardı. Nasıl bu kadar çabuk gitmişti? Sokağın öbür ucuna kadar bakmaya çalıştığımda bile bir araç göremedim.
"Neler dönüyor burada!" Tüylerim diken dikenken kapı çaldı.
Birisi 'lanet olasıca birisi' saat sabahın ikisine yol alırken, kapımı çalıyordu. Nefes  bile almayıp el fenerimi bir silah gibi doğrultarak kapıya doğru ilerledim. Kapı bir kez daha çalındı. Tek istediğim şey her kimse gitmesiydi.
Çaldı. Çaldı ve gene çaldı! 
Belli ki gitmeye niyeti yoktu. "Kapının arkasında olduğunu biliyorum baş belası" Bir an için sesin sahibini tanıyamadım. Çünkü ses otoriter ve boğuktu. Laubalilik yanından bile geçmiş olamazdı. Black, ince bir metal ve tahta yığınının hemen arkasından "Neden kapıyı açıp beni sinirlendirmeye bir son vermiyorsun?" dedi. Bu ses kesinlikle onun olamazdı. Hayır, bunda bir terslik vardı. Tıpkı kızların yanında olduğu gibiydi ya da arabayı bir deli gibi sürdüğündeki gibi.
Cızırtılı ve titrek bir sesle "Zilimi rahat bırak ve git buradan. Sabah yetişmem gereken bir ders var!" dedim.
"Madem dersin bu kadar önemli, insanları gözetlemek yerine neden uyumadın peki?" Yanılmamıştım. Beni görmüştü! 
"Ben sadece ışıkları kontrol ediyordum. Kimseyi izlediğim falan yoktu" 
"Ama aramızda bir kapı varken sana nasıl inanabilirim" Aslına bakarsak aramızda bir kapı olmasa ayaklarım popoma vura vura bir karakola koşabilirdim. Az önce gördüğüm şeyi bir aptal bile doğru yorumlayabilirdi. Birini o araca yükleyip götürmüşlerdi ve o her kimse cidden canını yakmışlardı. 
"Peki o zaman şöyle yapalım" dedim. Aklımda bir sürü saçma bahane arasından en olası olanı tutup ona doğru savurmak istiyordum. Biraz olsun kapıdan gideceğine inansam bunu yapabilirdim ama iliklerime kadar bu kapı açılmadıkça gitmeceğini biliyordum. "Bana inanmam için kapıyı açıyım ve sende evine git?" 
"Bana uyar" dedi. Elbette sana uyar! Kapıyı açmadan önce polisin numarasını tuşladım ve neredeyse benim bile zor duyduğu bir sesle yardım çağrısında bulundum. Telefonu açık bir şekilde cebime yerleştirdikten sonra kapıyı açtım. 
Tam karşımda baştan aşağı siyahlar içinde olan birisi duruyordu. Black sıradan bir üniversite öğrencisinden sıyrılan bir kılık kıyafetle kapıma dayanmış, bana bakıyordu. Bakışları parıl parıldı. Doğal olamayacak kadar yakıcı bir maviydi gözleri. 
Bir kolunu kapıya yasladı ve daha da çok yer kapladı. Kendimi miniminnacık hissettim ki ben 1.70'tim. "Ee" dedi yüzümü süzerek.
"Birazdan polisler kapına dayandığıında ne yapacaksın Chöle? Olmayan bir seri katili, bulmalarını bekleyemezsin değil mi?" Beni duymuştu ve nasıl duyduğunu bilmiyordm. Üstüne üstlük öyle bir bakıyordu ki kendimi deli gibi hissettim. Sanki az önce onlar kamyonete bir adam yüklememişti ya da hiç kimse yan evde çığlık atmamıştı. 
Aslına bakarsanız kanıt yoksa suçta yoktu ve benim kanıtım olacak tek şey korkudan patlamış ödümdü. "Sana bir tavsiye" dedi Black. "..ışıklar gittiğinde perdelerini sıkıca kapa" ardından merdivenlere yöneldi. Arkasından öylece bakakaldım ve polis sirenleri şimdiden kulaklarıma dolmaya başladı. 
"Lanet olsun!" dedim. Hemde defalarca ve Tanrı sesimi duymuş fakat beni yanlış anlamış olmalı ki tüm lanetlerini üzerime yollamıştı. Bunun başka açıklaması olamazdı!
Çünkü çöldeki bedeviden tek farkım henüz bir kutup ayısı görmemiş olmamdı! 

Diğer bölümler için: TIK

gtag('config', 'UA-86742725-2'