fantastik wattpad hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik wattpad hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2017 Salı

Dudaklarını dudaklarımın üzerinden yavaşça çekti ve "Eğer sessiz olmazsan bunun devamı gelir" dedi. HAH! Tam ağzımı açıp gözümü yumacaktım ki telefonum çalmaya başladı! Hem de Black'ten! Düşürdüğüm sandığım telefonu o almıştı!
"Araba da düşürmüşsün" Acaba neden düşürdüm! Beni kovalamasaydı, arabada falan düşürmem söz konusu bile olamazdı. Çünkü ben telefonunu bir mücevher gibi taşıyan tiplerdendim. Çünkü onu çok sık kullanmasam da başım beladayken hep ondan yardım görmüştüm.
"Çabuk onu bana ver" dedim. Ama o bunun yerine yürümeye başladı!
"Sana telefonumu ver dedim!" O telefonu açmalıydım! Birilerine ulaşmalı ve başımın belada olduğunu, çok geç olmadan bildirmeliydim! 
"Ellerim dolu görmüyor musun?"
"Ben alırım nerede?" Dudakları kıvrıldı ve başıyla arkayı işaret etti. Arka cep. Kalçasına uzandım ve parmaklarımı cebinden içeri soktum. Attığı adımlar parmaklarımın ucunu karıncalandırırken telefonu aldım. Ekranda Miranda'yı görünce derin bir soluk aldım. Cevapla tuşuna basar basmaz onun öfkeli çığlığı kulağımı doldurdu.
"Nerdesin sen nerede!"
"Ben..."
"Sen ne! Tanrı aşkına Chöle oraya gideli bir kaç gün oldu ama sen şimdiden beni satıyorsun! Asıl mesele bu bile değil! Senin etrafta dolanmak yerine evde oturup ders çalışman gerek. İnsanlar seni ne kadar az görürlerse tanınman da o kadar uzun sürer!" Maalesef o iş öyle yürümüyordu.
"Miranda sanırım kendimi yanlış eve hapsettim" dedim. 
"Bu da ne demek şimdi?"

"Boşver şimdi onu. Senden babama bir şey söylemeni istiyorum" dedim. Bonnie arka kapıyı açtı ve Black beni koltuklara yavaşça yerleştirirken uzaklaşmasını bekledim. Ama kapıdan çıkmak yerine başını iki yana sallayarak "Ben olsam aklındakini yapmazdım" dedi. Ama yapacaktım. Çünkü içimden bir ses bu tek ve son fırsatın diyordu.
"De ki ona: Chöle'ün başı bela.." telefonun ahizesi elimden fırladığı gibi arabanın tavanına çarptı. Parçaları etrafımıza savrulurken korkuyla çığlık attım. İşte Chris'te bunu yapıyordu! Nasıl olur da ona benzemediğini iddia ediyordu!
"Sakın uyarmadığımı söyleme!" dedi kendini beğenmiş bir tavırla.
"Uyarmak mı? Sen ona uyarmak mı diyorsun! He..heyy! Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Sağlam bileğimi yakaladığı gibi beni çekti ve sırt üstü deri koltukta sürülerek ona doğru uçtum. Ve sadece bir saniye sonra yüzü hemen yüzümün üzerindeydi.
"Bu sana son uyarım olacak Chöle. Eğer bir daha çığlık atar, birilerini arar ya da kaçmaya çalışırsan o telefonun başına gelenlerden daha kötü şeyler gelir başına"
Eli sıkıca çenemi tutuyordu şimdi. Gözlerinin içine daha dikkatli bakarsam ona boğun eğermişim gibi davranıyordu. "Bir cevap alamadım" dedi, öfkeyle kızarmış yüzümü süzerken.
"Tamam" dedim. "Dediğin gibi olsun" 
Bonnie dikiz aynasından ikimize bakıp söylendi. "Yeterince geç kaldık Black" Aynadan göz göze geldiğimde ona olan öfkemin tekrar kızıştığını hissettim. Ağabeyi hakkında soru sorduğumda nasıl da beni aptal yerine koymuştu. 
"Senin için endişelenmiştim!" ikisinin gözleri bana döndü. Hayır dedim hayır gene sesli düşünmüş olamam! 
"Affedersin" dedi. Sanki affetmek çok kolaymış gibi... Araç hareket etti. Geldiğimiz kadar hızlıydık. Arkamızdan kovalayan biri olmadığı halde biz ölümü kovalıyorduk sanırım! Sanki yeterince ölüm tehlikesi atlatmamışım gibi! Aracın kasaba yoluna girmesini bekliyordum onun yerine şehirler arası otobana girdi. 
"Nereye götürüyorsunuz beni!" Black benden tarafa uzanınca irkildim. Eli omzumu sıyırdı ve mavi bir kumaşı çekip aldı. Tişörtünü üzerine geçirirken "Neden biraz susmayı denemiyorsun?" demişti. Sadece düşünerek beni havaya uçurmasından korkmasan ona yapacağımı biliyordum ben!
"Miranda beni aramayacak mı sanıyorsun? Bana ulaşamayınca babama gidecek. Olay büyüyecek Black! Anlıyor musun? Bundan paçanı kurtaramazsın!" Beni umursamadan ön koltuklara dayadı avuçlarını ve kendini öne itti. Ve sanki Bonnie'yle sessizce anlaşmışlar gibiydiler. Black sürücü koltuğuna geçti hem de aksiyon filmlerindeki gibi! Yüreğim ağzımda "Nereye gidiyoruz!" dedim. Sesim o kadar perişandı ki Bonnie bana acıyan gözlerle omzunun üzerinden bakıyordu. Sonra sessizce "Konsey" dedi. 
"Ne? Neden? Ne yaptım ben size?"
"Korkman gerekmiyor Chöle" Kızın sesinde bir şeyler rahatlamamı engelliyordu. Doğru söylemediğini düşündürüyordu ki Black sert bir sesle "Şimdilik" dedi. Ona boğazıma bir bıçak gibi saplanan korkuyla bakakaldım. Ama o bununla eğlenmeyi tercih etti.
"Çok ilginç" dedi Black. Benim gördüğüm tek ilginç şey oydu oysa ki! "Seni öptüğümde kızarıyorsun, az önce beyazlamıştın..ımm şimdi de morarıyorsun. Lanetli bir yetenek bu Chöle. Hissettiğin her şeyi yüzünde görebiliyorum" 
"Aman ne güzel" dedim. Omuzlarını silkip yola devam etti. Ve sorularıma tek bir cevap bulamadan geçen bir saatlik bir yolculuk başladı! Taki bozkırdan geriye bir şey kalmayana dek devam etti! Sararıp kurumuş, sonbaharın sillesini yemiş otlara bakıyordum ki araç sarsılarak durdu.
"Geldik" dedi Bonnie. İşte o an kalbim bir balon gibi patlayabilirdi. "Black" dedim. "Lütfen..ben sana hiç bir şey yapmadım! Lütfen beni evime götür" Benden tarafa bakmadı bile. Arabadan indi ve yürüdü.
Bonnie kapımın önüne gelip açtı. O sıra Black sararmış otlarda yürümeye devam ediyordu. Ve ona bakarken bozkırın ortasına neden bir salıncağın kurulu olduğunu merak ettim.
"Yürüyebilecek durumda mısın? Seni kucağıma alabilirim" diyen Bonnie'yi tersleyerek "Ben yürürüm" dedim ve aksayarak indim arabadan.
"Kim buraya bir salıncak diker ki?" dedim şaşkınlığımı saklayamayarak. Black salıncağın yanından geçip gitti ve iki katlı tahtadan bir ev var olarak orada beliriverdi. Şimdi verandasını tırmanıyordu. Kapı kendiliğinde açıldı. Ve bacağımdaki acıyı hafifleten bir el -Bonnienin eli- bana destek oldu.
"Hadi ama düşmanca davranman sana hiç bir şey kazandırmaz"

"Ben mi düşmanca davranıyorum! Şunu görüyor musun" evi işaret ediyordum. "orada bir ev belirdi ve ben hala çığlık atarak buradan kaçmadım. İnan bana sizi anlamak için ne kadar çaba harcadığımı tahmin bile edemezsin!" O an eski Bonnie'yi görür gibi oldum. Pişmanlıkla yüzü buruştu. "Özür dilerim" dedi. "Sana yalan söyledim, gerçekleri sana alıştıra alıştıra söyleyecektik ama her şey bir anda gelişti"
"Gevezelik etmeyi kes Bonnie ve onu buraya getir" 
"Emrin olur Öküz!"  dedim öfkeyle. Emir vermesine tahammül bile edemiyordum!
Önümdeki merdivenler yok oldu. Şimdi tam karşımda bir mermer kadar sert olan bir göğüs kafesi duruyordu. Dudakları düz bir çizgi halinde "Bu iki oldu" dedi Black. "Üçüncü de başına neler gelir tahmin bile edemezsin" Ardından beni kucağına aldığı gibi eve soktu. 
"Biliyor musun? Umurumda değil! Senin için bu kadar önemliysem bana zarar veremezsin"
Oldukça büyük bir salona girdik. Beni kahve tonlarındaki üçlü kanepeye bırakıp "Sana vereceğim cezalar şiddet içerikli olmayacaktır bundan emin olabilirsin" dedi. Ve dudaklarına bakarken ne içerikli olacağını görür gibiydim. Kendimi tutamayarak "Adi pisliğin tekisin" dedim.
"Üç etti" dedi çok mu çok sakin bir sesle. Ardından da "Dışarı çık Bonnie" dedi. Aferinnn bana!
"Ama Abi"
"Sana çık dedim" Bir itiraz gelmedi.. Onun gittiğini biliyordum. Koskoca salonda daha ne olduğunu bilmediğim ama kesinlikle doğal olmadığını bildiğim biriyle yalnız başımaydım!
"Evet Chöle" dedi istifini hiç bozmadan. "Sıra cezanı çekmende!" 
Ben boş boğaz bedevinin tekiydim! Ve kahretsin ki o salak kutup ayısı tam karşımda duruyordu!

8 Aralık 2017 Cuma


9. Bölüm - "Benim Yöntemim"

Black: "İşler çok daha farklı  bir yol alacak. Öncelikle artık tek kalmaman gerekiyor" Ne?
"Anlamadım? Neden bahsediyorsun sen? Keçileri falan mı kaçırdın? Tamam bir muhabir görmüş olabilir ama oradan kaçtık ve burada annemin soy adını kullanıyorum. Henderson'lara dair bir iz yok"
Black gözlerini devirip "Bu sadece muhabirle ilgili değil Chöle" dedi. Peki neyle alakalıydı?
"Sen benimdin. Ve bir daha elimden kaçmana izin vermeyeceğim" İki yüz kilometre hızla giden bir tır hayal edin. Ve o tırın şimdi bana çarptığını. Toz duman altında kalmış bir zihinle baktım ona.
"Ciddi misin sen?" Konuşmasına gerek yoktu. Gözleri onu yerine cevap veriyordu. 
"Bana bak" dedim. Gittikçe artan bir öfkeyle. "Ben sana benzeyen bir pislikten kaçmak için buraya geldim! Neden bahsettiğini bilmiyorum ve öğrenmekte şu kadarcık umurumda değil. Ayrıca ben sen dahil hiç kimsenin tapulu malı da değilim!" Black kaşlarını çatıp dudaklarını büktü.
"Öyle mi?" dedi. "Beni Chris'e mi benzetiyorsun? Onunla aynı şey olduğumu mu düşünüyorsun!" Ve ilk kez onda şalterlerin attığını gördüm. O kadar hızlı hareket etti ki ne yaptığını anladığımda yere doğru bakıyordum. Hemde onun sırtının üzerinden!
"Çabuk indir beni!"
"Benle nasıl konuşman gerektiğini öğrenene kadar olmaz" Yürümeye başladı! 
"Sen istediğin gibi konuşuyorsun değil mi?" Bir cevap vermedi. "İndir beni yoksa avazım çıktığı kadar bağırırım"
"Bağır" dedi. "Burada seni kimse duymaz" Ah!!! Öfkeyle sırtına vurdum. Acıyan şey kesinlikle benim bileklerimdi! Bacaklarımı sıkıca tutuyordu ve bileğimde hala o keskin acı vardı. Ormanlık alanda koştuğum yolu gerisin geri dönmeye başladık. O arabaya geri dönecektik! Ödümün bir balon gibi patladığı yere...
"Bana..bir şey mi yapacaksın?" 
"Ne gibi?" Ne bileyim ben onu! Sen söylemelisin! 
"Chris'i tanıman? Senin olmam hakkında söylediğin zırvalıklar? Anlayamıyorum ve bu" dedim. "Beni ürkütüyor" 

Soluğunu verdi. "Sırtındaki o işaret benim ruh ikizim olduğunu gösteriyor ve benden başkasıyla beraber olmana izin veremeyeceğim anlamına geliyor" O an bir şeyi fark ettim. O kadar ki kanım dondu.
"Chris benim sevgilimdi" dedim ve yemin ederim ki beni daha sert bir biçimde tutmaya başladı. "Ve dediğine göre senin olan şeyi çalmıştı. Bunu bile bile..." 
"Chris seni kullandı Chöle. Sandığın gibi sana aşık bir adam değildi. Konseyde en güçlü olanın ben olduğumu biliyordu" İşte gene konsey burnumun dibindeydi.
"Beni konsey yüzünden öldüreceğini söylemişti" dedim. Birden bire durdu. Beni dikkatli bir biçimde indirdi. Ama ayağımın üzerine bastığım gibi ciyakladım ve koluna tutunmak zorunda kaldım. 
"Adi" dedi ve neye uğradığımı şaşırdım. Fakat hemen sonra Chris'e bir dizi ağza alınmayacak küfür savurunca şaşkınlığım kızarlıklığın içinde kayboldu.
"Onu öldürmeliydim" diye noktaladı. Ve şok üzerine şok yaşadım!
"Chris ölmedi mi?" 
"Henüz değil. Konsey kolay kolay ölüm kararı çıkarmaz."
Daha fazla kendimi tutamayarak "Bu konseyde neyin nesi?" dedim.  Sanki Alaca karanlık kuşağında bir film izliyordum! Artık şaşıracak pek bir şeyim kalmamıştı.
"Her şeyi zamanla öğreneceksin Chöle"
"Hayır" dedim. "Şimdi öğreneceğim. Ve ikimizde kendi yolumuza gideceğiz! Hiç kapımı çalmamış olacaksın ve ben o daireden bir an önce taşınacağım" Bana bakışı canımı acıttı. Çünkü beni duymuyor gibiydi. Sanki hiç konuşmamışım gibi.
"Chris seni benden almaya çalıştı eğer seninle birleşirse ben konseyden atılırdım. Ne kadar güçlü olduğumun bir önemi kalmazdı çünkü eğer soyumun devamını getirecek bir kadın yoksa bende yok sayılırım" Kesinlikle benim bildiğim bir dilde konuşmuyordu.
"Bu söylediğin şeyler.." gözlerini kırpıştırdı ve gene o farklı göz bebekleri benimle beraberdi. İrkilerek geriye doğru sendeledim ve bileğimin acısıyla yutkundum. Gözlerini yüzümde gezdirerek "O kadar mı korkunç gözüküyorum?" dedi.
"Bak.." konuşmakta çoğu zaman zorluk yaşayan biriydim. Ama şuan hepsinden farklıydı. Dİliimi yutmuştum! "sen normal değilsin. Normal olmayan şeyler için dayanıklı bir tip değilimdir. Aklımı kaçırmamak için New York'tan kaçtım. Şimdiyse hepsini boşa yapmış olduğumu görüyorum Black! Chris'le derdin her neyse benim canımı yaktı. Ailemi arkadaşlarımı okulumu geride bıraktım! Şimdi ne idüğü belirsiz biri yüzünden" kaşları gittikçe çatılıyordu ve sesim bu yüzden gittikçe kısıldı. "bu sefer kendimi heba etmek istemiyorum. Benden uzak dur, senden tek istediğim bu" 
"Henüz ne olduğumu bile bilmiyorsun. Bu yaptığına ön yargı derler"

"Senin yaptığına da zorbalık! Beni bildiğin kovaladın, ödümü patlattın ve az önce bir dağ adamı gibi beni sırtında taşıdın. İnan bana ne olduğunu biliyorum. Öküzün tekisin!" Gülümsedi. Pardon ama espri falan yapmıyordum! İltifat mı sanmıştı?
"Chöle eğer benimle gelirsen sana neler olduğunu en baştan anlatırım"
"Burada anlat" dedim.
Çünkü onunla bir yere gitme, baş başa kalma fikri beni korkunçtu. Ne olduğunu bilmiyordum. Chris'in bana kendi hakkında söylediği en belirgin şey "Diğer insanlar gibi değilim Chöle. Telepatik güçlerim var. Beynine komutlar verebilir, canlı cansız her şeyi hareket ettirebilirim. Ama bunu kimseye söylememelisin. Yoksa beni öldürürler" 'di. 
"Black!" Bu Bonnie'nin sesiydi. Deli gibi kaçtığım siyah jipin sürücü koltuğundan bize bağırıyordu.
"Artık gitmemiz gerek"
"Neden? Neler oluyor?" dedim. Çünkü içimden bir ses kötü bir şeyler olacak diyordu!
"Çok fazla soru soruyorsun! Sana nazik davrandıkça sabrımı sınıyorsun. O yüzden" dedi "bunu benim yöntemimle yapacağız" 
"Ne yönt.." Beni kolları arasına aldı ve biraz sonra kucağındaydım. Ona vurmaya çalıştım ama bunu umursamıyordu bile. Suratını suratıma yanaştırdı. Sanki ona bağırıp çağırmam için bana bir fırsat veriyordu. Bende bu fırsatı değerlendirdim.
"Bunu sana ödeteceğim" dedim nefret dolu bir sesle.
"Ben olsam bu kadar emin olmazdım" dedi. Ve beni öptü!


29 Kasım 2017 Çarşamba

7.Bölüm "Haberler"


"Neden öyle bakıyorsun?" dedi Black. Duraksadım. Hala ne diyeceğimden emin değildim.
"Yanlış duymadım değil mi? Kardeş olduğunuzu söyledin" 
"Bu kadar neye şaşırdığını anlayamadım"  Neye mi şaşırıyordum?
"Pardon ama kardeşseniz neden ayrı evlerde kalıyorsunuz ve neden kız kardeşinin senden ödü kopuyor?" Ah! Bunları sesli söylemiş olamam! Çeneme defalarca vurmak istedim ama artık bunun için çok geçti. Black koyu kaşlarını çatarak bana öyle bir baktı ki. Kendimi minicik hissettim. 
"Bu bizi ilgilendirir. Daha dün gelmiş bir yabancıyı değil" dedi ve ben daha ağzımı açmamışken uzaklaştı. Bana gerçekten kızmış mıydı o! Arkasında bağırmak ve iki yüzlüsün demek istiyordum! Boonie aklımdan geçeni okumuş olacak ki elini kaldırıp beni durdurdu.
"Böyle düşünmen benim hatamdı Chöle. Biraz asosyalimdir. O yüzden insanlarla konuşurken biraz geriliyorum" Biraz mı? 
"Neden ağabeyin olduğunu en başta söylemedin peki?" dedim. Ama aklım hala temizleme mevzusundaydı. 
"Hey" dedi Bonnie'nin solundan fırlayan bir oğlan. "Dışarıdaki haber ekiplerini gördünüz mü?" 
Bonnie de en az benim kadar şaşkın gözüküyordu. Bizi haberdar eden üç öğrenci kapıdan çıktı, bizde onları takip ettik. Dedikleri şey kampüsün ortasındaydı. Bir tane canlı yayın aracı az önce deli gibi koştuğum çimlerin oraya park etmişti. 
Muhabir elinde mikrofonu, bir şeyler anlatmaya başlamıştı bile. Kalbim ağzımdaydı. O muhabirlerden o kadar çok görmüştüm ki. Her birisi bir vampir gibi üzerime çöreklenmişti. Mikrofonlarını bir kılıç gibi yüzüme savuruyor, söylentilerin doğru olup olmadığını soruyorlardı. Önceden kahverengi olan saçımı sırf beni gördükleri her yerde tanıyamasınlar diye sarıya boyatmıştım.
Ama sonra bunu da keşfettiler. The News'in önemli gazetecileri babamı bir yarasa gibi takip ediyor, kızı hakkındaki şok gelişmelerin gerçek olup olmadığını öğrenmeye çalışıyorlardı. En sonunda dayanamadım. Birisi gelip hayat damarıma basmış gibi pes ettim ve kaçtım oradan. 
Çünkü kimseye gerçeklerden bahsedemezdim. Bu tek kuraldı ve hayatta kalmak istiyorsam onu çiğnememeliydim. "Sence neden buradalar? Okulda bir şey mi icat edildi?" Bonnie'ye temkinli bir bakış attım. Ona güvenmiyordum. Ona duyduğum birazcık sempati bile kanatlanıp gitmişti. 
"Bilmiyorum" dedim. Öğrenciler, ekibin etrafındaki meraklı sürüsünü oluşturmaya başlamıştı bile. 
"Nath Watson'un arkadaşıyla bir aradayız. Bu vahim olaydan önce en son sizinle görüşmüş" Sözcükleri duyduğum gibi sırtımdaki tüm tüyler diken diken oldu. Kimden bahsediyorlardı? Ne olmuştu? 
"Evet konuşmuştuk. Her şey olması gerektiği gibiydi. Hatta o gecenin sabahında beraber spora gidecektik. Nasıl böyle oldu anlamıyorum. Onu kim öldürmek ister aklım almıyor"
Sesin sahibinin ağlamaklı hali ve kalabalıktan yükselen ah vahlar midemi düğüm düğüm yaptı. Benim içinde mi böyle yapmışlardı. Beni ilk önce Evrest'in tepesine çıkarmışlardı. Hemen arkasından okyanusun en derinlerine kadar gömmüşlerdi. Onlar için ilk önce her şeyin suçlusu en son da zavallı bir genç kız olmuştum.
"Katil hakkında araştırmalar devam ediyor. Ama belki sizlerin şüphelendiği biri vardır aklınızda. Kavga ettiği birisi ya da çekindiği biri?" İnsanların arasına kaynayarak sesin sahibini gördüm. Orta boylu kızıl bir oğlan kanlanmış gözlerle kameraya bakıyordu.
Onu duyduğum ilk an sırf gösteri için konuştuğunu sanmıştım ama ölen her kimse onun için değerli olduğunu görebiliyordum şimdi. Islak gözlerini kırpmadan "Herkesle iyi geçinirdi" dedi. "Onu bir senedir tanıyorum ve bir gün bile bir kavgaya karıştığını görmedim"
"Yaa ne demezsin!" Başımı çevirdim. Bonnie kısık gözlerini konuşan oğlana dikmişti. "Neden öyle dedin?" bana bakma zahmetine bile girişmedi. Omuz silkerek "Yalan söylüyor. Nath okulun belalı tiplerinden biriydi. Son senesi olmasına rağmen olay çıkarmaya bayılırdı" dedi. Söylediklerinin ne derece gerçek olduğunu bilmiyordum.
"Nath Watson Lock Nehrinde bulundu. Üzerindeki beyaz tişörte yazılan rakam hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bir anlamı var mı?" İşlerin tuhaflaştığı anlar vardır. O anlardan birindeydim. Kulaklarımı dört açıp biraz daha öne doğru ilerledim. 
"9" dedi ve oğlan başını eğip derin bir soluk aldı. "Aklıma gelen ilk şey sabahleyin bu saatte buluşacağımızdı. Ama bunun mantıklı bir yanı yok" Kadın spiker New York'takiler kadar klas değildi ama onlar kadar iyi bakıyordu. Bir sırtlan gibi avın kokusunu almıştı ve bir parça et koparmadan gitmeyecekti!
"Anlıyorum" duraksayarak elindeki notlara kısa bir göz attı. Daha eşeleyecek ne kalmıştı ona bakıyordu. "Peki Nath Watson'un ailesi hakkında sizin bildikleriniz nedir? Polis ailesinden hiç kimseye ulaşamadı. Ne anne ne baba ne de bir kardeş" Oğlan eliyle yüzünü sıvazladı. Gazeteci göremiyor muydu? Oğlanın ne kadar zorlandığını nefes alıp verirken nasıl takıldığını fark edemiyor muydu? 
En son bana doğru uzatılan bir mikrofona tüm gücümle vurmuştum. Ağzıma geleni avazım çıktığı kadar bağırmak istemiştim ama korumalar ben daha bir şey demeden beni arabaya bindirmişti. Eve gidip yatağıma girdiğimde sonu bitmek bilmeyen bir ağlama krizine girmiştim. Ailemi ölesiye korkutmuştum. Chris'in beni korkuttuğu gibi... Her şey onun yüzündendi.
"Bana ailesi konusunda pek bir şey anlatmazdı. Dışarıda buluşur takılırdık işte. Sadece bir kızdan bahsediyordu. Ona aşık olduğunu söylemişti ama sadece bir kez oldu bu. Bir daha konusu geçmedi" 
"Bir tahminin var mı?" Oğlan kıvırcık kızıl saçlarını karıştırdı. Koyu kahverengi gözlerini kadının beyaz ve aşırı allık sürülmüş yüzünde gezdirdi. "Hayır. Daha fazla devam edemeyeceğim" dedi. Ardından kalabalığı iteleyerek bu cehennemden uzaklaştı ve öğrenciler için ayrılan otoparkta gözden kayboldu.
"Ben Jessica Newman. Nath Watson cinayeti ile ilgili olarak üniversiteden arkadaşıyla, kısa bir görüşme yaptık. Olay hakkındaki gelişmeleri size bildirmeye devam edeceğiz. Umarız ki bunu yapan suçlular bulunur ve hak ettikleri cezayı alırlar." O kadar yapmacık bir gülümsemesi vardı ki. Dudaklarını öyle gerince canının acıyıp acımadığını merak ettim. Gri gözlerini kameramana dikerek "Sonlandır" işaretini verdi. İnsanlar tıpkı ışık sönünce onun etrafında uçmayı söndüren kelebekler gibi dağılmaya başladı. 
Siyah saçlarını geri atan Jessica mikrofonu kameramana uzattı. Başını benden tarafa çevirdi. Bakışlarımız keşişti. Ardından gözlerini önemsiz bir şeymişim gibi kıstı. Arkamı döndüm böylelerini görmek istemiyordum. O yüzden Bonnie'yle beraber dersliklere yöneldim. 
"Hey!" dedi Jessica Newman. 
"Sen Chöle Henderson değil misin?" O an aklımdan geçen tek şey şu oldu: 
Yakalandım. 
Hemde sandığımdan daha çabuk!

Merhaba arkadaşlar hikayemi okuyan herkese çok teşekkür ederim.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Siyah Kanatlar - 6.Bölüm  "Geçmş"


Elleri boğazımdaydı. "Üzgünüm" diyordu. "Buna mecburum" Son nefesimi vermeden önce güzel bir çift söz duymayı hayal etmiştim hep. Seni seviyorum gibi... Yanındayım gibi... Ölüm acı olabilirdi, evet. Ama o an boğazımı yakan, çok daha beter bir şeydi. İhanet. Yüz dişli bir yılandı ve dişleri saplandığı gibi benden her şeyimi aldı. Geriye kalan şey bir kabuktu. Chöle Larsson o gece ölmüştü. Gözlerimi yumup göz yaşlarımı sildim. Black'in yakınımdayken aklımda sürekli dönen cümle gene buradaydı işte. 'Ne kadar da ona benziyor. Sanki oymuş gibi.' Ama Tanrıya şükür ki o değildi!

"Chöle?" Kızlar tuvaletinin aynasından bana bakıyordu Bonnie. Ve ben yanaklarımdan sicim gibi akan yaşların daha yeni farkına varıyordum! Hızla yaşları sildim. 
"İyi misin? Yoksa..Black bir şey mi yaptı?" Başımı iki yana salladım. 
"Hayır" dedim bu her iki soru içinde ortak bir cevaptı. Bana bir mendil uzattı. 
"İstersen hocayla konuşurum, benimle grup olursun?" Gözlerimi bebek mavisi gözlerine dikip "Onun yerine, Black'ten neden deli gibi korktuğunu söylebilirsin?" dedim. Açıkça irkildi. 
"Eski bir mesele. O ve ben.." duraksadı. Sanki söylerse CIA peşine düşecekti. 
"Sen" dedi bir başkası ve suratıma okkalı bir tokat yedim. İlk an ne olduğunu pek anlamasam da Bonnie'nin şaşkın çığlığı ve uğuldayan kulağım beni kendime getirdi. Kristen ince ellerini yakama geçirmişti ve bağarıyordu. Ondan uzak duracaksın! O benim diyordu.
"Kafayı mı yedin sen!" dedi Bonnie onu üzerimden almaya çalışırken. 
"Blackten uzak durmazsan gebertirim seni"
"Hadi" dedim. "Yapsana" Belki o zaman her  şeyi gerçekten geride bırakırdım. Kristen gözlerime delirmiş gibi bakıyordu. Onunla dalga geçtiğimi düşünmüş olmalı ki sertçe itildim ve başka bir tokatın yaklaştığını hissettim. Ama elimi kaldırıp bileğini yakladım.
" Ya şimdi def olursun ya da olacaklardan ben sorumlu değilim" Konuşan ben değildim. Bonnie'ydi. Kristen'ın saçlarına bir mızrak gibi saplanan eli başını geriye çekti. "Çok ciddiyim" Kafasını çevirdi Kristen. Böyle bir şeyi beklemediği barizdi.
"Sen..sen bana mı dikleniyorsun! Aptal olduğunu biliyordum Bon Bon. Ama bu kadarını tahmin etmezdim!" dedi. Ellerini üzerimden çekti çekmesine ama korkutucu gözleri hala üzerimdeydi. "Ateşkes bitti" dedi Bonnie'nin gözlerinin içine bakarak. "Bundan sonrasını siz düşünün" ve cümlesi biter bitmez, rüzgar gibi esip geçti. 
"Neydi o öyle?" dedim. "Sırf bir erkek yüzünden savaş mı çıkaracak?" Bonnie gözlerini bir milyon defa kırptıktan sonra "Kahretsin" dedi. Hemen arkasından Kristen'ı aratmayan bir hızla çıkıp gitti. 
"Hey..bekle!" Beklemedi! "Bunların hepsi kafayı yemiş!" dedim kendi kendime. Bir yandanda ona yetişmek için koşmaya başlamıştım. 
Bonnie çoktan taştan koridorun sonuna ulaşmış, kapıdan çıkıyordu. Onu camlardan izleyerek koşmaya devam ettim. Hala yemyeşil olan çimlerin üzerinde, bir çitaya benziyordu. Sarı saçları arkasınnda savruluyor, her neye koşuyorsa ucunda ölüm varmış gibi gözüküyordu. Bense çimlerde ne üdüğü belirsiz bir ayı gibi gözüküyor olmalıydım. Takıla takıla bir ileri bir geri zıplayan bir zurafayada benziyo olabilirim pek emin değilim. Nefes nefese "Dur artık!" diye bağırdım. Rüzgar uğultusu sesimi yuttu. 
Etraftaki öğrenciler benim ne yaptığımı çözmeye çalışır gibiydiler ama yine de yolumdan çekiliyorlardı. Bonnie spor salonunun bulunduğu yöne döndü. Ah tanrı aşkına koşucu falanmıydı bu kız! Diyaframım yırtılmak üzereydi. O ise hızından bir gram kaybetmemişti ki spor salonuna daldı. 
"Dayan Chöle! Az kaldı!" 90 yaşındaki bir teyze gibi derin derin soluyarak onu takip ettim. Sarı saçlarının bir koridordan savrulduğunu görmesem onu kaybedebilirdim. Koridoru geçtim. Bir çift kırmızı kapı önümdeydi. Az önce açıldıkları belli bir biçimde aralıklardı. Kapıyı ittim ve "Hey!" dedi birisi. 
Gördüğüm ilk şey beyaz bir havlu oldu. Ardından ıslak bir ten ve adonisler belirdi. Adonisleri görünce çıplak bir erkek göğsüne baktığımı anladım. "Vay canına yolunu mu kaybettin?" dedi bu harika vücudun sahibi. Başımı kaldırdım. Kaldırmaz olaydım. Bir düzineyi geçkin yarı çıplak adam, bana bakıyordu. 
"Be..ben" 
"Sanırım dilini yuttu James" James denen çocuk önüme geçerek manzarayı kapattı. Sanırım arkadaşları için kendini feda ediyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse benim için hiç sorun değildi.
"Burası pekte bir kıza göre değil ha? Neden dışarı çıkmıyorsun ufaklık" Ufaklık? Kaç gösteriyordum on iki mi? 
"Benim arkadaşım" sonunda konuşabiliyordum. "buradaydı" Tek elini omzuma koyup beni geri geri ittirmeye başladı.
"Anlıyorum adı ne?"
"Bonnie" Gözleri irileşti.
"Arkadaşın bir kız mı?" 
"Evet"
"Üzgünüm ama buraya bir kız girseydi emin ol fark ederdik" Ardından sırtım kapılara çarptı ve dışarı atıldım. Fakat oğlan hala bana bakıyordu. Sanki bir şey söyleyecekti ama nasıl söyleyeceğini bilemiyordu.
"Bak anlamıyorsun" dedim duraksamasından faydalanarak. "Arkadaşım az önce koşarak bu kapılardan geçti!" Başını iki yana salladı. Bana inanmıyordu. 

"Bak güzelim içeri gelip arkadaşını aramak istiyorsan arayabilirsin ama eski bir söz vardır bilmem bilir misin? Kendi kaşınan ağlamaz" Evettt! O sözü bilirdim. İçerisinin bir soyunma odası olduğunu da biliyordum. O yüzden kapıdan uzaklaştım. Bana güldü. 
"Arkadaşını bulmada iyi şanslar" deyip içeri girdi. Siyah saçları ve yeşil gözleri sanki hala kapıda duruyor, bana bir abi misali 'uzaklaş buradan' diyordu. Gerisin geri döndüm ve nasıl olurda Bonnie'yi gözden kaçırdığımı düşündüm. Tam spor salonundan çıkacakken birini gördüm. Uzun boylu ve açık mavi tişörtlü biri. Hemen yanında Bonnie'nin boylarında bir kız vardı. 
Koşturdum. Gördüğüm şey rüya falan değilse Black ve Bonnie yanyanaydı. Hayır hayır Bonnie Black'ı kolundan tutmuş çekiştiriyordu! 
Evet yanılmamıştım. Koridorun sonunda kapalı bir kapıya dayanmışlardı. Bonnie elleriyle saçlarını karıştırdı. Ardından bir balon gibi patladı. 
"Söyleyecek! Söyleyip her şeyi bok edecek" Black'in adını bile ağzına almayan kız şimdi onun yüzüne mi bağırıyordu? Bu işte bir tuhaflık vardı. Hem de çok büyük bir tuhaflık!
"Abartıyorsun Bonnie. Söylerse başına ne geleceğini iyi biliyor"
Bonnie bu cevapla pek tatmin olmadı. "Anlamıyorsun! Onu hafife alamayız!" Duvarın kenarına sırnaşmış bir halde Black'e baktım. Eee dercesine bakıyordu Bonnie'ye. "Ne yapmamızı önerirsin? Kız ona dikkatle bakıp "Her zaman yaptığımız şeyi" dedi. "Temizleyelim gitsin" Ne? Ne! Ev temizliğinden falan bahsetmiyorlardı değil mi! Bahsettikleri şey Kristen mıydı? Boğazıma koca bir taş oturdu.
Onlara gözükmemek için sırtımı duvara yasladım ve bir şey fark ettim. Artık Bonnie hakkında hiç bir şey bilmiyor değildim. Onun hakkında belki de en sağlam şeyi öğrenmiştim: Mükemmel bir oyuncuydu. O kadar ki beni ayakta uyutmuştu!
"Chöle?" Lanet olsun!
Kapalı gözlerimi araldım ve Black tam önümde duruyordu. Sakin ol dedi içimdeki akıllı taraf. Duyduğunu çaktırma!
"Black" dedim en az onun kadar otoriter bir sesle.
"Burada ne yapıyorsun böyle baş belası? Yoksa beni mi takip ediyordun?" Gözlerimi onun gözlerine diktim. Black yaslandığım duvarın dibinde tıpkı bir gelincik gibi bakıyordu bana. Ağzını sulandıran bir yemmişim gibi... 
"Beni arıyor olmalı" dedi Bonnie, hemen onun arkasından çıkarak. "Ah! Evet. Niye kaçtın öyle." dedim ve nasıl oldu da kekelemedim bilmiyordum. Gözleri biraz olsun kendini ele vermedi. Onu gördüğüm zamanlara nazaran daha soğuk bir tavırla "Ağabimle bir şey konuşmam gerekiyordu" dedi.
Ağabey? Black mi? Sanırım beynim o an error verdi ve aranan akıl kırıntısına ulaşılamadı!


14 Kasım 2017 Salı


5. Bölüm "Kimsin Sen?"

"Asılsız yardım çağrısı yapmanın bir suç olduğunu biliyorsunuz değil mi Bayan Larsson?"
"Biliyorum" dedim. Hemde çok iyi biliyorum.
"O halde bir daha böyle bir şey yaparsanız, bu kadar ucuz kurtulamayacağınızı da biliyorsunuzdur"
Orta yaşlı, saçları yer yer kırlaşan dedektif öfkeli gözlerini, gözlerime dikip, onu iyice anlamamı sağladı. Süklüm püklüm olmama saniyeler kalmıştı ki "Hey çocuklar burada işimiz bitti" dedi. Kendisiyle beraber gelen iki dedektif dairemden çıktı.
Utanmıştım ama en önemlisi öfkeliydim. Çünkü yardım çağırım asılsız değil delilsizdi! Ama adamın arkasında kalan ve neredeyse benim boylarımda olan diğer dedektif duraksadı. Bana doğru uzattığı elinde beyaz bir kartvizit duruyordu.
"Bu kartım. Başka bir şeyden şüphelendiğinizde çekinmeden arayabilirsiniz" sanki ne kadar korktuğumu görmüştü adam. Koyu kavhe gözleri babacan bir tavırla parlıyordu. Kartı alıp hem teşekkürlerimi hem de özürlerimi sundum. 
Ardındanda kapıda öylece bekledim. Gözlerim yan taraftaki dairedeydi. Ya onlara çığlık atan birini duyduğumu söyleseydim? Ya da yan komşum tarafından üstü kapalı bir biçimde tehdit edildiğimi? Sanırım şuan da durduğum yerden daha ileride olamazdım. Çünkü elimde ne çığlık atan bir adam ne de ışıkların kasten söndüğünü iddia eden bir komşu vardı! 
"Daha iki gündür buradayım! İki gün!" Ama sanki yıllar geçmiş gibiydi. Bir kelebek kanadını çırptığında çıkardığı kadar hafif bir ses duydum. Başımı çevirdiğimde karşıdaki dairenin kapısının açık olduğunu gördüm. Sarı saçlarını yüzünden çeken ev sahibi, bana şöyle bir baktı ve şaşkınlıkla "Bonnie?" dedim.
Gözlerini kırpıştırarak "Selam" dedi. Ama benim kadar şaşırmadığı gözümden kaçmamıştı. 
"Sen benim burada kaldığımı biliyor muydun?" 
"Evet. Geldiğin ilk gün uyrayıp hoşgeldin demiştim" Ah öyle mi? Bunu nasıl hatırlayamamıştım ben?Kim bilir o telaşede daha neleri unutmuştum!
"Ben..çok affedersin"
"Sorun değil" dedi. Yüzü vücudunun geri kalanı gibi zayıftı. Gözlerinin mavi olduğunu fark ettim, uykulu ve hafif şişiktiler. "Ben..seslere uyandım ama.." boş koridoru gösterircesine elini salladı. "sanırım kabus falan gördüm" 
"Sesler derken" dedim. "Bir çığlık falan mı duydun?"
Kısacık bir an kıyamet gününü bilmişim gibi baktı bana. Fakat hemen sonra içi boş bir biçimde gülümseyip "Sende mi duydun?" dedi. Duymaz olaydım! Başımı salladım ve istemeden de olsa ona doğru bir adım attım. 
"Sana bir şey sorabilir miyim Bonnie?"  
"Tabi" dedi.
"Black hakkında ne biliyorsun? Yani ne zamandır karşı komşun?"
Bana şöyle bir baktı. Sanki Black'ın kim olduğu değilde, Black'ın çıplakken nasıl gözüktüğünü sormuştum. Gözleri fal taşı gibi oldu. "Ben..pek bir şey bilmiyorum" Kız resmen gözümün önünde yavaş yavaş kızarıyordu. En sonunda kapısının kulbunu sıkı sıkıya kavrayıp "..uyusam iyi olacak" dedi. Ve ben daha ağzımı açamadan içeri girdi. Hayır..hayır kaçtı. Bildiğin kaçtı!
Koridorun ortasında bir avare misali kalakaldım. Bonnie denen kızın yüzünde beliren şey apaçık korkuydu! Bu da demek oluyordu ki, Black düşündüğüm gibi güler yüzlü yılışık bir çocuktan fazlasıydı. 
"Ne yapıyorsun burada?" Korkuyla yerimden sıçradım. Hemen arkamdaydı. Sırtımda göğüs kafesini hissedebiliyordum! "Sabah bir dersin olduğu sanıyordum Chöle" Arkama döndüm. Black çarpık bir gülümsemeyle beni izliyordu. Hani ş kötülük kokan gülümsemeler var ya bunun yanında halt ederlerdi!
"Ben.." dedim.
"Sen?" dedi. Ama aklıma diyecek hiç bir şey gelmedi!
Başını nazikçe aşağı eğdi. İster istemez geriledim. Bir adım attı. Bende geriye doğru bir adım attım. Başka bir adım ve bir gerileme daha. Kendimi bin kilometrelik bir koşu yapmış gibi kan ter içinde hissederken, sırtım duvara çarptı. Aptalça kaçışım buraya kadardı işte.
Koyu mavi gözlerini gözlerime dikti. Elini kaldırıp başımın bir kaç santimetre ötesine yerleştirdi. Dört bir yanım onun tarafından kuşaltılmıştı şimdi. Biraz daha eğildi ve yüzündeki gülümseme daha serseri bir hal aldı.
"Gerçekte kimsin sen?" dedi. Gözlerimi bir milyon kez kırpıştırdım. Bu nasıl bir soruydu? Neyi kast ediyordu? Geçmişime dair bir şey biliyor olamazdı, değil mi?
"A..an.lamadım" Kekelediğime inanamıyorum! Çok gerildiğim anlarda beliren bir lanetti bu!
"Bence anladın" dedi. Bir şeyler biliyor olamazdı! Sadece..sadece beni korkutmaya ve dökülmem için telaşlandırmaya çalışıyordu.
"Bu soruyu yanlış kişiye soruyorsun Black" dedim. 
"Asıl sen kimsin? Daha yirmi dört saat önce gördüğüm, o güler yüzlü çocuğa ne yaptın?" Bir an için kaşlarını çattığını görür gibi oldum. Ama hemen sonra gülümsemesi sertleşti ve daha fazla yakınıma sokuldu.
"Belki de iki yüzlü bir katilimdir ha?"
Tam lafına devam edecekken "Artık uyusam iyi olur" dedim. Elinin altından hızla geçip kapıya ilerledim. Ama önüme dikildi. Ve o hızla göğsüne çarptım. Burnum!
"Bu ne be? Mermerden mi yaptılar seni!" Burnum sızım sızım sızlıyordu. Ne kadar sertti göğüs kafesi. 
"Amma naziksin baş belası"
"Baş belası sana benzer. Çekil yolumdan!" Gözleri gözlerimden, burnumu tutan elime ardından da dudaklarıma kaydı. "Eğer beni bir kez daha öpmeye çalışırsan, seni tacizden içeri attırırım!" dedim. 
"Gerçekten yapar mısın bunu Chöle?"


Onun gibilerin nasıl olduğunu az çok biliyordum. Onlar için kızlar kullan at malzemelere benziyordu! İşini görene kadar en mükemmel yüzlerini gösterip, işlerini bitirdiklerinde tam bir pislik olduklarını ilan ediyorlardı. Chris gibi! Öfkem tırnaklarını sırtıma geçirdi. Onun verdiği acıdan güç aldım.
Bu kez Black'in engellemesini yok sayarak yanından geçtim. Bileğimi tuttu ama ondan kurtuldum. "Bir daha" dedim. "sakın beni küçümseme!" kısa bir şaşkınlık yaşadı. Ve kapıyı suratına çarptığımda son saniye kendini geri çekti ama ahladığını duymuştum. Kapı koca kafasına inmişti! 
Seni uyarmıştım! dedim kendi kendime. Bir kez daha birinin bana zarar vermesine müsaade etmeyecektim. Nokta! Onlarca kilometreyi tekrar kalp kırıklığı için aşmamıştım. Bu geceden tezi yoktu, eski aptal Chöle'ü New York'a gömecektim. Çünkü o herkese güvenir, herkese selam verir, dost edinmeyi severdi. Sonra ona ne mi oldu? 
Öyle bir kazık yedi ki yaşadığı şehre sığamaz oldu. Kendimi yatağa bıraktım. Yarın sabah geçmişten geçmişi unutmak yerine ondan ders alarak uyanacaktım. Ve yarın yapacağım ilk işi Black'in kim olduğunu öğrenmek olacaktı.
İşte o kadar!


12 Kasım 2017 Pazar

"Eee çabuk anlat neler oldu?" Miranda beni göremiyor olsada, gözlerimi devirmeden edemedim.
"Hiç bir şey. Bir şeyler atıştırdık ve kendimi bir kez daha rezil etmiş oldum" Onun önünde ağladığım geceyi hala unutamıyordum. 
"Sadece siparişler verilirken konuştu yani?"
"Evet" Ve bu beni gerçekten çok şaşırtmıştı. Sanırım bana sarkmasını falan bekliyordum. Yani bu ona bayıldığımdan falan değildi tabi. Fakat bir kaç gündür her şeyi yanlış yorumladığım gibi o anıda yanlış yorumlamıştım. Yemekte olan şey: Ona beni kliniğe taşıdığı ve buraya kadar geldiği için teşekkür ettim ve gizliden gizliye ışıklar gittiğinde yanımda kaldığı içinde etmiştim. 
"Sence şu kızların yanında neden öyle davrandı? Niye sert olma gereği hissetti ki?" En ufak fikrim yoktu. "Sanırım Kristen denen kız ona takık ve o da tavrını falan koymaya çalışıyor olabilir"
"Haklı olabilirsin fakat gene de o kızlardan uzak dur Chöle. İnsanların seni tanımasını istemiyorsan mümkün olduğunca az kişiyle arkadaşlık kurman gerekiyor" Özellikle zahmet edip gözünün içine baktığım her insana tanıdık geliyorken...
Pat! Bir şey çok fena yere çarpmıştı. Düşünün ki oturduğum koltuktan sıçradım. "Bir dakika Mira"
"Ne oldu?" dedi ama telefonu hopörlere alıp sesin geldiği yöne, kapıya yöneldim. Bir başka pat sesiyle beraber korkulu insan sesleri yükselmeye başladı. Sesler bu kez koridordan değil evimin yanından geliyordu. Tam yan komşumdan. 
"Dur artık dur! Bunu kontrol altına alman gerekiyordu!" Neyi? Kapıyı açmakla kulağımı duvara dayamak arasında kaldım. Ama başka bir pat sesiyle bir çığlık yükseldi. Gerçekten canınız acıdığında çıkabilecek türden bir sesti.
"Harika! Yaptığını beğendin mi?" Kimindi bu boğuk kız sesi? Ayakkabıların koridordaki çınlamaları ile "Kapa çeneni" dedi birisi ve o birisi adım gibi emindim ki Black'ti. 
Kulağımı kapıya yapıştırmam kabul ediyorum ki saçmalıktı. Aç kapıyı neler oluyor diye sor değil mi? Ama uzun zaman önce hiç bir olaya doğrudan dahil olmamam gerektiğini öğrenmiştim. Hem de oldukçu zorlu yollardan.
"Şimdi ne olacak?"
"Onu gömeceğiz" Ne? Ne dedi o? Gözlerim pörtlemiş bir halde küçük kapı deliğinden koridora baktım ama hiç bir şey göremedim. Sesler gitmişti tıpkı bir anda giden elektrikler gibi. 
Çığlık atacakken elimi ağzıma dayadım. Sakin ol Chöle! Dün gece ki gibi pat diye gitmişti elektrik ve kalp atışlarım bir elektro şok aletiyle canlandırılmış gibi hızlıydı. Koşar adım içeri girdim. Dünden hazıırlıklı olduğum el fenerini kaptığım gibi açık bıraktığım telefonuma koştum.
"Neredesin sen!" Miranda'ya duyduklarımı söylebilirdim ama bu fazladan gerilmek anlamıına gelirdi. O yüzden ona iyi geceler dileyip konuşmayı sonlandırdım.
Her şey o kadar sessizdi ki. Salonunun camına gidip elektiriklerin ne kadar alanda kesildiğini görmek istedim. Ama perdeyi çekmemle kapamam bir oldu. Üç dört kişi karanlıkta bir kamyonetin arkasına bir şey yüklüyordu. Ve o şey kabuslarıma girecek bir şekilde bir insanı andırıyordu.
Güneşliğin arkasından kalabalığa bakakaldım ve siyah şapkalı birisi kafasını kaldırıp tam durduğum noktaya baktı. Korkuyla geri kaçtım. Ama hepsinden daha uzun olan o bedenin içten içe Black olduğunu hissetmiştim.

"Polisi aramalıyım" 
"İyi de ne diyeceğim?" Derin bir nefes çekip telefonu avucumda sıktıkça sıktım. Bir motorun çalıştığını duydum. Yüreğim ağzımda dışarıya küçük bir göz atmak için cama tekrar yanaştım. Ve birden bire tüm sokağın ışıkları geliverdi. Birden bire gelen ışıkla gözlerimi kıstım Nedendir bilinmez artık kamyonetin olduğu yerde bir boşluk vardı. Nasıl bu kadar çabuk gitmişti? Sokağın öbür ucuna kadar bakmaya çalıştığımda bile bir araç göremedim.
"Neler dönüyor burada!" Tüylerim diken dikenken kapı çaldı.
Birisi 'lanet olasıca birisi' saat sabahın ikisine yol alırken, kapımı çalıyordu. Nefes  bile almayıp el fenerimi bir silah gibi doğrultarak kapıya doğru ilerledim. Kapı bir kez daha çalındı. Tek istediğim şey her kimse gitmesiydi.
Çaldı. Çaldı ve gene çaldı! 
Belli ki gitmeye niyeti yoktu. "Kapının arkasında olduğunu biliyorum baş belası" Bir an için sesin sahibini tanıyamadım. Çünkü ses otoriter ve boğuktu. Laubalilik yanından bile geçmiş olamazdı. Black, ince bir metal ve tahta yığınının hemen arkasından "Neden kapıyı açıp beni sinirlendirmeye bir son vermiyorsun?" dedi. Bu ses kesinlikle onun olamazdı. Hayır, bunda bir terslik vardı. Tıpkı kızların yanında olduğu gibiydi ya da arabayı bir deli gibi sürdüğündeki gibi.
Cızırtılı ve titrek bir sesle "Zilimi rahat bırak ve git buradan. Sabah yetişmem gereken bir ders var!" dedim.
"Madem dersin bu kadar önemli, insanları gözetlemek yerine neden uyumadın peki?" Yanılmamıştım. Beni görmüştü! 
"Ben sadece ışıkları kontrol ediyordum. Kimseyi izlediğim falan yoktu" 
"Ama aramızda bir kapı varken sana nasıl inanabilirim" Aslına bakarsak aramızda bir kapı olmasa ayaklarım popoma vura vura bir karakola koşabilirdim. Az önce gördüğüm şeyi bir aptal bile doğru yorumlayabilirdi. Birini o araca yükleyip götürmüşlerdi ve o her kimse cidden canını yakmışlardı. 
"Peki o zaman şöyle yapalım" dedim. Aklımda bir sürü saçma bahane arasından en olası olanı tutup ona doğru savurmak istiyordum. Biraz olsun kapıdan gideceğine inansam bunu yapabilirdim ama iliklerime kadar bu kapı açılmadıkça gitmeceğini biliyordum. "Bana inanmam için kapıyı açıyım ve sende evine git?" 
"Bana uyar" dedi. Elbette sana uyar! Kapıyı açmadan önce polisin numarasını tuşladım ve neredeyse benim bile zor duyduğu bir sesle yardım çağrısında bulundum. Telefonu açık bir şekilde cebime yerleştirdikten sonra kapıyı açtım. 
Tam karşımda baştan aşağı siyahlar içinde olan birisi duruyordu. Black sıradan bir üniversite öğrencisinden sıyrılan bir kılık kıyafetle kapıma dayanmış, bana bakıyordu. Bakışları parıl parıldı. Doğal olamayacak kadar yakıcı bir maviydi gözleri. 
Bir kolunu kapıya yasladı ve daha da çok yer kapladı. Kendimi miniminnacık hissettim ki ben 1.70'tim. "Ee" dedi yüzümü süzerek.
"Birazdan polisler kapına dayandığıında ne yapacaksın Chöle? Olmayan bir seri katili, bulmalarını bekleyemezsin değil mi?" Beni duymuştu ve nasıl duyduğunu bilmiyordm. Üstüne üstlük öyle bir bakıyordu ki kendimi deli gibi hissettim. Sanki az önce onlar kamyonete bir adam yüklememişti ya da hiç kimse yan evde çığlık atmamıştı. 
Aslına bakarsanız kanıt yoksa suçta yoktu ve benim kanıtım olacak tek şey korkudan patlamış ödümdü. "Sana bir tavsiye" dedi Black. "..ışıklar gittiğinde perdelerini sıkıca kapa" ardından merdivenlere yöneldi. Arkasından öylece bakakaldım ve polis sirenleri şimdiden kulaklarıma dolmaya başladı. 
"Lanet olsun!" dedim. Hemde defalarca ve Tanrı sesimi duymuş fakat beni yanlış anlamış olmalı ki tüm lanetlerini üzerime yollamıştı. Bunun başka açıklaması olamazdı!
Çünkü çöldeki bedeviden tek farkım henüz bir kutup ayısı görmemiş olmamdı! 

Diğer bölümler için: TIK

Follow by Email

gtag('config', 'UA-86742725-2'