film yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2018 Çarşamba

HANDSOME DEVIL

(Başlamadan önce filmden bir alıntı: Tüm hayatınızı başkası olarak harcasanız sizin asıl hayatınızı kim yaşayacak?)

Bazı filmler vardır boş zamanlarınızı değerlendirmek için izlersiniz. Bazı filmler vardır onlar için zaman yaratırsınız. Handsome Devil'da o filmlerden birisi.
Genellikle bir film izlerken hayatın içinden hikayeleri tüm yönleriyle, acımasızlığıyla göstermesini tercih ederim. Çünkü hayat pamuk şekeri değil ve onu öyleymiş gibi göstermek sorunları olan insanlarla dalga geçmek gibi bir şey.

Handsome Devil'de sinema dünyasında çok fazla rastlamadığımız bir konu olan eş cinsellik konusu ele alınıyor. 

Lise öğrencilerin yani ergenlik hormonlarıyla dengeleri bozulmuş gençlerin her zamankinden daha fazla aşırı, kırıcı, öfkeli oldukları dönemleri bilirsiniz. Yaşadınız ya da yaşayacaksınız. Handsome Devil lisede ailesiyle arası iyi olmayan ve hiç arkadaşı bulunmayan Ned'in odasına gelen yeni çocuk sayesinde değişmesine konu alıyor.
Aslında tam olarak değişmek diyemeyiz buna. Asıl değişen Ned değil açıkçası. Gelen oğlan Cornor başka bir okuldan atılmış sırları olan ama oldukça iyi Rugby oyuncusu.
Ned ile aynı odaya düşer. Ned ise eş cinsellik üzerine bir sürü saldırıya aşağanlamaya uğramış, çevresinde hiç arkadaşı olmayan ama okumayı ve müziği seven bir öğrencidir. Karşısındaki çocuk ise bir kara kutu. Bir gün ödev için mektup yazılması gerekir ve o mektup aralarında bir arkadaşlığın doğmasını sağlar.
Ned ilk defa yalnız olduğunu fark eder. Bu zamana kadar yalnız olduğumu anlamamıştım ta ki bir arkadaşım olana kadar. Bu cümle gibi onlarca güzel cümle var filmde. 132 dakikaydı sanırım. Eğlenceliydi. Üzücüydü. Kimi yerlerde dişlerinizi sıktırıyor yumruk atma hissi uyandırıyordu. GERÇEKÇİYDİ. İnsanları sırf tercihleri için suçlamak yalnız bırakmak henüz bir çocukken asosyal hale getirmek... Hepsinden biraz biraz göstermişti Handsome Devil.

Ama filmde eş cinselliğin açıklanmaması gereken bir suç gibi gösterildiği sahneler, saklanan o sırrın altında eğilip bükülmek, ikilemler bence gayet iyi verilmişti.

Filmde İngilizce öğretmenini meşhur Sherlock'ta ki Psikopatımız canlandırıyor ve bence oyunculuğu gerçekten güzel. Abartısız, gelişi güzel. Ayrıca baş rollerde oldukça iyiydi özellikle Ned gerçekten koruma içgüdünüzü harekete geçirecek kadar çelimsiz ve sevimli bir karakterdi.
Benim filmden çıkarımım ise şu şekilde: Hepimizin büyük küçük sırları var. Lakin o sırlar aslında sır değil. Gizli kaldığımız şeyler asla duymasını istemeyeceğimiz kişiler tarafından duyulabilir. Kimileri bunu bir savaş baltası kimisiyle kırılacak bir yumurta gibi kullanır. Kimileri sırlarını kendi sırrı bilir özen gösterir. Kimileri nefret ögesi haline gelmek için uğraşır durur. Sırlar asla sır olarak kalmaz. Onları saklamak sandığımız gibi bizi koruyacak bir çözüm değil bizleri istemediğimiz kişiye dönüştürecek bir silahtır. Başkasının hayatını yaşayış şeklini örnek almak onun gölgesinde bir iz olmaktan ileri gitmez. TERCİH ETMEK TÜM CANLILAR İÇİN GEÇERLİ OLAN BİR ÖZGÜRLÜKTÜR. Bir başkasına zarar vermiyorsa tercihlerin saygı duyman gerekir. İster cinsellik ister siyasi ister bireysel kararlar olsun. İnsanları sır tutmaya iten şeylere karşı yapılmış bir filmdi bence. Sırların insanı boğabileceğini sonunda istemediği bir kişiye dönüşeceğini gösteriyordu bize. Ayrıca her yaşta her konumda olan insan toplumsal baskıyla karşılaşabiliyor. Bu baskıya ayak uydurup elinde meşaleler İle cadı avına başlamak ya da geri durup bu yürüyüşü hiç başlatmamak senin elinde. Yaşın, cinsiyetin, konumun ne olursa olsun. Tek başına bir güçsün ve bu gücü doğru kullanırsan Big Bang'i bile sönük bırakabilirsin.

Biliyorum biraz dramatik ve edebi oldu.

Ama Handsome Devil bana tam olarak bunu hissettirdi. Lise zorbalığı, arkadaş baskısı, öğretmenlerin banalliği, sevimsiz okul ortamı... Tüm bunlara karşı ezilen zorbalık gören dövülen hatta ve hatta intihar eden gençliğe rağmen değişmeden aynı kalan bir eğitim sistemi. Diyorum ya yetişkinler kör. Bakıyorlar ama aradaki 7 farkı görecek kadar zeki değiller.
Güzel bir filmdi içinde güzel eleştiriler barındırıyordu. İyi bir oyunculuk, iyi bir hikayeyi beraberinde getirmişti. Sevdim zaten yukarıda yazdığım dünya kadar şeyden sevdiğim anlaşılıyordur. Bu filme vakit ayırın ve sadece ay işte film deyip geçmeden önce üzerinde birazcık düşünün.

Fragman burada:

4 Ocak 2018 Perşembe


FANTASTİK CANAVARLAR NEDİR VE NERELERDE BULUNUR?

KOCAMAN BİR MERHABA HARRY POTTER SEVERLER! 
Ve hayatının küçük bir kısmında bile olsa Harry Potter izlemiş olanlar!
J.K. Rowling'in hayal gücü ve kalemine olan hayranlığım bir kez daha pekişti. Bir kez daha aşık oldum yarattığı hikayelere. Bambaşka olan o dünyalara. Bazen şüpheye düşmüyor değilim hani! Ya gerçekten böyle dünyalar varsa ve biz bu dünyalarda ki her şeyden bir haber olan mugglelarsak? Düşüncesi bile üzücü. 

Harry Potter sevenler için harika bir atıştırmalık Fantastik Canavarlar! 

Film 2 saat sürüyor. İlk 40 dakikası biraz yavaş ilerliyor. Hatta ben o dakikalarda ne bu ya diye sitem bile ettim. Harry Potter'dan sonra böylesine yavaş bir şeyler çekilmiş olmamalı falan dedim. Ama sonrasında gelen aksiyon, duygu yüklü sahneler ve büyücüler laflarımı gerisin geri tıktı ağzıma. Son 50 dakikayı soluksuz izledim. Ayrıca Hogwarst'tan Albus Dumbledore'dann bahsedilen sahneler çok kısa olsa bile istemsizce gözleriniz doluyor. J.K keşke bir seri daha devam ettirse diyorsunuz. Ama her şey tadında bırakılmalı değil mi?
Filmde bol bol fantastik yaratık göreceğiz. Bir adet büyücü olan hayvan bakıcısının bu hayvanları koruması ve onları doğal yaşamlarına kavuşturması hakkında verdiği mücadeleyi izliyoruz. Bu önemli şahsın adı ise: Newt Scamander. Çok tatlı bir karakter. Kimseye zarar gelmesini istemiyor. Ne bu hayvanlara ne insanlara ne de büyücü dünyasına. Peki bu fantastik yaratıklara nerede bakıyor dersiniz. Bavulunda. Evet evet. Bir bavulda!
Bu öyle bir bavul ki bir hayvanat bahçesi gibi çeşitli canlılarla dolu olan bir dünyayı içinde barındırıyor. Fakat bir nevi veteriner de sayılan Newt bir gün bavulunu büyülü olmaya olmayan yani bir Muggle karıştırıveriyor. İşte tüm macerada böyle başlıyor. Bavulun kapağı büyülü olmayan tarafından açılınca ortaya tadından yenmeyecek bir dizi olay oluşuveriyor. Ortalık karışmış, mugglelar delirmiş, fantastik canavarlar etrafta cirit atarken başka büyük bir bela daha ortaya çıkıveriyor.
Bir tür ruh emiciyi andıran bir kara büyü. New York'a musallat oluyor ee bizim zavallı Newt'ten biliyorlar bunu da. Senin etrafa saldığın canavarlar yapmıştır diye ceza kesiliyor. İlk kez büyücülük dünyasında ki ölümü bu denli farklı göstermişlerdi. O ortam baya ürkütücüydü. Ama tahmin edersiniz Newt kendini kurtaracak akla sahip bir büyücü.
Tabi buradan kurtuldu diye diğer tüm belaları da başından attı diyemeyiz. Dediğim o ruh emici kılıklı şeyle yüzleşmesi gerekiyordu. Çünkü o her şeyin kurtarılabilir olduğuna inanıyor. En kötünün bile kurtarılma şansı olduğunu düşünüyor. Ve hikayenin bence ana fikri de burada yatıyor bence. Her kötünün içinde bir iyi her iyin içinde ise bir kötülük var. Ama her ne kadar kötü olursa olsun her canlı kurtarılmaya değerdir. Onun farklı görünüşü yaşamını elinden almak için asla yeterli bir sebep olamayacaktır.
Yani lafın özü BAYILDIM! Hem ana fikre hem anlatışına hem Harry Potter'dan taşıdığı izlere, hem de J.K Rowling'in inanılmaz zekasına bayıldım. Darısı benim ve benim gibi fantastik yazmak isteyen yazar adaylarının başına!
Mutlaka izleyin filmi ve hayal gücü denen şeyin nasıl uçsuz bucaksız olduğunu görün. Fantastik kelimesinin hakkını sonuna kadar hak eden bir film!
(Ayrıca içinde çok çok kısa da olsa bir adet Johnny Deep var. Sevenlerine duyurulur!)

Fragman için:

1 Kasım 2017 Çarşamba

Eğer Yaşarsam / Film Yorumum


Filmin Adı: Eğer Yaşarsam
Uyarlandığı Kitap: Eğer Yaşarsam
Yönetmen: R.J. Cutler
İmdb Puanı:6,8
Aynı adlı kitaptan yorumlanmış, boğazı düğümleyen bir film  Eğer Yaşarsam. Her şeyin günlük güneşlik başladığı bir kasabada bir trafik kazası trajik bir geleceğe sürükler Mia Hall'i. Kitabını okurken çoğunlukla ağladığım, ama bir o kadar da gülümsediğim yerler vardı. Ama bu gülücükler komik bir şey yüzünden değil, geçmişin tozlu raflarından çıkarılmış, güzel hatıralar içindi.
İçinizi buruklaştıran, kalbinizi ısıtan ve gözlerini dolu dolu yapan hatıralarla dolu. Ölümde vardı, yola devam etmekte... 

Peki ya Mia yola devam edecek miydi?

Kitabımızın ana konusu yukarı da soru etrafında şekilleniyor.
Kitabın ana karakteri Mia Hall bir trafik kazasıyla ölüm ve kalım arasındaki o ince çizgide bulur kendini. Yalnız bir şeyler çok kötü bir biçimde ters gitmektedir. Çünkü her şeyi görüp duyuyor olmasına rağmen kimse onu fark edemiyordur. Tıpkı bir hayalet gibi yoğun bakımdaki bedeninin etrafında geziniyor, kendisi için üzülen sevdiklerini izliyor, hastanedeki ailesi için endişeleniyordu. Bunları görmemizin yanında bir de Mia'nın geçmişindeki anılara dönüşler yaşıyorduk.  
Bebekliğini, çocukluğunu, ergenliğini, ilk aşkını, en yakın dostunu, hayatının mesleğini ve çok sevdiği ailesini...

Hem ana karakteri derinlemesine tanıdığımız hem de hayatta kalması için dua ettiğimiz o nadir kitaplardan birini sinema perdesine güzelce yansıtmışlar. Kitabın olay örgüsüne sadık ve okuyucuyu memnun edecek oyuncu seçimleri yapılan izlenesi bir film ortaya çıkarmış.
Acısıyla tatlısıyla, yaşamın ölümle var edildiğini bu gerçekçi dünyayı bize sunan Gayle Forman'a (sevgili yazarımıza) teşekkür eder ve filmi bir kez daha izlemeye giderim.

Küçük bir alıntı:
"Sevgi, onu tutunduğunuz sürece asla ölmez, sizi terk etmez ve asla bitmez. Sevgi sizi ölümsüz kılar."
Fragman:


gtag('config', 'UA-86742725-2'