film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2018 Pazar

THE POST - BİR GAZETE NASIL DEVLEŞİR?


Filmin baş rollerini Tom Hanks ve Meryl Streep paylaşıyor. Tom Hanks'i Forest Gump'ı izlediğim günden beri çok severim. Harika bir oyuncu. Çok sevimli bir yüze sahip, yaşlanmış olması karizmasına karizma ekleyen bir insan. Aynı şey Merly Streep içinde geçerli. Kesinlikle yaşlanmayan bir güzelliğe sahip. Ha keza oyunculuğu her yeni filmle başka bir evreye ulaşıyor. 

Peki The Post nedir? Nasıl bir filmdir? Konu olarak neyi işler?

Amerika'nın devlet sırlarının The New York Times gazetesinde yayınlamasını ve yerin yerinden oynamasını anlatıyor. Amerika zamanında Vietnam'a savaş için asker yollar, amacı zafer kazanmaktır lakin işler yolunda gitmez. Fakat hangi devlet yenildiğini yapamadığını kolay kolay kabul eder ki? Amerika halka karşı göz boyayan bir politikayla her şeyin iyi olduğunu, savaşı iyi idare ettiklerini söylüyorlar. Askerler gönderilmeye devam ediyor bu süreçte. Yani zaten cehennem gibi olan bir yere öldürülecek yeni insanlar gönderilmiş oluyor. Zaten savaşların karanlık yüzü tam olarak bu değil mi? Sırf politikalar uğruna onlarca masum gencin ölüme sürüklenmesi. Kendi topraklarından kilometrelerce uzaklıktaki devletlerin iç işlerine karışıp, tüm düzeni paramparça etmeleri... Kısacası savaş her daim ölüm oranında bir artış sağlıyor. Her neyse The New York Times bu devlet sırlarını taa Vietnam savaşı konusu gündeminde olan en eski başkanlara kadar götürüyor. O sıra devletin başında olan Nixon'da halkı yanıltanlardan birisi. Durum böyle olunca, devlet gazetenin devlet sırları ifşasının doğru olmadığını, güvenliğe zarar verdiğini vereceğini söyler ve gazeteyi durdurma kararı aldırır. 


Ama tam bu noktada oyuna The Post yani sevimli Tom Hanks ve harika Meryl Streep işe tam anlamıyla dahil olur. Onlar belgelerin peşine düşer. Ortalık karışır. Gerisini anlatmayayım çünkü spoilera girer. Ya da dur anlatayım ama bu kısımdan sonrasını aman senin anlatacakların benim izlememi engellemez anlat sen diyenler devam etsin.
Şimdi The Post başında Meryl Streep yer alıyor gazeteden sorumlu olan kişi ise Tom Hanks. Ele geçen belgelerin basımı devlet tarafından engelleme kararı çıkarılınca haliyle işler sarpa sarıyor. Mahkemeye kadar herkes tedirgin tedirgin beklerken The Post'tan bir gazeteci belgeleri buluyor ve gazeteye getiriyor ve Tom Hanks durur mu hiç! Baskı için hemen hazırlıklara başlıyor fakat sorun şu ki bu baskıyı yaparlarsa mahkemelik olacaklar ve hatta hapse bile girebilirler.
Buna rağmen baskı yapma kararı alınıyor bizzat Meryl Streep tarafından. O ana kadar hep erkek egemen tarafından geri plana atılmaya çalışan o yönetici ortaya çıkıp son noktayı koyuyor ve baskı yapılmasına karar veriyor! Harika bir andı bence. Öylesine önemli bir kararı verirken parayı ve konumu bir kenara koyup özgürlüğü seçmesinden bahsediyorum.

ÖZGÜR BİR BASIN!

Film temelde bunu veriyor aslında. The Post'u post yapan sonunda gerçek bir haber yakalaması ve onu her şeye rağmen basmasıydı. Ne demişler hayat cesurlara güler. Ayrıca bu olayın ardından diğer tüm gazeteler destek amaçlı belgeleri basarlar ve yine burada güzel bir sonuca varmamızı sağlarlar! Seni senden olan kurtarır. Bugün benim başıma gelen yarın senin başına gelebilir. Kendi kendilerini ayağa kaldıran özgürlüğü savunmaları oldu.
Mahkemede bunu destekleyen bir karar vererek gazetelerin baskılarını bir suç unsuru olarak kabul etmedi. Güzel bir açıklama vardı en sonda: BASIN DEVLETE DEĞİL HALKA HİZMET ETMELİDİR. 
Zaten basını sıkıştıran Nixon devleti kısa bir süre sonra Watergate Skandalı ile kendini çok zor bir duruma sokup, istifa etti.
Eden bulur dediğimiz şey oldu kısacası. Keşke tüm suçlular cezalarını bu denli çabuk bulabilseler değil mi? 
SONUÇ: Film, kadro, YÖNETMEN(Steven Spielberg), oyunculuklar(sadece baş roller değil yan rollerde oldukça parlaktı), senaryo, akış her şeyi ile dört dörtlük bir filmdi. Kesinlikle izleme listenize dahil etmelisiniz benden söylemesi!

Fragman:

17 Ocak 2018 Çarşamba

HANDSOME DEVIL

(Başlamadan önce filmden bir alıntı: Tüm hayatınızı başkası olarak harcasanız sizin asıl hayatınızı kim yaşayacak?)

Bazı filmler vardır boş zamanlarınızı değerlendirmek için izlersiniz. Bazı filmler vardır onlar için zaman yaratırsınız. Handsome Devil'da o filmlerden birisi.
Genellikle bir film izlerken hayatın içinden hikayeleri tüm yönleriyle, acımasızlığıyla göstermesini tercih ederim. Çünkü hayat pamuk şekeri değil ve onu öyleymiş gibi göstermek sorunları olan insanlarla dalga geçmek gibi bir şey.

Handsome Devil'de sinema dünyasında çok fazla rastlamadığımız bir konu olan eş cinsellik konusu ele alınıyor. 

Lise öğrencilerin yani ergenlik hormonlarıyla dengeleri bozulmuş gençlerin her zamankinden daha fazla aşırı, kırıcı, öfkeli oldukları dönemleri bilirsiniz. Yaşadınız ya da yaşayacaksınız. Handsome Devil lisede ailesiyle arası iyi olmayan ve hiç arkadaşı bulunmayan Ned'in odasına gelen yeni çocuk sayesinde değişmesine konu alıyor.
Aslında tam olarak değişmek diyemeyiz buna. Asıl değişen Ned değil açıkçası. Gelen oğlan Cornor başka bir okuldan atılmış sırları olan ama oldukça iyi Rugby oyuncusu.
Ned ile aynı odaya düşer. Ned ise eş cinsellik üzerine bir sürü saldırıya aşağanlamaya uğramış, çevresinde hiç arkadaşı olmayan ama okumayı ve müziği seven bir öğrencidir. Karşısındaki çocuk ise bir kara kutu. Bir gün ödev için mektup yazılması gerekir ve o mektup aralarında bir arkadaşlığın doğmasını sağlar.
Ned ilk defa yalnız olduğunu fark eder. Bu zamana kadar yalnız olduğumu anlamamıştım ta ki bir arkadaşım olana kadar. Bu cümle gibi onlarca güzel cümle var filmde. 132 dakikaydı sanırım. Eğlenceliydi. Üzücüydü. Kimi yerlerde dişlerinizi sıktırıyor yumruk atma hissi uyandırıyordu. GERÇEKÇİYDİ. İnsanları sırf tercihleri için suçlamak yalnız bırakmak henüz bir çocukken asosyal hale getirmek... Hepsinden biraz biraz göstermişti Handsome Devil.

Ama filmde eş cinselliğin açıklanmaması gereken bir suç gibi gösterildiği sahneler, saklanan o sırrın altında eğilip bükülmek, ikilemler bence gayet iyi verilmişti.

Filmde İngilizce öğretmenini meşhur Sherlock'ta ki Psikopatımız canlandırıyor ve bence oyunculuğu gerçekten güzel. Abartısız, gelişi güzel. Ayrıca baş rollerde oldukça iyiydi özellikle Ned gerçekten koruma içgüdünüzü harekete geçirecek kadar çelimsiz ve sevimli bir karakterdi.
Benim filmden çıkarımım ise şu şekilde: Hepimizin büyük küçük sırları var. Lakin o sırlar aslında sır değil. Gizli kaldığımız şeyler asla duymasını istemeyeceğimiz kişiler tarafından duyulabilir. Kimileri bunu bir savaş baltası kimisiyle kırılacak bir yumurta gibi kullanır. Kimileri sırlarını kendi sırrı bilir özen gösterir. Kimileri nefret ögesi haline gelmek için uğraşır durur. Sırlar asla sır olarak kalmaz. Onları saklamak sandığımız gibi bizi koruyacak bir çözüm değil bizleri istemediğimiz kişiye dönüştürecek bir silahtır. Başkasının hayatını yaşayış şeklini örnek almak onun gölgesinde bir iz olmaktan ileri gitmez. TERCİH ETMEK TÜM CANLILAR İÇİN GEÇERLİ OLAN BİR ÖZGÜRLÜKTÜR. Bir başkasına zarar vermiyorsa tercihlerin saygı duyman gerekir. İster cinsellik ister siyasi ister bireysel kararlar olsun. İnsanları sır tutmaya iten şeylere karşı yapılmış bir filmdi bence. Sırların insanı boğabileceğini sonunda istemediği bir kişiye dönüşeceğini gösteriyordu bize. Ayrıca her yaşta her konumda olan insan toplumsal baskıyla karşılaşabiliyor. Bu baskıya ayak uydurup elinde meşaleler İle cadı avına başlamak ya da geri durup bu yürüyüşü hiç başlatmamak senin elinde. Yaşın, cinsiyetin, konumun ne olursa olsun. Tek başına bir güçsün ve bu gücü doğru kullanırsan Big Bang'i bile sönük bırakabilirsin.

Biliyorum biraz dramatik ve edebi oldu.

Ama Handsome Devil bana tam olarak bunu hissettirdi. Lise zorbalığı, arkadaş baskısı, öğretmenlerin banalliği, sevimsiz okul ortamı... Tüm bunlara karşı ezilen zorbalık gören dövülen hatta ve hatta intihar eden gençliğe rağmen değişmeden aynı kalan bir eğitim sistemi. Diyorum ya yetişkinler kör. Bakıyorlar ama aradaki 7 farkı görecek kadar zeki değiller.
Güzel bir filmdi içinde güzel eleştiriler barındırıyordu. İyi bir oyunculuk, iyi bir hikayeyi beraberinde getirmişti. Sevdim zaten yukarıda yazdığım dünya kadar şeyden sevdiğim anlaşılıyordur. Bu filme vakit ayırın ve sadece ay işte film deyip geçmeden önce üzerinde birazcık düşünün.

Fragman burada:

13 Ocak 2018 Cumartesi



Müslüm
Müslüm Gürses'in hayat hikayesinin anlatıldığı bir film var karşımız da. Sadece fragmanı bile tüyleri diken diken eden bir akışa sahip. Müslüm Gürses'in hayatını az çok bilenler çok büyük badireler atlattığını da bilir. Çocukken ailesinin özellikle annesinin yaşadıkları, ölümden döndüğü trafik kazası gibi bir çok dönüm noktaları vardı  hayatında. Müslüm Gürses, bence Türk müzik dünyasında, kendi sınırlarının dışına en fazla çıkan sanatçılardan birisidir. Bir çok tarzı denemiş bir isim. Maalesef aramızdan çok erken ayrılsa da yeri doldurulamayacak bir çok iş bırakmıştır. Filmi ise bu senin en merak edilenlerinden birisi oldu bile. 

Kızıl Serçe
Yine Jennifer Lawrence! 
Bu kadının oyunculuğunu hep sevdim. Öz güven ve sempatinin can bulmuş hali. Roller ne kadar uç noktada olursa, onun yeteneğini o denli daha iyi görmemizi sağlıyor. Kızıl Serçe'nin konusuna gelirsek; baş rolümüz zorlu hayat koşulları ve annesinin rahatsızlığı sebebiyle bir çıkmaza giriyor ve bu çıkmazdan ya bir Serçe yani bir tür ajan olarak çıkacak ya da annesinin ameliyatını yaptırabileceği paradan mahrum kalacak. Tabi ki cesurca davranarak en iyi ajanlardan biri haline gelip, cinsel yöntemlerle saldırmaya odaklanılmış, zorlu eğitim koşullarını atlatmış bir Serçe olarak karşımıza çıkıyor. Daha ilk fragmanıyla bile hem kanınızı donduran hem de yerinizde hoplatan bir aksiyonu var. Kesinlikle izleme listenize eklemeniz gereken bir yapım geliyor.

Suyun Sesi
Fantastik ve bilim kurgunun bir arada olduğu filmleri hep çok sevmişimdir. Bu filmin fragmanını şaş kaza gördüm ve aşık oldum. Hep dış güçlerin uzaylıdır, yaratıktır vb. tuhaf canlıları hapsettiği ve dünyayı ele geçirecek silahlar yarattığına dair komplo teorileri döner ya işte bu film o teorileri destekleyen bir yapım. Hem eğlenceli, hem üzücü, hem ürkütücü,
hem de merak uyandırıcı bir fragmandı. Çıkar çıkmaz izleme isteği uyandırıyor insanda. Film de bir araştırma merkezinde çalışan dilsiz bir kadının, orada tutsak tutulan yaratıkla olan iletişimi, dost edinişini görüyoruz. İlginç gözüküyor ve bence fantastik bilim kurgu sektöründe adını duyuracağı çok açık!

Küçük Ayak Efsanesi
Hep insanların Koca Ayaklar peşinde koştuğu efsaneler yazılır. Bu kez de Koca Ayaklar kalkıp minik ayakların peşinde koşuyor. Animasyon filmlerini seviyorsanız kaçırmayın bunu derim. Görsel efektler çok hoş, son derece iyi gözüküyor. Hem gülmek hem de efsaneleri tersten izlemek için mutlaka bakılmalı.

Ocean's 8 
Harika bir film geldiğini söylemek bir marifet olmaz. Oyuncular, büyükler ligi gibi. Tüm iyi isimleri tek bir çatı altına toplamışlar ve sadece izleyip keyif alın demişler. Hikayeden anladığım kadarıyla büyük bir soygun için toplanan 8 usta kadın hayatlarını döndürecek bir vurgun yapmaya karar veriyor ve biz de bu süreci hem gülerek hem de şaşkınlıklar içerisinde izlemekle yetiniyoruz. Ama çok var daha çıkmasına. Tabi ki bu beklemeye engel değil. Mutlaka not alın ve izleyen bu filmi!

The Current War (Elektrik/Akım Savaşı)(Gülmeyin nasıl çevireyim bilemedim ^^)
Edison ve Westinghouse arası mücadeleyi ele alan bir film geliyor. Hem de Benedict Cumberbatch ile geliyor. Benedict olur da kötü mü olur? Tabi ki olmaz. Daha önce hiç Edison filmi izlemedim yapıldı mı bilmiyorum. Daha önce Tesla filmlerine denk geldim ama Edison hiç. Sıfır bende. Merakla bekliyorum bu mücadeleyi. Satılabilir, pazarlanabilir elektrik sistemleri için baya büyük uğraş verdikleri ortada. Bakalım bizlere bu hikaye nasıl aktarılacak. Bekleyip göreceğiz.



4 Ocak 2018 Perşembe


FANTASTİK CANAVARLAR NEDİR VE NERELERDE BULUNUR?

KOCAMAN BİR MERHABA HARRY POTTER SEVERLER! 
Ve hayatının küçük bir kısmında bile olsa Harry Potter izlemiş olanlar!
J.K. Rowling'in hayal gücü ve kalemine olan hayranlığım bir kez daha pekişti. Bir kez daha aşık oldum yarattığı hikayelere. Bambaşka olan o dünyalara. Bazen şüpheye düşmüyor değilim hani! Ya gerçekten böyle dünyalar varsa ve biz bu dünyalarda ki her şeyden bir haber olan mugglelarsak? Düşüncesi bile üzücü. 

Harry Potter sevenler için harika bir atıştırmalık Fantastik Canavarlar! 

Film 2 saat sürüyor. İlk 40 dakikası biraz yavaş ilerliyor. Hatta ben o dakikalarda ne bu ya diye sitem bile ettim. Harry Potter'dan sonra böylesine yavaş bir şeyler çekilmiş olmamalı falan dedim. Ama sonrasında gelen aksiyon, duygu yüklü sahneler ve büyücüler laflarımı gerisin geri tıktı ağzıma. Son 50 dakikayı soluksuz izledim. Ayrıca Hogwarst'tan Albus Dumbledore'dann bahsedilen sahneler çok kısa olsa bile istemsizce gözleriniz doluyor. J.K keşke bir seri daha devam ettirse diyorsunuz. Ama her şey tadında bırakılmalı değil mi?
Filmde bol bol fantastik yaratık göreceğiz. Bir adet büyücü olan hayvan bakıcısının bu hayvanları koruması ve onları doğal yaşamlarına kavuşturması hakkında verdiği mücadeleyi izliyoruz. Bu önemli şahsın adı ise: Newt Scamander. Çok tatlı bir karakter. Kimseye zarar gelmesini istemiyor. Ne bu hayvanlara ne insanlara ne de büyücü dünyasına. Peki bu fantastik yaratıklara nerede bakıyor dersiniz. Bavulunda. Evet evet. Bir bavulda!
Bu öyle bir bavul ki bir hayvanat bahçesi gibi çeşitli canlılarla dolu olan bir dünyayı içinde barındırıyor. Fakat bir nevi veteriner de sayılan Newt bir gün bavulunu büyülü olmaya olmayan yani bir Muggle karıştırıveriyor. İşte tüm macerada böyle başlıyor. Bavulun kapağı büyülü olmayan tarafından açılınca ortaya tadından yenmeyecek bir dizi olay oluşuveriyor. Ortalık karışmış, mugglelar delirmiş, fantastik canavarlar etrafta cirit atarken başka büyük bir bela daha ortaya çıkıveriyor.
Bir tür ruh emiciyi andıran bir kara büyü. New York'a musallat oluyor ee bizim zavallı Newt'ten biliyorlar bunu da. Senin etrafa saldığın canavarlar yapmıştır diye ceza kesiliyor. İlk kez büyücülük dünyasında ki ölümü bu denli farklı göstermişlerdi. O ortam baya ürkütücüydü. Ama tahmin edersiniz Newt kendini kurtaracak akla sahip bir büyücü.
Tabi buradan kurtuldu diye diğer tüm belaları da başından attı diyemeyiz. Dediğim o ruh emici kılıklı şeyle yüzleşmesi gerekiyordu. Çünkü o her şeyin kurtarılabilir olduğuna inanıyor. En kötünün bile kurtarılma şansı olduğunu düşünüyor. Ve hikayenin bence ana fikri de burada yatıyor bence. Her kötünün içinde bir iyi her iyin içinde ise bir kötülük var. Ama her ne kadar kötü olursa olsun her canlı kurtarılmaya değerdir. Onun farklı görünüşü yaşamını elinden almak için asla yeterli bir sebep olamayacaktır.
Yani lafın özü BAYILDIM! Hem ana fikre hem anlatışına hem Harry Potter'dan taşıdığı izlere, hem de J.K Rowling'in inanılmaz zekasına bayıldım. Darısı benim ve benim gibi fantastik yazmak isteyen yazar adaylarının başına!
Mutlaka izleyin filmi ve hayal gücü denen şeyin nasıl uçsuz bucaksız olduğunu görün. Fantastik kelimesinin hakkını sonuna kadar hak eden bir film!
(Ayrıca içinde çok çok kısa da olsa bir adet Johnny Deep var. Sevenlerine duyurulur!)

Fragman için:

21 Aralık 2017 Perşembe

KOLONYA CUMHURİYETİ - KÜÇÜK BİR ÜLKE SERÜVENİ

Çok fantastik şeylerin döndüğü bir filmdi diyebilirim. Hadi uzaylıları anlarımda Amerika'nın ülkeden çekildiği bir sahne vardı. Onu nasıl anlayayım ben? Hayır yani Amerikanın girdiği bir yerden çıktığı nerede görülmüştür? Yani bu kısım baya bir fantastikti.
Açıkçası sıradan bir olay işleyiş şekli beklemeyin. Güzel ve farklı bir yöntem belirlemişler hikayenin anlatılışında. Ayrıca Türk sinemasında ancak Cem Yılmaz filmlerinde rastlayacağımız absürtlükler mevcuttu.
Bir komedi filmi olsa bile ara ara ince ince dünya düzenine ve Tv programlarına laf soktuğu kısımlar mevcuttu. Zaten bence komedi biraz sivri dilli olmalı. Ayrıca görsel olarak kullanılan ilçe daha doğrusu yarı ada şeklindeki ülke oldukça sevimli. 
Hikaye bilimkurgu ögelerinden biri olan Ufo'larıda konu alıyor. Oysa ben fragmanı izlediğimde paso
uzaylı olacak sanmıştım ama  uzaylıların olduğu kısım daha kısa tutulmuş. Senaryonun temel gidişatı Kolonya Cumhuriyeti eski adıyla Dik Burunlu'nun Amerika'ya yanlışlıkla savaş açmasıyla başlıyor ve ülkenin başkanı olan Peker Mengen'in bu yanlıştan dönmek adına verdiği çabayı izleterek devam ediyor. Çaba derken genellikle ülkeden kaçmakla uğraşmakta :D. Büşra Pekin zaten iyi bir oyuncu ve bu filmde de baya bir güldürüyor bizi. 
Karakterler birbirinden uçuk. Baş karakter ve yardımcıları BKM ve Güldür Güldür'den biliyoruz. Ayrıca Başrol Çağlar Çorumlu benim baya sevdiğim bir oyuncu. Çeşitli tiplemelerle baya adını duyurdu ve bence bu filmde o tiplerin toplamı olan bir kişi görüyoruz.
Eğlenceliydi. Ama insanlar pek hoşlanmamış. Abartıldığını, küfürlü olduğunu, komik olmadığını falan söylemiş. Bence komikti tamam film boyunca gözümden yaşlar akmadı ama bir çok sahnesinde kahkaha attım. Ayrıca oyuncuların canlandırdıkları karakterleri sevdim ben. Standart BKM komedisi.
Sizi güldürüyor, filmi boşa izlemişsiniz hissi asla oluşmuyor.
Amerika ile bu denli haşır neşir olan başka bir ülke daha var mıdır bilmiyorum ama Peker Bey bu konuda baya bir sınırları aştı. Diğer büyük devletleri bile kattı filme. Diyorum ya Türk'lerin farklı bir espri anlayışı var. Bu espri anlayışımız yapacağımız diğer türleri de absürt bir biçimde etkiliyor. Fantastik ya da Bilimkurgu pek Türk'lerin yapmayı tercih ettiği ya da cesaret ettiği türler değil. Bu sebeple öncelikle kendilerini tebrik ediyorum. (Bu lafta da aklıma hep Cem Yılmaz'ın tevkiftir o tebrik değil repliği gelir) Hem farklı bir tarz deneyip hem o tarzı kültürümüze göre şekillendirmiş hem de güldürmüşler. Bence Güldür Güldür espri tarzını seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca filmlerde de olsa sonunda Amerika'dan uzakta mutlu ve mesut gülüp oynayan bir ülke görmek sevindiriciydi. Kısacası ben Kolonya Cumhuriyeti'ni beğendim. Aşağıdan fragmanına bakabilirsiniz.


10 Aralık 2017 Pazar

SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN? - FİLM YORUMUM

Geçtiğimiz günlerde çıkan ve bir çok eleştirmen ve izleyici tarafından beğenilen Burak Aksak filmi. Açıkçası ben en son Bana Masal Anlatma'da bırakmıştım Burak Aksak'ı. Senaryo, oyuncular, akış, çekim şekilleri, görsel efektler... Harika bir filmdi, her şeyi dört dörtlüktü. 

Şimdi Sen Kiminle Dans Ediyorsun'a gelirsek, gerçekten de bahsedildiği kadar iyi miydi?

Filmin ilk yarısının, rahat bir yirmi dakikası fragmanlardan aşina olduğunuz kısımlardan oluşuyordu. O beni biraz rahatsız etti. Gerekli gereksiz küfür sahneleri de. Ama şimdi sende küfürlü ne filmler var diyecekseniz. Sorun küfür değil. Durun bir dinleyin. Ben küfür edildi ya da edilmediye değil Burak Aksak'ın yerli yersiz koymasına şaşırdım. Komedileri kendine hastır, hani dersiniz ya onu demeseydi olmazdı! Hah! İşte bu his Sen Kiminle Dans Ediyorsun'da pek olmamıştı.
Senaryo birazcık yavan kalmıştı. 
Ama elbette ki eğlenceliydi. Güldürdü mü güldürdü. Fakat bir BANA MASAL ANLATMA değildi. Hep şey bekliyor insan. İyi bir iş yapıldıktan sonra, onun üzerine çıkacak bir şeyler... Tabi bize demesi kolay, o senaryoyu yazmak, yönetmek, yapımcı sponsor falan bulmak... 7/24 çalışmak oldukça zordur, bende farkındayım. 
Sen Kiminle Dans Ediyorsun? Herhangi bir hayali ve yaşama arzusu kalmayan bir kızın tekrar hayata dönüşünü konu alıyor. Defalarca intihar eden bir kıza aşık olan doktor da onu bu yoldan çevirmek için mutlu olduğu bir şeyler arayışına giriyor ve buluyor da. 
Dans etmek! 
Baş roller bütün her şeyini tekvando salonundan bozma bir dans kursu olan Şengül Dans Okulu'na gidiveriyor. Şengül de Binnur Kaya olunca ortaya koca bir şamata çıkıyor. Şengül karakterini çok sevdim. Hatta en iyi güldüren kişi oydu. Diğerleri o kadar da kopartamadı sinema salonunu. Binnur Kaya oldukça iyi bir iş çıkarmış ama şöyle bir durum var ki rollerin bir arka planı yok. Fazla düz. Sadece başrol kızımızın hayatının acıklı kısımlarını ve Şengül'ün acıklı bir kaç anısını görüyoruz.
Fikir tam olarak ne?

Sen Kiminle Dans Ediyorsun da tam olarak anlatılmak istenen ne?

Yani başrol karakteri ailesini kaybettiği için mi intihar etmek istiyor? E ablası hep yanında? Durumları oldukça iyi görünüyor? Evleri deseniz o da gayet iyi? Çalışmıyor da? Madem psikolojik bir rahatsızlık bu neden denli tiye alınıyor? Komedi olması her şey ile kafanıza göre dalga geçebileceğiniz anlamına mı geliyor? Dans etmek hakkında en son 6 yaşında bir şeyler yapan kız Şengül Dans Okulunda balerin oluveriyor? O da komikti mesela. 
Bir de doktor ile olan sahneler komiklik konusunda biraz zorlamacaydı.
Sen Kiminle Dans Ediyorsun'u niye pek sevemedim bilmiyorum. Bir çok kişinin filme bayıldığını duydum. Ama o fragramandan sonra daha iyi bir şey bekliyordum! Beklememem gerekirdi ama oldu işte. Türk sinemasında fragmanı arşa çıkan filmlerden uzak durmaya karar verdim. Orada espriler gırla film de yani koca 1 buçuk 2 saatte fragmandakilerin yayılmış halini izle dur.
Belki de Burak Aksak'tan daha iyi daha dolu bir hikaye beklediğim için böyle oldu. Beklentiyi yükselttiğim için sinemadan çıkışım iyi gibiydi oldu. 

Tabi ki piyasada ki küfürle güldüren mizah katili filmlerden daha iyiydi! 

Ama biliyorum ki daha iyisini yapabilirlerdi! Ama yine de güzeldi. İzlenmeli ve Türk Sinemasında mizahın daha iyiye, daha güzele doğru gidişi gözlemlenmeli. Burak Aksak, Gülse Birsel gibi senaristler eminim daha iyisini yapacaklardır!

Fragmana aşağıdan bakabilirsiniz.



AİLE ARASINDA - FİLM YORUMUM

Filmi dün Cinemaximum sinemalarında izledim. Bu sebeple küçük bir serzenişim olacak. BİR BİLET NASIL 20 TL OLUR? İNSAF! 
Tamam. 
Serzenişimi yaptığıma göre filme geçebiliriz.
Gülse Birsel Türk dizi tarihin kültlerinden olan Avrupa Yakası'nın senaristiydi. Onlarca yazdığı karakterler arasında en sıyrık ve en komik olanı Burhan Altıntop'tur. Hala Engin Günaydın'ı Burhan olarak bilirim. Bu denli benzeri olmayan karakterlerin yazarı hep Gülse Hanım oldu.
Bu kez bir sinema filmi senaryosuyla karşımızda. Küçük bir rol de kendisi oynamış. 
Aile arasında fragmanını ilk izlediğimde, komik bir şeye benziyor elbet diyorsunuz ama artık alıştık. Fragmana tüm komik sahneleri koyup geri kalanında uyuklatan filmlere.
Ama bu film hem fragramnın üstüne çok rahat bir biçimde çıktı. Gülmekten kırıldığım bir filmdi. Sinema salonunu kahkahalar film boyunca devam etti. 2 saatin 2'sinde de gözümüzden yaş getirdi. Hatta bazı sahneler de şarkılar söylenmekte ilk defa bir sinema salonunda tamamıyla filmin içine girmemiştim. Gözüm o sahnede dalmamıştı. Açıklı bir yanı var o kahkaha içinde. 

Zor hayatlar, zor meslekler, kadının toplumdaki yeri, trans bireylere yaklaşım...

Bir çok konu iç içe, bir çok bakış açısı yan yanaydı. Gülse Hanım zaten zıt karakterleri tek bir sahneye toplamayı seviyordu. Bunu filmde de yapmış olması pek şaşırtmadı. Ama filmde bir nokta beni çok rahatsız etmişti. Şimdi bir trans bireyimiz bulunmakta, şarkıcılık yapmaktadır. Bu arkadaşımıza nazikçe Trans Birey denilmekte mantıklı olan da bu zaten.
Demet Evgar'ın canlandırdığı karakter de vokallik yapıyor ve bar ya da gazino gibi ortamlarda çalışıyor. Ve yumuşak bir karnı var. Hafif kadın olarak lanse edilmek istemiyor, hiç bir kadının istemeyeceği gibi. Özellikle ve sürekli olarak sen beni ne sandın sen beni or**spumı sandın şeklinde sinirlenmekteydi. Oysa o şekilde seslendiği kadınların kaçı bu işi bile isteye yapıyor? Kaç tanesi buna mecbur bırakılıyor? Yani Trans birey diyilebilen bir filmde o kişilere de s*ks işçisi demek çok zor olmasa gerek. Biliyorum senaryonun bununla bir alakası yok. Komiklik üzerinde şekillenmeli ama o kısım biraz üzücüydü. Emimin Gülse Birsel o yönden yani küçük düşürücü göstereyim çabasında değildir sadece o sahneler fazlaydı o yüzden rahatsız hissettim.
Sonuçta Gülse Birsel toplumsal standartları umursamayan, karakterlerinin uçuk olduğu ve herkesin her şey olabileceği senaryolar yazıyor. Kaliteli işlerde ortaya çıkarıyor.
Filmin en sevdiğim kısmı ise oyuncular arası mükemmel uyum! 
Her biri bir diğerinden komik ve dobra! Hikayenin içinde hem umut, hem ikinci bahar arzusu, hem dram, hem gözyaşı var. Yani var da var.
Baş rol Fikret işini batırınca yeteri kadar zor durumdayken bir de karısından yiyor darbeyi. Boşanmak istemese de evden kolunca pek bir şey yapamıyor Fiko. Kendisine avukat bulması gerektiği söyleniyor o da söyleneni yapıyor. İş bu ya avukat diye yanına gelen kadın ise artık hayatına yeni bir şekil vermek isteyen aile kurmak isteyen biri çıkıyor. Ona evini kiralıyor ve olaylar bambaşka bir hal alıyor. 
İki tarafından 21 yıldır kurmayı arzuladıkları aile isteği bu olaylar çevresinde şekilleniyor. 
Eğlendiriyor ama düşündürüyor da.

Her evli çift gerçekten aile olabilmiş midir?

Sadece bir deftere imza atmalak, bir yastığa baş koymakla aile olunmaz diyor Gülse Birsel. Hayal ortaklığı, dostluk, anlayış, ilgi alaka, bakmaktan öte görmekle alakalı diyor bizlere. En hoşuma giden sahneler de tam da bu konuyla alakalıydı.
Topluluk baskısından endişelenerek yapılan evlilikler ya da birliktelikler ne kadar güzel sonuçlar doğurabilir ki? Zorla güzellik olmaz demiş atalarımız. Güzellik bir noktada zorluğun içerisinde de zorla yapmanın değil, tüm zorluklara rağmen aramak ve çabalamanın içerisindedir. Bu bizlere bir de ekrandan gösterdiği teşekkür etmemiz lazım Gülse Hanım'a. İlk film için oldukça eğlenceli ve küfürsüz güldürmenin mümkün olduğunu gösteren bir filmdi AİLE ARASINDA. Eline ve aklına sağlık güzel insan. 

Aşağıdan fragmanı izleyebilirsiniz ve bana kalırsa en kısa sürede gidip izlemelisiniz!



Follow by Email

gtag('config', 'UA-86742725-2'