film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2017 Çarşamba

Eğer Yaşarsam / Film Yorumum


Filmin Adı: Eğer Yaşarsam
Uyarlandığı Kitap: Eğer Yaşarsam
Yönetmen: R.J. Cutler
İmdb Puanı:6,8
Aynı adlı kitaptan yorumlanmış, boğazı düğümleyen bir film  Eğer Yaşarsam. Her şeyin günlük güneşlik başladığı bir kasabada bir trafik kazası trajik bir geleceğe sürükler Mia Hall'i. Kitabını okurken çoğunlukla ağladığım, ama bir o kadar da gülümsediğim yerler vardı. Ama bu gülücükler komik bir şey yüzünden değil, geçmişin tozlu raflarından çıkarılmış, güzel hatıralar içindi.
İçinizi buruklaştıran, kalbinizi ısıtan ve gözlerini dolu dolu yapan hatıralarla dolu. Ölümde vardı, yola devam etmekte... 

Peki ya Mia yola devam edecek miydi?

Kitabımızın ana konusu yukarı da soru etrafında şekilleniyor.
Kitabın ana karakteri Mia Hall bir trafik kazasıyla ölüm ve kalım arasındaki o ince çizgide bulur kendini. Yalnız bir şeyler çok kötü bir biçimde ters gitmektedir. Çünkü her şeyi görüp duyuyor olmasına rağmen kimse onu fark edemiyordur. Tıpkı bir hayalet gibi yoğun bakımdaki bedeninin etrafında geziniyor, kendisi için üzülen sevdiklerini izliyor, hastanedeki ailesi için endişeleniyordu. Bunları görmemizin yanında bir de Mia'nın geçmişindeki anılara dönüşler yaşıyorduk.  
Bebekliğini, çocukluğunu, ergenliğini, ilk aşkını, en yakın dostunu, hayatının mesleğini ve çok sevdiği ailesini...

Hem ana karakteri derinlemesine tanıdığımız hem de hayatta kalması için dua ettiğimiz o nadir kitaplardan birini sinema perdesine güzelce yansıtmışlar. Kitabın olay örgüsüne sadık ve okuyucuyu memnun edecek oyuncu seçimleri yapılan izlenesi bir film ortaya çıkarmış.
Acısıyla tatlısıyla, yaşamın ölümle var edildiğini bu gerçekçi dünyayı bize sunan Gayle Forman'a (sevgili yazarımıza) teşekkür eder ve filmi bir kez daha izlemeye giderim.

Küçük bir alıntı:
"Sevgi, onu tutunduğunuz sürece asla ölmez, sizi terk etmez ve asla bitmez. Sevgi sizi ölümsüz kılar."
Fragman:


31 Ekim 2017 Salı


Çılgın Max: Öfkeli Yollar Film Yorumum

Imdb: 8,1
Yönetmen: George Miller
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki izlediğiniz ya da izleyeceğiniz filmlerin arasına birinci sıradan girecek bir kaliteye sahiptir kendileri. 3D oluşundan, oyuncu seçimine, oyuncu seçiminden kurguya, kurgudan görsel efektlere kadar her şey mükemmeldi! Çılgın Max'imizin(Tom Hardy)  hikayesi aslında 1979 yılında sinemanın dehası George Miller'la başlamıştır. 2015 yılına ise bomba etkisi yapan bir tekrar filmi ile geri döndü. 

Aradan geçen onca zamana meydan okuyan bir hikayesi var. 

Öyle ki her şeyin bittiği, geriye çölden başka bir şeyin kalmadığı bir dünya düşünün. İlk önce petrol savaşları sonrasında ise su savaşları ile yönetici sınıf, hastalıklı bir yeni düzen kurmuşlardır. Bu düzende hayatta kalmak ile ölmek arasında pekte bir fark göremedim ben. Savaşın çocukları adı verilen çok küçük yaştan savaş için eğitilip liderlerine sonuna kadar bağlanmak için beyni yıkanan bir grup var. Muhafız gibi düşünün. İnsanlar hastalık içinde, su için birbirlerini hırpalıyorlar. Su için bizim devrimizin petrolü diyebiliriz.
Max hikayemize tam da bu sırada dahil olup savaş dünyasında tutsak duruma düşer. Bu esnada savaşın hastalıklı dünyasında sağlıklı çocuklar için birden çok eşi olan liderin eşleri, liderden kaçar. Charlize Theron bu görevi üstlenir ve tüm halatlar kopup aksiyonun içine bodoslama düşüveririz. 
Öyle sahneler var ki koltukta sıçramanıza neden oluyor. 3D'nin hakkını sonuna kadar veriyor sizlere. Gerilimin hiç düşmediği aksiyonun 120 dakikanın 120 dakikasında da arttığı nadir bir film Mad Max. Hiç düşünmeden izleyin derim.

Fragman:

30 Ekim 2017 Pazartesi

Bildiğiniz Uzaylı Filmlerini Unutun! Karşınızda Sıradışı Peekay!


PEEKAY - P.K. (2014)
Imdb: 8,2
Yönetmen: Rajkumar Hirani

Aslında bir süredir Türk dizileri Türkiye'de oldukça fazla izlenir oldu. Gerçi oldum olası televizyonda dizi izlemeyi sevmiyorum. Gereksiz bakışmalar aksiyonsuz sahneler geçene kadar uykusu geliyor insanın. En iyisi internetten izlemek bence. Özellikle söz konusu Hint filmleri olunca! Bilirsiniz acaib uzun filmler yapıyorlar. Dans sahneleri çok fazla yer tutuyor filmde. Kötü demiyorum sadece çok uzun oluyor. Her neyse asıl konumuz Aamir Khan. 
Hint filmlerini Aamir Khan ile tanıdım. Ama 3 Idiots, Her Çocuk Özeldir gibi harikulade sinema filmlerini nasıl olur da bu kadar geç keşfederim, nasıl olur da izlemem ben demeden edemedim! (Şuan vizyonda bir filmi daha bulunmakta, en kısa zamanda onu da izlemelisiniz!) Ve işte o mükemmel filmlere birisi daha katıldı: 

P.K.(Peekay) 

P.K. dünyadaki canlıları, yaşam tarzlarını ve daha bir çok bilgiyi keşfetmek için dünyaya gönderilen bir uzaylı! Öyle aklınızda canlanan koca kafalı, sivrisinek kılıklı bir canavar değil, bildiğiniz insan formunda bir uzaylı.
Ama daha uzay gemisinden dünyaya inmesiyle, başının belaya girmesi bir olmuş, bırakın bilgi edinmeyi bir daha evine bile dönmeyi başaramayacak bir duruma düşürülmüştür. P.K.'yin en ilginç yanı da tam burada karşımıza çıkıyor. Asla ama asla pes etmiyor! O kadar ki herkese, her şey hakkında soru soru soruyor, bıkıp usanmadan öğrenmeye çalışıyor, insanları şaşırtıyor ve kendisini sevdiriyor.

Bir Aamir Khan oyunculuğu daha! 

Hem ağladığım, hem doyasıya güldüğüm, hem de hiç tahmin etmediğim kadar düşündüğüm bir hikaye çıkmış ortaya. Din nedir, dindarlık nedir, evrenin neresinde ne diye varız? İnandıklarımız doğru mu yoksa baştan aşağı yanlış mıyız? Dört dörtlük bir filmdi. Ama film de en güzel şey P.K'in masum düşüncelerinin, insanların her gün ki rutinlerini, düşünmeden ve sorgulamadan yaptıkları işleri, hatta ve hatta hiç sorgulamadığımız inançlarımızı sorgulatıyor bizlere.
Komedi ve dramın bir arada seyrettiği son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Fragman hemen aşağıda olacak, ben derim ki izleyin, izlettirin! 
Çünkü P.K.'yin deyimiyle her zaman doğru bir numara var! Olmalı.

*Film müziklerini es geçmemeliyim. Harika bir müzik listesi var. Sahnelerde yükselen ritim ve yapılan danslar ekran karşısında oynamanız için sizi dürtüklüyor! Onları da hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz!

Fragman


Müzik






14 Ekim 2017 Cumartesi

İlk Önce Cingöz Recai Şimdiyse Fatih! Bu Yıl Kenan İmirzalıoğlu'nun Yılı Olacak!

Bir zamanlar ekranlarda rüzgar estiren bir dizi vardı. Deli Yürek! Sonra Ezel oldu o dizi. Şimdiyse Fatih olacak gibi duruyor! Kimseciklerin inkar edemeyeceği kadar iyi bir aktör Kenan İmirzalıoğlu. Yaptığı her yapımla adından bahsettirebiliyor.
Ama bu sene onun için altın gibi bir yıl olacak bence.  Bilirsiniz Muhteşem Yüzyıl'ın bu denli başarılı olması muhteşem kostümler, gerçekçi arka planlar ya da efektler değildi. O diziyi bu denli dünyada bilinir bir hale getiren Halit Ergenç'ti (Meryem Uzerli'yi de es geçmeyelim). İkilinin oyunculuğu mükemmel bir uyum içerisindeydi. Şimdi ise Kenan İmirzalıoğlu'nu bir Osmanlı Padişahı olarak oyunculuğunu konuştururken göreceğiz. Hele ki onunla beraber rol alacak diğer başarılı oyuncularla ışığı tuttu mu bırakın Türkiye'yi tüm dünyada sesini duyuracak bir yapım olacağından eminim!
Bununla da bitmedi. 13 Ekimde sinemalarda gösterime giren CİNGÖZ RECAİ var! Bomba gibi bir film olduğunu düşünüyorum. Sadece fragmanı bile aksiyonun bolluğunu ve hikayenin eğlenceli ilerlediğini göstermeye yetiyor. Oyuncu kadrosu da bir o kadar göz kamaştırıyor, izlemek için sabırsızlanıyorum.


Cingöz Recai Peyami Safa tarafından kaleme alınan bir karakter. O bu karakteri yazarken Arsen Lüpen'den esinlenmiş. İşinde son derece usta olan bir karaktere can verecek Kenan İmirzalıoğlu. Ayrıca bu filmin ilk beyaz ekrana aktarılışı değil. Eğer ki Yeşilcam'a ilginiz varsa ya da daha önceki çekimlerini de izlemek istiyorsanız Cingöz Recai 1969 yazarak aratmanız yetecektir(2017'den önce 2 kez sinemaya aktarılmıştır Cingöz Recai). Aşağıya Youtube'da yayınlanmış olan full filmin linkini de bırakıyorum. 1969 çekilen yapım da oldukça iyi oyuncuları barındırıyor bünyesinde. Ben ikisini izleyip karşılaştırmasını yapacağım yakın bir zamanda.
Bir şey izlemek istiyorum diyorsanız mutlaka bu filme gitmelisiniz! Ya da kitabını okuyarak hikayeyi daha detaylı bir biçimde öğrenebilirsiniz.

Peyami Safa Cingöz Recai Serisi- Okumak İçin: Tık

Cingöz Recai 2017 - Fragman / Şuan da Vizyonda!

Cingöz Recai 1969 - Full Film





11 Kasım 2016 Cuma




Film Adı: Piper
Yayın Tarihi: 17 Haziran 2016
Yapım Şirketleri: Pixar, Walt Disney Pictures
Film Süresi: 6 dakika
IMDb: 8,5

Geçen gün Facebook'ta sanırım BoredPanda'nın paylaşımında gördüğüm animasyon filmidir. Kısacıktır ve tamamen Pixar şirketinin dedirtecek kadar tatlı bir sonla bitmiştir. Küçük bir yaban kuşunun hayata attığı ilk adımları görsel bir şölen şeklinde sunuyor bizlere. Sadece 6 dakika içinde yeni bir şeyler öğrenip, deneyimlemenin ne kadar müthiş bir şey olduğunu hatırlatıyor bize Piper. Küçük kuşa annesi nasıl kendi başına yemek bulması gerektiğini öğretiyor daha doğrusu öğretmeye çalışıyor. Çünkü yavru kuşumuz denizden ve ıslanmaktan çok korkuyor. Korkusunu yenmesini sağlayan da karşısına birden bire çıkan minik bir yengeç oluyor. Zaten o sahnede ki görsellik beni benden aldı. Pixar'ın en sevdiğim yanı ise insan dışındaki canlıların masumiyetini ve güzelliğini böylesine safça ortaya koymasıdır. Pixar'ın diğer bir animasyonu olan Partly Cloudly'i yani Kara Bulut'u izleyen bilir orada da bir leyleğin başına gelebilecek kötü bir olay oldukça tatlı bir dille anlatılmış aynı tatlılıkla da sonlandırılmıştır. 
Kısacası vaktiniz varsa Piper'ı izleyin. Bittiğinde üzeleceğiniz kadar güzel bir hikayeye sahip.


Film Adı: Lifted
Yayın Tarihi: 29 Haziran 2007
Yapım Şirketi: Pixar
Film Süresi: 5 dakika
IMDb: 8,0

Bir gece kapınızı uzaylılar çalıverse ne yapardınız? Her halde ben olsam o dakika ruhumu teslim ederdim. Neyseki Lifted'teki masum insan uyanmıyor ve öyle bir durumun dehşetini yaşamıyor. Animasyonda dünyadaki iki uzaylının insan kaçırmak üzere çalışmalar yaptığını görüyoruz. Daha doğrusu bir uzaylı diğerini değerlendiriyor, yeteri kadar iyi kaçırabiliyor mu diye. Kulağa korkunç gelse de animasyonda oldukça komik bir dille anlatılmış. Uzaylılar ise E.T.'den hallice birisi işin iyi olmayan, beceriksiz bir rolde diğeri ise otoriter. Filmin sonu ise beklenmedik oldu benim için. Adamcağızı öyle bırakacağınıza kaçırsaydınız daha iyiydi demeden edemedim.





Film Adı: Ters Yüz
Yayın Tarihi: 19 Haziran 2015
Yapım Şirketi: Pixar
Film Süresi: 1 saat 42 dakika
IMDb: 8,2

İzlediğim en uzun animasyon filmi olabilir ve Insıde Out Oscar ödüllü bir film! Bu bile ne kadar güzel olduğunu bir göstergesidir. Bu film için Pixar ciddi bir çalışma gerçekleştirmiş. O kadar ki Pixar filmleri arasında hem bu uzun bir zaman hem de bu kadar kalabalık bir ekiple yapılan ilk filmmiş. Ne diyeyim onca emek boşa gitmemiş. 
Filmde oldukça farklı bir konu işleniyor. Küçük bir çocuktan yetişkin bir insana insan beynindeki duyguların nasıl hareket ettiklerini komik bir dille anlatmaya çalışmış. İçinde hem bilimsellik hem macera hem de dramı bir arada bulunuyor. Öfke, korku, mutsuzluk, tiksinti, mutluluk yani temel duygular yer alıyor, verdiğimiz tepkilerde.
Tabi ki bir bu tepkilerin beynimizin içinde nasıl gerçekleştiğinden haberdar değiliz. İşte Ters Yüz'de tam bu noktada işe elini atıyor ve beynimizde ne olup bitiyorsa bize gösteriyor. Bir çok gerçekçi yani vardı. Örneğin işlenen aile ilişkisi kızın ailesini terk etmeye çalışması babanın öfke ve otoritesi annenin duygusallığı, hepsinin tutulacak bir gerçeklik noktası vardı. Filmde hem ağladım hem güldüm hem de korktum. Çünkü beynimizin içini, büyüme süreçlerimizi öylesine ustaca yansıtmış ki Pixar ekibi insan ister istemez demek ki görünmeyen yüzümüzde olup biten şeyler bunlarmış demeden edemiyoruz. 
Kısacası bu filmi mutlaka izleyin. Çocukları olanlar mutlaka çocuklarıyla izlemeli bu sayede hem onları gözünden olayları görmüş olurlar hem de çocukları düşünme ve büyüme süreçlerini konuşmaktan daha iyi bir yöntemle göstererek anlatmış olurlar.



4 Kasım 2016 Cuma

The Revenant
IMDB: 8,1
Film bana göre beş üzerinden 4 alacak kadar iyiydi. 1 puan nereden gitti buyurun aşağıdan okuyun.

     The Revenant yani Diriliş filmini, çıktığı dönemde izlemiştim. Üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra yorum yapmanın zor olacağını düşünüyordum ki hiçte öyle olmadı. Filmin en önemli kısımları hatta film hakkında İnternet de dönen geyikler bile hala aklımda.
















Hatırlarsanız Leonardo Dicaprio yer almış olduğun onlarca başarılı projeye rağmen Oscar ödülünü bu zamana kadar hiç alamadı. Sıkıysa Yakala'dan Başlangıç'a Başlangıç'tan Kara Elmas'a kadar oynağı her karakteri sonuna kadar hissettiren birisi nasıl olur da Oscar kazanamaz? Sanırım Leonardo Dicaprio'da bu durumdan muzdarip olacak ki sonunda ayılı kovalamacalı vurmalı kırmalı Kızılderili'li bir filmde yer alıverdi. Yani demeye çalıştım Oscar alabilmek için soykırım açlık ya da diktatörlüğü konu alan filmlerde yer almak gerekiyor. Titanik'teki baş rolü paylaştığı arkadaşı da bir Hitler dönemi filminde yer aldıktan sonra Oscar almıştı. Her neyse konumuz The Revenant!

Film genel itibarıyla yavaş bir tempoda izletiyor kendini. Filmin son yarım saati ise aksiyonu yükleyip o neydi be diye çıkmamıza sebebiyet veriyor. Maalesef ben öyle çıkanlardan da olamadım. Aklım ucu açık bırakılmış sona takılmıştı. Daha doğrusu ben ucu açık olsun, onca vurmaca kırmaca, boğmacadan sonra Leo'nun sonu bu olmasın be demiştim.
Film de Kızılderili ırkına yapılan büyük zulmü görebiliyoruz. Yaşadıkları yerler yağmalanıyor, insanlar sonu getirilmek istenircesine öldürülüyor, çocuk kadın demeden bütün şiddeti yaşıyorlar. 
Leo'da Kızılderili bir kadına aşık oluyor. Evleniyor ve Kızılderili'lerin doğal yaşam ortamına adapte ola Leo onlarla beraber yaşamaya başlıyor. Bir erkek çocukları oluyor. Her şey iyi güzelken bir gün yaşadıkları alan yağmalanıyor ve hiç kimse hayatta bırakılmıyor ki bu hengame içinde Leo'nun çocuğundan başka kimsesi kalmıyor. Ama bir gün oğlunu da kaybedince hayattan, tutunduğu her şeyden vazgeçerek sadece intikam almak için yeniden doğuyor!
Onu hem karısında hem de oğlundan koparanlardan intikam almak için ölümü bile atlatan bir adamın ayakta kalışıdır The Revenant(Diriliş). Kar kış demeden ayı çakal kurt umursamadan tırmanır dağları Leo abimiz. Çünkü neden? Oğlunun katilini bulacak ve onu kendi elleriyle öldürecektir! Tabiki bu öyle sandığı kadar kolay olmaz. Ama bundan sonrasını anlatırsam filmi izlemeyenler için pek hoş  bir sürpriz olmaz. O yüzden durgun sonlara doğru temposu yükselen filmleri seviyorsanız The Revanant tam size göre. Gözden kaçırmayın izleyin derim! Sonuçta o kadar uzun yıllardan sonra Leonardo Dicaprio'ya Oscar kazandırmış bir film. Kötü olması olasılık dahilinde bile olamaz :) :). Değil mi?

gtag('config', 'UA-86742725-2'