tom hanks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tom hanks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2018 Pazar

THE POST - BİR GAZETE NASIL DEVLEŞİR?


Filmin baş rollerini Tom Hanks ve Meryl Streep paylaşıyor. Tom Hanks'i Forest Gump'ı izlediğim günden beri çok severim. Harika bir oyuncu. Çok sevimli bir yüze sahip, yaşlanmış olması karizmasına karizma ekleyen bir insan. Aynı şey Merly Streep içinde geçerli. Kesinlikle yaşlanmayan bir güzelliğe sahip. Ha keza oyunculuğu her yeni filmle başka bir evreye ulaşıyor. 

Peki The Post nedir? Nasıl bir filmdir? Konu olarak neyi işler?

Amerika'nın devlet sırlarının The New York Times gazetesinde yayınlamasını ve yerin yerinden oynamasını anlatıyor. Amerika zamanında Vietnam'a savaş için asker yollar, amacı zafer kazanmaktır lakin işler yolunda gitmez. Fakat hangi devlet yenildiğini yapamadığını kolay kolay kabul eder ki? Amerika halka karşı göz boyayan bir politikayla her şeyin iyi olduğunu, savaşı iyi idare ettiklerini söylüyorlar. Askerler gönderilmeye devam ediyor bu süreçte. Yani zaten cehennem gibi olan bir yere öldürülecek yeni insanlar gönderilmiş oluyor. Zaten savaşların karanlık yüzü tam olarak bu değil mi? Sırf politikalar uğruna onlarca masum gencin ölüme sürüklenmesi. Kendi topraklarından kilometrelerce uzaklıktaki devletlerin iç işlerine karışıp, tüm düzeni paramparça etmeleri... Kısacası savaş her daim ölüm oranında bir artış sağlıyor. Her neyse The New York Times bu devlet sırlarını taa Vietnam savaşı konusu gündeminde olan en eski başkanlara kadar götürüyor. O sıra devletin başında olan Nixon'da halkı yanıltanlardan birisi. Durum böyle olunca, devlet gazetenin devlet sırları ifşasının doğru olmadığını, güvenliğe zarar verdiğini vereceğini söyler ve gazeteyi durdurma kararı aldırır. 


Ama tam bu noktada oyuna The Post yani sevimli Tom Hanks ve harika Meryl Streep işe tam anlamıyla dahil olur. Onlar belgelerin peşine düşer. Ortalık karışır. Gerisini anlatmayayım çünkü spoilera girer. Ya da dur anlatayım ama bu kısımdan sonrasını aman senin anlatacakların benim izlememi engellemez anlat sen diyenler devam etsin.
Şimdi The Post başında Meryl Streep yer alıyor gazeteden sorumlu olan kişi ise Tom Hanks. Ele geçen belgelerin basımı devlet tarafından engelleme kararı çıkarılınca haliyle işler sarpa sarıyor. Mahkemeye kadar herkes tedirgin tedirgin beklerken The Post'tan bir gazeteci belgeleri buluyor ve gazeteye getiriyor ve Tom Hanks durur mu hiç! Baskı için hemen hazırlıklara başlıyor fakat sorun şu ki bu baskıyı yaparlarsa mahkemelik olacaklar ve hatta hapse bile girebilirler.
Buna rağmen baskı yapma kararı alınıyor bizzat Meryl Streep tarafından. O ana kadar hep erkek egemen tarafından geri plana atılmaya çalışan o yönetici ortaya çıkıp son noktayı koyuyor ve baskı yapılmasına karar veriyor! Harika bir andı bence. Öylesine önemli bir kararı verirken parayı ve konumu bir kenara koyup özgürlüğü seçmesinden bahsediyorum.

ÖZGÜR BİR BASIN!

Film temelde bunu veriyor aslında. The Post'u post yapan sonunda gerçek bir haber yakalaması ve onu her şeye rağmen basmasıydı. Ne demişler hayat cesurlara güler. Ayrıca bu olayın ardından diğer tüm gazeteler destek amaçlı belgeleri basarlar ve yine burada güzel bir sonuca varmamızı sağlarlar! Seni senden olan kurtarır. Bugün benim başıma gelen yarın senin başına gelebilir. Kendi kendilerini ayağa kaldıran özgürlüğü savunmaları oldu.
Mahkemede bunu destekleyen bir karar vererek gazetelerin baskılarını bir suç unsuru olarak kabul etmedi. Güzel bir açıklama vardı en sonda: BASIN DEVLETE DEĞİL HALKA HİZMET ETMELİDİR. 
Zaten basını sıkıştıran Nixon devleti kısa bir süre sonra Watergate Skandalı ile kendini çok zor bir duruma sokup, istifa etti.
Eden bulur dediğimiz şey oldu kısacası. Keşke tüm suçlular cezalarını bu denli çabuk bulabilseler değil mi? 
SONUÇ: Film, kadro, YÖNETMEN(Steven Spielberg), oyunculuklar(sadece baş roller değil yan rollerde oldukça parlaktı), senaryo, akış her şeyi ile dört dörtlük bir filmdi. Kesinlikle izleme listenize dahil etmelisiniz benden söylemesi!

Fragman:

28 Ekim 2016 Cuma

Merhaba arkadaşlar bugünün konu başlığı Cehennem!
Dan Brown’un yazın okumuş olduğum harika ötesi kitabından bahsediyorum. Harika çünkü Melekler ve Şeytanlar üçlemesi sonunda tamamlandı. Şimdi Cehennem’in konusuna kısaca değinmek istiyorum. Diğer kitapları okuyanlar ya da Dan Brown’un kitaplarından çevrilen filmlerini izleyenler bilir Simge Bilim Profesörü olan Robert Langdon kendisini sürekli olarak büyük serüvenlerin ve yapbozların içinde bulur. Bu kez tüm dünyayı ilgilendiren bir olayın tam ortasında birkaç günlük hafızasını yitirmiş halde uyanıyor ve peşinde onun ölmesini isteyen adamlarda yanında hediye olarak geliyorlar.
Robert Langdon İtalya’nın güzel ve tarihi sokaklarında kovalamaca dolu bir serüvene başlasa da sonu bütün dünyayı ilgilendiren bir suikast saldırısına uğrayıveriyor. Bilin bakılım bu suikast nerede gerçekleşecek? İSTANBUL! Evet evet yanlış okumadınız. Manyak bir bilim adamı dünyanın sonu gelmeden dünya ve gelecek için bir şeyler yapmalıyız diyor. Demekle kalmıyor kendisine kendi gibi düşünen bir tarikat kuruveriyor. Bu tarikat öyle sokaktaki şarapçı kilise de ki papaz falan değil. Baya baya dünyanın önde gelen bilim ve ekonomi insanlarından oluşuyor. Her neyse Robert kendini bu hengamenin içinde bu adamın yaptığı suikastı çözmekle görevlendirilmiş halde buluyor.

Yanında güzel ve zeki zeki demek az kalır üstün zeka bir bilim kadınıyla ta İstanbul’a kadar uzanan sır perdesini aralayıveriyorlar. Arkalarında polis FBI çeşitli paralı askerler falan var. Buna rağmen Robert olayı ölmeden nasıl çözdü vallahi anlamış değilim. Lakin kitapta ustaca kurgulanmış bir labirent vardı. Canımı sıkan şeyse sonunu tahmin etmem oldu. O suikast silahının ne olduğunu daha kitabın bitmesine 150 sayfa varken çözünce insan ister istemez sıkılıyor. Ama buna rağmen hem yazdığı şiirler oradan buradan gelip tek noktada bileşen asırlık efsaneler hem de gerçekten zeki olduğunu hissettiğiniz karakterler bir araya gelince kitap zaten kendini okutturuyor. Çünkü düşünmenizi ve boş yaşamamanız gerektiğini hissettiriyor size. Bizim bilmediğimiz neler olup bittiğinden habersiz olduğumuz bir dünya olduğunu sezdiriyor. Ve o dünyanın bir parçası olmamız gerekiyorsa düşünmelisin diyor Dan Brown. Düşünmeli ve neleri göz ardı ettiğini, hangi tehditleri hiç fark edemeden yanından geçip gittiğini fark etmelisin diyor!
Uzun lafın kısası okuyun. Ama öyle boşa değil. Dolu dolu düşünerek okuyun. Sorgulayın. Sorgulamaktan ve farklı düşünmekten korkmayın!

Hepinize iyi günler dostlar. Umarım yazımdan keyif almışsınızdır. Hemen altta Inferno filmi hakkındaki düşüncelerimi okuyabilirsiniz! 

Follow by Email

gtag('config', 'UA-86742725-2'